Haber Detayı
Televizyon ve ben (2)
Görevde bulunduğum süre içinde televizyonda reklama karşı çıktım ve Başbakan Bülent Ecevit’e firmaların reklam giderlerini vergiden düştüklerini anlattım ama engel olamadım.
Görevde bulunduğum süre içinde televizyonda reklama karşı çıktım ve Başbakan Bülent Ecevit ’e firmaların reklam giderlerini vergiden düştüklerini anlattım ama engel olamadım.
Bu nedenle yeni yeni kurulan özel televizyonlar tarafından düşman bellendiğim için TRT TV’den atılınca hiçbiri bana iş önerisinde bulunmadı.
Bu arada bir yıl bir basın yayın yüksek okulunda TV yazarlık ve yapımcılık dersi verdim.
TRT Televizyonu önceden planlaması yapılarak kurulmadı.
Konu ve alan bağlamında uzmanlık bölüm ve şubeleri zaman içinde gereksinime göre yapılandı ve bu kurulum esas alınarak 1973 yılında yönetim kurulu kararıyla resmen kurulmuş oldu.
Artık millet ana rahmine “televizyoncu” olarak düştüğü için açılan yüksek okullarda ne bana ne de birlikte çalıştığım arkadaşlara kimse görev önermedi.
Ne eğitim şube müdürü Gülseven (Baytok) Güven Yaşer gene ne eğitim şube müdürü Ertan Somunkıran ne de müzik eğlence şube müdürü rahmetli Yıleri Atamer ...
O dönemin yapımcı, yönetmen ve yöneticiler arasında Erhan İmset (TV müdürü), Kenan Değer (program müdürü), Uğur Dündar (yapımcı) var.
En önemli görevi yapım ve yayınların “kalite kontrolü” ve Türk dilinin korunup geliştirilmesi olan öndenetim ve redaksiyon şube müdürlüğünden sonra televizyon yapım ve yayın planlama müdürlüğüne atandım ki yetki alanı mesleğin tamamını ve TRT’nin bütün televizyon kanallarını kapsar.
Bu görevlerim sırasında 12 Mart ve 12 Eylül cehennemini yaşadım.
Gözaltına alındım, yurtdışına çıkmam yasaklandı.
Ve 1982 yılında zorla emekli edildim.
Özel televizyonlar kurulurken hiçbiri mesleğin gerçek kurucularına başvurmadı.
Öyle ki Milliyet gazetesi televizyon kanalı kurarken o sırada gazetede görevli, TRT TV’nin kuruluş döneminde haber dairesinin yetkililerinden ve televizyon dairesi başkanlığı yapmış olan Zeki Sözer ’den yardım almak bir yana nedense ona haber bile verilmedi.
Kısaca vaziyeti özetleyecek olursak özel televizyonları kuranlar ve yetkili görevlerde bulunanlar nedense hep bizlerden, mesleğin kurucularından korktular, bizlerle çalışmak istemediler.
Ama bir zamanlar Ankara Televizyonu’na “bisiklet yöntemi” yle gelen filmleri Esenboğa Havaalanı’ndan alıp gelen görevliyi “televizyon kralı” yaptılar.
Mesleğin temellerinin sağlam atılmasından tedirgin oldular.
Özel televizyonlar beni yok farz ettiler, herhangi bir programa bile davet etmediler.
Ancak bundan altı yıl önce Namık Koçak beni bir gün TELE 1’de yaptığı programa davet etti.
O sırada köydeydim.
Uzaktan internet marifetiyle cumartesi hafta sonunda yer aldım.
Bir süre sonra gene, gene derken iş haftalık programa dönüştü.
Yıllar içinde program mayalandı yurtiçi ve dışında kök salıp tiryaki seyirci kitlesi oluşturdu.
Namık arada sırada bana izlenme oranımızın grafiğini gösterirdi.
Bizim programın izlenme çizgisinin yüksekliği 10-12 cm ise öteki televizyonların aynı saatte yayınladığı programlar en fazla 3-4 cm oluyordu.
Bunda etken Namık’ın çok usta bir yönetmen ve yapımcı olmasının yanı sıra benim 50 yıllık mesleki birikimimdi.
Bu dönemde çok mutlu oldum.
Sanırım seyirciler de mutlu oldular.
Birkaç gündür başyücelik yönetimi bir kayyım atayarak TELE 1’i hacir altına aldı.
Televizyonun genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ “hâşâ huzurdan” , söylemesi ayıp, meğer casus (espion) imiş, “espionage” yapıyormuş!
Hadi be, hadi oradan!
Yazarlık ve casusluğun önemli bir ortak yanı vardır: Gözlem ve araştırma!
Casusluk suçüstü yaparak, suçüstü yapılarak kanıtlanır.
Karşı ajana bir belge verirken baskın yaparak...
İskambil falına bakarak, istihareye yatarak değil...
Dayan Merdan!
TELE 1’i hacir altına alarak mesleki doyum ve mutluluk kaynağımı elimden aldılar.
Mahşer gününe kalmaz hesaplaşırız!...
Ya da “benim televizyonculuk serüvenim” . 2025 yılının ekim ayının sonlarında bir günde...
İçinde bulunduğumuz olağanüstü olumsuz koşullar, bir dakika sonra hayatımızın nereye ve nasıl evrileceğini bilemeyecek durumda olmamız kendimizle yüzleşme zorunluluğunda bırakıyor bizi.
Benim televizyonculuk serüvenim 1969 yılı sonunda başladı.
Demek ki 50 yıl artı birkaç yıl etmekte.
Ve ölmeden önce hesap sorulacak kim varsa hepsinin yakasına yapışacağım.
Benim için “Önündekini ısırır, arkasındakini teper!” derler...