Haber Detayı
12 Mart ne günü? İstiklal Marşı ne zaman ve nasıl kabul edildi?
Türkiye’nin en önemli milli değerlerinden biri olan İstiklal Marşı, bağımsızlık mücadelesinin simgesi olarak kabul ediliyor. Her yıl 12 Mart’ta İstiklal Marşı’nın kabulünün yıl dönümü anılıyor. Peki, İstiklal Marşı ne zaman ve nasıl kabul edildi?
Türk milletinin bağımsızlık mücadelesini ve vatan sevgisini en güçlü şekilde anlatan İstiklal Marşı , 12 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından milli marş olarak kabul edildi.
Şair Mehmet Akif Ersoy ’un kaleme aldığı marş, Kurtuluş Savaşı yıllarında milletin moralini yükselten ve bağımsızlık inancını güçlendiren bir eser olarak tarihe geçti.
İSTİKLAL MARŞI NASIL VE NE ZAMAN KABUL EDİLDİ?
Bağımsızlığımızın sembolü olan İstiklal Marşı'nın kabulü 12 Mart 1921 tarihinde gerçekleşti.
İSTİKLAL MARŞI KABULÜ KAÇINCI YILI?
Bu sene, Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan İstiklal Marşı'mızın kabulünün 105.yılıdır.
İSTİKLAL MARŞI TARİHİ 1919’da başlayan Milli Mücadele sürecinde Türk ordusu ve halkı büyük bir bağımsızlık savaşı veriyordu.
Bu dönemde hem cephedeki askerlere hem de halka moral verecek bir milli marşa ihtiyaç duyuldu. 1921 yılında Maarif Vekâleti tarafından bir yarışma düzenlendi ve milli marş için şiirler istenildi.
Yarışmaya yaklaşık 700’den fazla şiir gönderildi.
Ancak para ödülü bulunduğu için Mehmet Akif Ersoy başlangıçta yarışmaya katılmadı.
Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver’in ısrarı üzerine Mehmet Akif Ersoy, ödülü kabul etmeyeceğini belirterek yarışmaya katıldı.
Ankara’daki Taceddin Dergâhı’nda kaleme aldığı şiir, kısa sürede tamamlandı.
Şiir, dönemin ruhunu yansıtan güçlü dizeleriyle dikkat çekti ve değerlendirme kurulunun en çok beğendiği eser oldu.
İSTİKLAL MARŞI SÖZLERİ Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl; Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış?
Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım; Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar; Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma!
Nasıl böyle bir imanı boğar, “Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş!
Yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın; Kim bilir, belki yarın... belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır atanı; Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.
Rûhumun senden İlâhî, şudur ancak emeli: Değmesin mâbedimin göğsüne nâmahrem eli.
Bu ezanlar — ki şehâdetleri dînin temeli — Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder — varsa — taşım; Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım, Fışkırır rûh-i mücerred gibi yerden na’şım; O zaman yükselerek Arş’a değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl; Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl.