Haber Detayı
Elektrikli araçlar hakkında doğru sanılan 7 büyük yanlış
Sokaklarda her geçen gün daha fazla gördüğümüz elektrikli araçlar, beraberinde birçok soruyu ve yanlış bilgiyi de getiriyor. Menzilden güvenliğe, batarya ömründen çevre kirliliğine kadar kulaktan dolma iddiaların ardındaki gerçekleri resmi verilerle tek tek inceledik.
Elektrikli araçların popülerliği her geçen gün artıyor ve yollarda daha fazla sessiz motorlu otomobil görüyoruz.
Verilere göre, geçtiğimiz yılın ilk on ayında küresel yeni araç satışlarının %25'inden fazlasını elektrikli modeller oluşturdu.
Bu oran 2019 yılında %3'ün altındaydı.
Ancak bu hızlı yükselişe rağmen, sosyal medyada ve çeşitli mecralarda elektrikli araçlara dair bilgi kirliliği yayılmaya devam ediyor.
Birçok potansiyel kullanıcı, menzil kaygısı veya güvenlik endişeleri gibi asılsız iddialar nedeniyle içten yanmalı motorlu araçlardan vazgeçmekte tereddüt yaşıyor.
İşte o bitmeyen yanılgılar ve gerçekler…Elektrikli araçların üretim aşamasında, özellikle batarya için lityum ve nikel gibi metallerin işlenmesi sırasında yüksek emisyon oluştuğu bir gerçek.
Bu durum, yeni bir elektrikli otomobilin üretim anındaki karbon ayak izini, benzer bir benzinli araca göre %80 daha fazla yapabiliyor.
Fakat madalyonun diğer yüzü oldukça farklı.
Yapılan araştırmalar, bir elektrikli SUV'un tüm kullanım ömrü boyunca saldığı sera gazı miktarının, benzinli bir SUV'a kıyasla %71 daha düşük olduğunu gösteriyor.
Üretimdeki "emisyon borcu", araç yola çıktıktan kısa bir süre sonra kapanıyor.Elektrikli araçların başlangıç fiyatlarının yüksek olması, kullanıcıları düşündüren en büyük unsurlar arasında.
Ancak Uluslararası Enerji Ajansı verileri, toplam sahip olma maliyetinin elektrikli araçlarda daha düşük olduğunu kanıtlıyor.
Şarj maliyetinin yakıt masrafından çok daha ucuz olması ve hareketli parça sayısının azlığı nedeniyle bakım giderlerinin düşmesi, uzun vadede bu araçları daha hesaplı hale getiriyor.
Ayrıca rekabetin artmasıyla birlikte satış fiyatlarının da yakında dengelenmesi bekleniyor.Eski modellerdeki 150 kilometrelik kısıtlı menziller artık geride kaldı.
Günümüzde orta segment bir elektrikli araç tek şarjla 400 ile 550 kilometre arasında yol kat edebiliyor.
İstatistikler, sürücülerin günlük ortalama 50 kilometre civarında yol yaptığını gösterirken, mevcut menziller çoğu kullanıcı için fazlasıyla yeterli.
Şehirler arası yolculuklar için ise dünya genelinde şarj istasyonu ağları hızla genişliyor.Bir batarya değişiminin maliyeti oldukça yüksek.
Ancak bu durum sanıldığı kadar sık yaşanmıyor.
Üreticiler genellikle 8 yıl veya 160 bin kilometre batarya garantisi sunuyor.
Bir elektrikli aracın ve bataryasının ortalama ömrü 18,4 yıl olarak hesaplanırken, bu süre benzinli araçlarda 18,7 yıl civarında seyrediyor.
Yani bataryalar aracın ömrü boyunca kullanıcıya eşlik etme kapasitesine sahip.Eski tip ev prizlerinde tam dolum yapmak gerçekten 40-50 saati bulabiliyor ancak modern çözümler bu süreyi kısalttı.
Yaygınlaşan "Level 2" ev üniteleriyle 4 ila 10 saatte, halka açık hızlı şarj istasyonlarında ise 20 dakika ile 1 saat arasında %80 doluluğa ulaşmak mümkün.
Hatta yeni teknolojilerle birlikte şarj süresinin bir benzin deposunu doldurma süresine inmesi hedefleniyor.Pillerin patlama riski veya yangın tehlikesi de sıkça konuşulanlar arasında.
Ancak araştırmalar, bir elektrikli aracın alev alma ihtimalinin %0,0012 olduğunu, buna karşın içten yanmalı araçlarda bu oranın %0,1 olduğunu ortaya koyuyor.
Gelişmiş batarya yönetim sistemleri, voltajı ve sıcaklığı sürekli takip ederek riskleri minimize ediyor.
Bir sorun oluştuğunda ise sistemler önceden uyarı vererek tahliye için zaman tanıyor.Araçların yaydığı elektromanyetik alanların sağlığa zararlı olduğu veya implant kullananları etkilediği iddiası bilimsel olarak doğru değil.
Yapılan ölçümler, araç içindeki radyasyon seviyesinin insan sağlığını tehdit edecek sınırların çok altında olduğunu göstermiş durumda.
Bu araçlar "iyonlaştırıcı olmayan" radyasyon yaydığı için canlıların DNA yapısına zarar verecek bir güce sahip değil.