Haber Detayı
Hapishanelerden yükselen çığlıklar (1)
Yazıya başladığım bugün 9 Mart Pazartesi, akşama doğru.
Yazıya başladığım bugün 9 Mart Pazartesi, akşama doğru.
Normal koşularda, tıpkı Ergenekon-Balyoz günlerinde sık sık olduğu gibi Silivri’de olurdum.
Şu ara, belli bir yorgunluğu akıl kabul etmeye yanaşmasa da beden sözünü dinletiyor.
Sabahtan itibaren ülkemiz medyasının gazetelerle birlikte sayıları bir elin parmaklarını ancak geçebilen yüz aklarının en önündeki Halk Televizyonunun karşısındaydık.
Ne denebilir?
Ar damarının çatlaması diye bir deyim vardır.
Adalet, hükümet vb. bu deyimi kendine yakıştırıyorsa ne denebilir?
Ne yapılabilir?
Hukukun gerektirdiği her şeyi yaparken ve insan olduğumuzun bilincini en yukarıda tutarak, sabrımızı, cesaretimizi, kararlılığımızı, her şeye karşın umudumuzu korumaktan başka...
Her şey çok güzel olacak.
Bundan hiçbir kuşkum yok.
Ama bizler için...
Adaleti, iyiliği, doğruluğu, vicdanı, bütün insani ve kutsal değerleri bile bile ayağa düşürenlerin ise kendi gelecekleri için böyle bir beklenti ya da umutlarının olmadığını, olamayacağını adım gibi biliyorum. *** Gazeteye gelen mektuplar bana yaklaşık olarak bir iki aylık zaman aralıklarıyla ulaşıyor.
Mektup dediysem bunlar ya kurumlardan gelen yazılar ya hemen hemen tümüyle hapishane mektuplarıdır.
Hapishane mektuplarını ise söylediğim vb. nedenlerle ne yazık ki gecikerek ve ancak bu yazılarla yanıtlayabiliyorum.
Önümdeki en eski tarihli mektup 13 Kasım 2025’te Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı C.İ.K.
C-73’te yazılmış...
Yazarı Murat Polat , belli ki acıları içselleştirmiş, kendi sözleriyle “naçiz bir şair”.
Yine kendi sözleriyle “mesnetsiz bir müfteri beyanıyla” müebbet ceza almış ve “yaklaşık 9 senedir” hapiste.
Hakkımda “Somut değil soyut delil bile yok” diyor.
Dosyası AYM aşamasındaymış.
Sevgili Murat, avukatın beni arasın.
Onu bizim avukatlarla da tanıştırayım.
Kitap isteğini yayınevime ileteceğim, sana ulaştıracaklardır.
Sevimli benzetmelerle bezeli kısacık halk bilgesi mektubunu saklayacağım.
Çıktığında görüşmek kısmet olursa şiir ve yaşam üzerine ne güzel sohbetimiz olur. *** 27.10.2025 tarihli mektup Kocaeli 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapali Ceza İnfaz Kurumu Mektup Okuma Komisyonu damgasını taşıyor.
Önlü arkalı iki sayfalık mektubun yazarı Ayten Öztürk , kendisinden ancak mektubunun sonunda sadece iki satırla söz ediyor: “Bu arada ben de son derece haksız bir şekilde ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü bir tutsağım.
Eski mektuplarım duruyorsa beni hatırlarsınız.” İki satıra sığdırılmış bütün bir hayat.
Vicdanları kanatacak bir sessiz çığlık.
İdam cezası kalkmamış olsaydı, kuşkum yok ki İran’daki molla mahkemelerinin acımasızlığıyla sehpaya gönderilecek bu çocukları iyi tanırım. “Son derece haksız bir şekilde” sözlerini, bu gerçekten böyle olmasa kullanmazlar.
Ayten Öztürk ne yapmış olmakla suçlanabilir?
En fazla örgüt üyeliği suçlamasından başka.
Bu hükmü veren mahkeme üyeleri nerelerdedir bilemem.
Vicdanları rahat mı?
Bu yazıyı görürler mi görmezler mi?
Kendilerine bir şekilde iletilirse onlara açık çağrı: Hükmünüzün gerekçesini hiç değilse özet olarak gönderecek yüreğiniz varsa aynen yayımlayacağıma söz veriyorum.
Ayten Öztürk mektubunda zindan bile denemeyecek “kuyu tipi” mezarlardan söz ediyor.
Neden mi “kuyu tipi?” Çünkü “İnsan içinde kuyudaymış hissi yaşıyor.
Kafasını kaldırıp yukarı bakıyor.
Gökyüzü ufacık bir kare ve çook uzak.
Güneşi ara ki bulasın.
Bir saat kuyudaymış hissinin sürdüğü havalandırmadan sonra tutsak, kalan 23 saati kuyunun hücre kısmında geçiriyor.
Orada pencereler sadece demirle değil, üstünde çok sık dokunmuş sert tellerle kapatılmış.
Böyle bir yerde tek başına insan yüzü görmeden yaşamak nasıl bir şey?
Abartmıyorum, orada kalanlar anlatıyor.
Görevliyi bile görmüyor.
Tutsak iletişimi hücrede olan bir diyafona anlatıyor.” Korkunç.
Öyle değil mi?
F tipi uygulaması başladığında bu cezaevi anlayışına karşı mücadele ederken bugünlere gelineceğini tasavvur edemezdik.
Sevgili Ayten Öztürk.
Eski mektuplarından söz ettiğine göre belli ki yıllardır oradasın.
Bu mektupların çoğunu Eskişehir’deki müze-kitaplığa taşıdığımı anımsıyorum.
Umarım seninkiler de içindedir.
Ülkemizin, bu kuyu tipi, bilmem ne tipi adlı, çoğunlukla örgüt üyeliği suçlamasıyla ve çoğunlukla genç insanların kapatıldığı, zulmedildiği ortaçağ zindanlarının lanetinden bir an önce kurtulması umudu ve duyarlı her kuruma eylem çağrısıyla...
Çığlıkları paylaşmaya devam edeceğim.