Haber Detayı
Yusuf Akgün: Festivalde rol çaldım evlenme teklif ettim
Onunla ilk röportajımızı 15 yıl önce yapmıştık. O zamanlar iyi oyuncu olmak için kurduğu hayallerden bahsediyordu. Şimdi 76. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı kazanan “Sarı Zarflar” filmiyle adından söz ettiriyor. Yusuf Akgün’le 27 Mart’ta sinema salonlarında izleyiciyle buluşacak film vesilesiyle bir araya geldik, hem elde ettikleri başarıyı hem de gelecek planlarını konuştuk.
◊ “Sarı Zarflar” filmiyle Berlin Film Festivali’nden ‘Altın Ayı’ ödülüyle döndünüz.
Öncelikle tebrik ediyorum, gurur duyduk...- Çok teşekkür ederim.
Bizim için de böyle bir projenin içinde yer almak hem gurur verici hem de harika bir deneyim oldu.◊ Kadroya dahil oluş hikâyeni anlatır mısın? - Biraz şans eseri oldu.
Filmin cast direktörü kız kardeşim.
Ceren’in (Akdeniz) cast direktörlüğü yaptığı projelerde ben genel olarak oynayamıyorum.◊ Neden?- Etik bir yerden bakıyoruz.
Ne o istiyor, ne de ben istiyorum böyle bir durumu.
Filme ise şöyle dahil oldum; başka bir oyuncunun seçmelerinde son anda bir aksilik oldu.
Ben oyun vererek yardımcı olmak durumunda kaldım.
İlker Çatak (yönetmen) sonrasında başka bir rol için böyle bir teklifte bulundu.
Zaten projeden haberim vardı, İlker’le de tanışıyordum ama susmuş durumdaydım.
Fotoğraflar: Levent KULUKİMSE HAYATININ ROLÜNÜ KAÇIRMIYOR◊ Sen etik değerleri göz önünde bulundursan da bu rol kısmetinmiş... - Öyle oldu...
Gerçekten eğer kaderinde varsa, karmik olarak karşılaşıyorsun.
O rolün sana geleceği varsa oluyor.
Eğer sana gelmeyecekse olmuyor.
Ben kimsenin aslında hayatının rolünü kaçırdığını düşünmüyorum.
Çünkü eğer oynamıyorsan zaten senin hayatının rolü değildir.
Benim de şansım yaver gitti.
Bir işin içine pozitif bir yerden, iyi niyetle dahil olma sürecim böyle bir maceraya dönüştü.
Onun için hem kendimi şanslı buluyorum hem de iyi ki orada filmin o sürecinde yardım etmiş oldum diye düşünüyorum.◊ Nasıl bir rolü canlandırdın?- Fikret adında bir tiyatro profesörü.
İdealleri olan, o idealler doğrultusunda kendi mesleğini icra etmek isteyen, biraz deli dolu, kendini, hevesini, o idealist tarafını bastıramayan, bastırmak istemeyen bir karakter. “Konservatuvar döneminde okulda kalsaydım, profesyonel hayatı aktif bir şekilde oyuncu olarak geçirmeseydim ne olurdum” diye bana düşündüren bir roldü.
Bana çok şey katan, benim de umarım katkıda bulunduğum bir karakter oldu.◊ İdeallerinin ne kadar peşindesin?- Herhalde olabildiği kadar.
Herkes kadar aslında.
Seninle ilk röportajımızı 15 yıl önce yapmışız.
Orada sen 20 yaşındasın, ben 26 yaşındayım.
Ben şu an 42 yaşındayım. 19 yaşında oyunculuğa başladığım dönemdeki o ilk hevesi hiç kaybetmemeye çalıştım.
Mesleğimi de giderek daha fazla sevdim.
Belki idealistim demek büyük bir laf.
Ama o ideallerimi profesyonel hayatın gerçekleriyle çok da kavga ettirmedim.
Dolayısıyla o 19 yaşındaki çocuğa olan sorumluluğunu yerine getirebilmişim gibi hissedebiliyorum.◊ Peki o 19 yaşındaki çocuğa şimdiki aklında ne derdin? - Ben o dönemlerde özellikle çok geç kalmışım gibi hissediyordum kendimi.
O his beni sürekli rahatsız eden bir yerden harekete geçiriyordu.
Şimdi biraz daha rahat olmasını, önünde çok uzun bir dönem olduğunu söylemek isterdim ona.
