Haber Detayı
Yaşadığımız yüzyıl son yüzyıl mı: Bilim insanları kıyamet algısını ölçtü
British Columbia Üniversitesi'nin binlerce kişiyle yaptığı dev anket, toplumun geleceğe bakışındaki karamsarlığı gözler önüne serdi. Katılımcıların önemli bir kısmı, dünyanın sonunun kendi yaşam süreleri içinde geleceğine inanırken, çözüm için radikal yöntemleri destekliyor.
Dünya'nın sonu ne zaman gelecek sorusu insanlık tarihi kadar eski olsa da, Kuzey Amerika'da yaşayanlar için bu durum artık uzak bir gelecek senaryosu olmaktan çıktı.
British Columbia Üniversitesi tarafından yürütülen yeni bir araştırma, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'da her üç kişiden birinin kıyametin kendi yaşam süresi içinde kopacağına inandığını gösteriyor.3400 kişinin katılımıyla gerçekleşen bu geniş kapsamlı çalışma, kıyamet beklentisinin sadece küçük bir kesimle sınırlı kalmadığını kanıtladı.
Aksine bu durum, insanların güncel krizlere verdiği tepkileri doğrudan şekillendiren temel bir dünya görüşü haline gelmiş durumda.
Araştırma ekibi; katılımcıların iklim değişikliği, nükleer savaş tehdidi veya yapay zeka gibi risklere karşı tutumlarını ölçmek için ilginç bir yöntem izledi.
Kişilerin bu riskleri ne kadar büyük gördükleri ve olası felaketleri durdurmak için ne kadar radikal adımları destekledikleri incelendi.
Bahsedilen bu uç noktadaki adımlar arasında ülke ekonomisinin yüzde 10'unun risk yönetimine ayrılması, sıkıyönetim ilan edilmesi ve hatta mevcut toplumsal düzenin tamamen yıkılması gibi seçenekler yer alıyor.İnanç ve demografi kıyamet algısını nasıl değiştiriyor?Araştırma sonuçları, kıyamet inancının yaş gruplarına ve dini aidiyetlere göre çarpıcı farklılıklar gösterdiğini de ortaya koydu.
Genel ortalamada her 100 kişiden yaklaşık 29'u dünyanın kendi ömrü içinde son bulacağını düşünürken, yaş ilerledikçe bu inanç genellikle azalma eğilimi gösteriyor.
Ancak bu durumun net istisnaları var.
Örneğin Evanjelik Protestanlar yaşlansa da bu inancından vazgeçmiyor, Müslüman katılımcılarda ise yaşla birlikte bu beklentinin hafifçe arttığı görülüyor.
Öte yandan cinsiyet, etnik köken veya siyasi görüş gibi faktörlerin bu inanç üzerindeki etkisi yüzde 2 ile yüzde 6 gibi oldukça düşük seviyelerde kalıyor.Kıyametin nasıl kopacağına dair düşünceler, insanların çözüm yollarına bakışını da belirliyor.
Eğer bir kişi yaklaşan felaketin iklim krizi gibi insan eliyle geldiğine inanıyorsa, radikal önlemleri destekleme ihtimali çok daha yüksek.
Buna karşılık sonun ilahi veya doğaüstü bir güç tarafından getirileceğini düşünenler, dünyevi müdahalelere ve köklü değişimlere daha mesafeli duruyor.
Araştırmanın başyazarı Dr.
Matthew I.
Billet, bu noktada din ve kültürün kolektif geleceğimize bakışımızı nasıl temelden inşa ettiğine dikkat çekiyor.Çalışma, insanların eyleme geçip geçmemesini belirleyen temel faktörleri şu şekilde saptadı: Tehdidin yakınlığı, sorumlunun kim olduğu, kişisel etki gücü ve sonucun niteliği.
Uzmanlar, aşı karşıtı teorilerden iklim kaygısına kadar pek çok meselenin temelinde bu anlatıların yattığını vurguluyor.