Haber Detayı
Yapay zekâ çağında yeni denklem: Teknoloji+ iklim+ adalet
Dünya ekonomisi, dijital ve yeşil dönüşümün iç içe geçtiği ‘İkiz Dönüşüm’ sürecinden, sosyal adaletin de denkleme girdiği ‘Üçüz Dönüşüm’ fazına geçiyor. Dr. Ahmet Aydemir, yapay zekâyı sürdürülebilirliğin müttefiki olarak tanımlarken; dijital uçurum ve gelir adaletsizliği gibi yapısal sorunlar çözülmeden gerçek bir başarıdan söz edilemeyeceğini vurguluyor.
Başak Nur GÖKÇAMDünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) son verilerine göre, idari ve kişisel asistanlık gibi geleneksel beyaz yaka iş kollarında talebin hızla düşeceği öngörülürken, analitik düşünme ve çevresel temsilcilik gibi yetkinlikler geleceğin en kritik 10 becerisi arasında yer alıyor.Küresel piyasalar 2030 hedeflerine kilitlenmişken, teknolojinin sürdürülebilirlik karnesi hem bir fırsat hem de bir risk alanı olarak karşımızda duruyor.
Bu kapsamda yapay zekânın geleceği tehdit edip etmediği tartışmalarıyla ilgili konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi Çevre, Enerji ve Sürdürülebilirlik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve Öğretim Üyesi Dr.
Ahmet Aydemir teknolojinin konumlandırılmasına dair, "Yapay zekâ aslında sürdürülebilirliğin bir parçasıdır.Bu süreç en başta ikiz dönüşüm olarak karşımıza çıktı, sonra üçüz dönüşümle devam etti.
Her şey teknoloji dönüşümünün temelinde yaşanıyor” dedi.
Teknolojinin sürdürülebilirlik çalışanları için iki ana destek noktası olduğunu belirten Aydemir, "Birincisi, var olan üretim süreçlerinden servis sektörüne kadar her şeyin daha verimli hale gelmesi.
Örneğin tarımda daha az su kullanılmasıdır.
İkincisi ise yenilikçilik tarafıdır.
Yani henüz var olmayan yeni teknolojiler üretmek, yeni icatlar yapmaktır" diye konuştu.Sosyal adalet ve ‘insana yakışır iş’ vurgusuÜçüz dönüşüm kavramıyla birlikte teknolojik ve yeşil sürece sosyal boyutun da eklendiğini hatırlatan Dr.
Aydemir, "Tabii ki teknoloji ve yeşil dönüşüm önemli ama bunu sonuçta biz kullanacağız.
Sorunun farkında olmak ilk adım, yetkin olmak ikinci adımdır.
Ancak sahiplenmedikten sonra bunun bir anlamı yok” dedi.
Teknolojinin bir düşman olarak görülmemesi gerektiğini savunan Aydemir, "Teknolojiyi insanların işini tehdit eden bir düşman yerine, işleri iyileştiren, istihdamı ve eğitime erişimi artıran, kaynaklarımızı verimli kılan bir araç olarak görmeliyiz” ifadelerinde bulundu.Yapay zekânın enerji ve su tüketimine yönelik eleştirilere de değinen Aydemir, "Yapay zekânın çok su ve elektrik harcadığı eleştirileri haklı, ancak biz yapay zekâyı teknolojik gelişim tarafında bir mücadele aracı olarak da görmeliyiz.
Bunu da teknolojiyi nötr bir araç olarak görerek başarabiliriz.
Tıpkı duygusal veya bilişsel zekâ gibi, yapay zekâ da nötrdür.
Onu iyilik için de kullanabilirsiniz, aksi durumlar için de.
Burada niyet belirleyicidir” dedi.Yeni bir eşitsizlik kapıda mı?Erişim sorunlarının insanları yapay zekâyı farklı amaçlarla kullanmaya ittiğini belirten Aydemir, Türkiye'deki kullanım alışkanlıklarına dair, "Türkiye’de yapay zekâ çok kullanılıyor ama en fazla 'dertleşme arkadaşı' olarak tercih ediliyor.
Eğer insanların kaliteli psikolojik danışmanlık hizmetlerine uygun fiyatlı erişimi olsa, belki de yapay zekâyı bu kadar yoğun bir dertleşme aracı olarak kullanmayacaklardı" dedi.Gelir adaletsizliğinin teknoloji kullanımı üzerindeki etkisine de dikkat çeken Aydemir, "Sürdürülebilir olmak bir zorunluluk değil, seçenek olmalıdır.
Eğer mağazada sürdürülebilir bir tişört 3 bin lira, normali 500 liraysa, maddi imkanı olmayan kişi 500 liralık olanı alacaktır.
Teknoloji için de bu geçerli.
İmkanlar dahilinde dengeli kullanım bir seçenek haline getirilmelidir” diye konuştu.
Pandemi dönemindeki dijital ayrışmaya atıfta bulunan Aydemir, "Uzaktan eğitimde bir tarafta teknolojiye erişimi olanlar, diğer tarafta evde üç çocuk tek tabletle kalanlar vardı.
Yapay zekâ da benzer bir fark yaratabilir.
Kullananla kullanmayan arasındaki uçurum dezenformasyona açık olma riskini artırır" uyarısında bulundu.Beyaz yaka otomasyonu ve karo istihdamİstihdam piyasasındaki dönüşümü çarpıcı bir tespitle anlatan Dr.
Ahmet Aydemir, "Normalde istihdam üçgen şeklindedir.
Girişte çok insan, tepede az insan olur.
Ancak yapay zekâ ile birlikte bir 'karo' yapısı görüyoruz.
Giriş seviyesi işleri yapay zekâ devraldığı için orada insan sayısı azalıyor.
Orta seviyede ihtiyaç var ama alttan gelecek adam yok.
Bu otomasyon girişi seviyesini yok ettiği için ciddi bir sıkıntıdır” dedi.Geleceğin dünyasını kim yönetecek?“Gelecekte bizi robotlar mı yönetecek?” sorusuna temkinli yaklaşan Aydemir, “Yakın gelecekte devletleri yapay zekânın yönetme senaryosunu henüz görmüyorum çünkü hala karizmatik liderlerden etkileniyoruz.
Ancak ‘güçlendirilmiş bireyler’ tarafından yönetilebiliriz.
Teknolojiyi ve veriyi çok iyi kullanan, teknik kapasitesi artırılmış figürler öne çıkabilir” dedi.COP31 ve Türkiye’nin stratejik rolüTürkiye’nin COP 31 adaylığı ve iklim diplomasisi üzerine konuşan Dr.
Ahmet Aydemir, “COP 31’in Türkiye’de yapılacak olması, dünya gündemine yön vermek için büyük bir fırsat.
Özellikle üçüz dönüşümle ilgili bir tanıtım ve yatırım hamlesi ciddi bir ivme kazandırabilir.
Eğer ev sahibi olarak örnek olacaksak, regülasyonlar hızla artmalıdır.
Türkiye şu an sürdürülebilirlik raporlarında 167 ülke arasında 73’üncü sırada; potansiyelimiz var ama bunu yükseltmemiz gerekiyor” ifadelerinde bulundu.