Rahmetli Ferhan (Şensoy) Hoca, “Aktörlüğün ilk 35 senesi zordur” derdi.
Şimdi 20 yılı geride bıraktığım yerden, bütün o kariyerin, yolculuğun uzunluğuna dair onu birazcık daha sakinleştirmek isterdim.
WIM WENDERS SAHNEDE BENİ TANIMADI◊ Festival sürecine dönersek; oraya gittiğinizde ödülü alacağınızla alakalı bir tahmininiz var mıydı? - Prodüksiyonun öncesindeki hazırlık dönemi ve set döneminde hem aktör olarak hem de işin bir parçası olarak kendimi çok iyi hissettim.
Ödül alıp almamaktan ziyade o tecrübeyi orada, o prömiyerde yaşamak benim için heyecan verici olandı.
Festival boyunca orada kaldım.
Bizimki ilk gösterilen filmlerden biriydi.
Diğer filmleri izledikçe, açıkçası ödülün bizim filme gelebilme ihtimalinin güçlü olduğunu düşündüm.
Dolayısıyla bekliyordum.Ama tabii ki çok acayip bir duygu.
Bizden önce bir Türk filmi “Kurtuluş” Gümüş Ayı’yı aldı.
Onun sevincini yaşıyorduk.
Bütün bu coşkuyu, heyecanı yaşarken, bir anda bizim film anons edildi.
Sahneye nasıl çıktım, İlker orada ne dedi, ne konuştu hiç hatırlamıyorum.Çok muhteşem oyuncularla çalıştık; Özgü (Namal) Hanım, Tansu (Biçer) Bey, İpek (Bilgin) Hanım...
İpek Bilgin benim konservatuvardan hocam.
Biz o Yeditepe’nin küçük sahnesinde beraber çalışırken bir anda Berlinale Palast’ta aynı sahneyi tekrar, bu sefer ödül almak için paylaşmak hayatın bana enteresan bir hediyesi oldu.Bir de komik olan tarafı şu; Berlin’den geldikten sonra evi taşıdım ve Moda’ya yerleştim.
Sokakta sanki UEFA kupası kazanmışız gibi insanlar tebrik etmeye başladı. (Gülüyor)◊ Yorumlar nasıldı? - Ödülden sonra sahnede sohbet ederken Wim Wenders (76.
Berlin Film Festivali’nin jüri başkanlığını yapan yönetmen) tanımadı beni.
Gördü, filmde ne iş yaptığımı sordu.
Fikret karakterini oynadığımı söyledim. “Aaa evet ama sakalların vardı, şimdi çok farklı görünüyorsun” dedi.
Filmi yeni izlemişti, bir yandan arkada fragman dönüyordu.
Tanıyamadığına göre iyi oynadım herhalde diye düşündüm. (Gülüyor) Bu durum çok hoşuma gitti.
GİZEMİN DE KIYMETLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM◊ Peki böyle bir ödül almak oyuncuya nasıl bir sorumluluktur yüklüyor? - Böyle bir yerden değerlendirmiyorum.
Zaten senin kendi mesleğine, kendine, hayatına dair bir sorumluluğun var.
Bu, bir ödülle beraber değişen bir durum olmamalı.
Çok güzel bir gece yaşadık, harika bir kıvanç yaşadık ama bitti.
Hayat devam ediyor.
Yeni şeyler olacak.
İnsanın kendine ve mesleğine sorumluluğu zaten böyle projelerde yer almayı sağlayan şey oluyor.◊ Proje seçiminde daha titiz olmak gibi durumlar yaşanabilir mi?- Ben zaten uzun süredir onu elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum.
Kendimi görmediğim, içinde bulunmanın bende hafif de olsa mutsuzluk yaratacağı bir işi seçmemeye gayret ediyorum.◊ Popülariteyle aran iyi değil mi? - Göz önünde olduğumuz bir iş yapıyoruz.
Popülaritenin yaptığın işi tanıtabilmek için, onu insanlara duyurabilmek için gerekli olduğunu kabul ettim.
Ama bir de mizaç meselesi var işin içinde.
Kabuğuna çekilmek kendi sosyal hayatımda çok yaptığım bir şey mi bilmiyorum.
Yaptığım işi anlatmak çok güzel bir duygu ama eğer anlatacak bir şeyim yoksa, insanların zamanını alacak bir şeyim yokmuş gibi hissediyorum.
Özel hayatın da biraz özel kalması gerektiğine inanıyorum.
Yani insanın kendi hayatında ne yaptığının, o gizeminin de kıymetli olduğunu düşünüyorum.◊ 15 yıl önceki röportajda “Sadece kara kaşa, kara göze kimse oyuncu olmuyor.
Yetenek de gerekiyor” demiştin.
Hâlâ böyle düşünüyor musun?- Bizim aslında sinemamızda da böyle bir fotoroman ekolü var. “Kara kaşa kara göze bakılmaz” filan derken ben de yetenekliyim demek istiyormuşum sanırım. (Gülüyor) İlk başladığım zamanlarda “model oyuncu” furyası vardı.
Benim de okullu olduğum anlaşılmayacak diye ödüm kopuyordu.
Yani böyle bir yerden konuşmuşum herhalde.
Bu fotoroman ekolünün getirdiği “yakışıklı adam, güzel kız, ışıklı bir surata bakma” ihtiyacı bizim artık hikâye anlatıcılığımızda bir yer teşkil ediyor.
Yeteneği nasıl ortaya koyacağını tasarladığım tedrisat bana daha lezzetli geliyor hâlâ.◊ Kariyerinin 20’nci yılındasın.
Bu zamana kadar yaşadığın en zor dönem ya da proje ne oldu?- İsim vermek istemiyorum ama mesleğimin ilk dönemlerinde çok iyi niyetle girdiğim bir işte çok büyük hüsrana kapıldım. “Adını Feriha Koydum”dan hemen öncesiydi.
Şunu gördüm; ne kadar iyi niyetli de olsak, ne kadar bu mesleği de sevsek, bu mesleği icra etmekten daha da çok önemsememiz gereken konu, daha iyi bir insan olmaktır.
Çeşitli dönemlerde kariyerim çok zorlandı. “Sürekli böyle roller mi gelecek” diye kederlendiğim dönemler gerçekten ne istediğimi anlamamı sağladı.◊ Seninle ilgili “Star olabilecek potansiyeli vardı ama tercih etmedi” diyorlar. - Bu düşünceler gurur verici.
Bu benim hayatım.
Hayatımı adadığım bir meslek icra ediyorum.
Ben kendi hayatımı kendime göre yaşıyorum.‘OH BE!’ DEDİĞİM BİR FİLM◊ “Sarı Zarflar” hayatında dönüm noktası mı sence?- İlker gerçekten harika bir yönetmen.
Bütün o dehasını inandığı insanlara alan açmak için kullanan bir yönetmen.
Ön hazırlık döneminde hem sette hem de sonrasında bütün o başarısını, bütün hikâye anlatıcılığında geliştirdiklerini herkesle eşit bir yerden paylaştı.
Dolayısıyla “Sarı Zarflar” benim için kariyerimde “oh be” dediğim bir film.TEK KİŞİLİK OYUN GELİYOR◊ Tek kişilik bir oyun hazırlıyorsun.
Detayları öğrenebilir miyiz?- Yönetmenimle beraber bir öyküyü sahneye koymaya çalışıyoruz.
Henüz çok başındayız.
Ben de çok heyecanlıyım.
Sanırım temmuz gibi biraz daha netleşecek.
FESTİVALDE ROL ÇALDIM EVLENME TEKLİF ETTİM◊ Gelelim özel hayatına...
Talya Hecinoğlu’yla mutlu bir ilişkin var.
Evlenmeyi düşünüyor musunuz?- Evet.
Berlin’de prömiyerden sonra ona evlenme teklif ettim.◊ Çifte mutluluk olmuş senin için!- Evet, hatta filmin yazarlarından Ayda, aynı zamanda İlker’in eşi, “Rol çalıyorsun” dedi bana.
Ben de “Senin kocandan çalmayacağım da kimden çalacağım?” dedim. (Gülüyor) Çok güzel bir süreç oldu benim için.
Önemli bir karar verdim hayatımla ilgili.
Zaten verdiğim bir karardı, o da kabul etti.
Çok büyük bir heyecan oldu.◊ Kız arkadaşının evleneceğin kişi olduğunu hangi yönüyle anladın? - Belli bir şey söyleyerek bunu ifade edemem ama o benim başıma gelen en iyi şey diyebilirim.