Haber Detayı

Atatürk, Kemalizm ve Üçüncü Dünya
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
11/03/2026 04:00 (1 saat önce)

Atatürk, Kemalizm ve Üçüncü Dünya

“Doğudan şimdi doğacak güneşe bakınız... Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum...”

“Doğudan şimdi doğacak güneşe bakınız...

Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum...” (Atatürk, 27 Mart 1933) Emperyalizm ve onun acımasız sömürü düzeni bugün de devam ediyor.

Şu farkla ki, I.

Dünya Savaşı’ndan önceki İngiliz, Fransız emperyalizminin yerini, II.

Dünya Savaşı’ndan sonra ABD emperyalizmi aldı. 1991’de SSCB’nin yıkılmasıyla ortaya çıkan Tek Kutuplu Dünya Düzeni’nde ABD, adeta “dünyanın jandarması” gibi davranmaya başladı.

Örneğin, 19. yüzyılın sonunda 20. yüzyılın başında İngiliz-Fransız emperyalizminin kendi aralarında paylaşıp sömürdüğü Orta Doğu, 21. yüzyılın başında ABD emperyalizminin etkisi altına girdi.

Peki ya çözüm? 2017’de çıkan “1923: Kuruluş Ayarlarına Dönmek” adlı kitabımda belirttiğim gibi “Sorun emperyalizm olduğu sürece çözüm Atatürk’tür.”(1) Bugün emperyalist baskı ve sömürü altında kalmış, din, mezhep, etnik çatışma ve geri kalmışlık bataklığına saplanmış; bağımsız olamamış, uluslaşıp çağdaşlaşamamış ülkelerin kurtuluş reçetesi hâlâ Atatürk’ün “tam bağımsızlık”, “ulusal egemenlik” ve “çağdaş uygarlık” üçlemesidir.

ZALİMLER VE MAZLUMLAR DÜNYASI Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı yıllarında Emperyalist Batı’yı “Zülüm Dünyası”, onun sömürdüğü ülkeleri ve milletleri ise “Mazlum Milletler” olarak adlandırıyordu. (2) Atatürk’e göre Türk milleti de “Asırlardan beri Doğu’da mağdur ve mazlum olan” milletlerden biriydi. (3) Atatürk, 7 Temmuz 1922’de Sovyet sefiri Aralof’un ve İran sefiri M.

İsmail Han’ın şerefine verdiği yemekte Türk ulusunun emperyalizme karşı mücadelesinin, sadece kendi mücadelesi değil, tüm Doğu’nun, “bütün mazlum milletlerin mücadelesi” olduğunu söylemişti: “Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi.

Türkiye azim ve mühim bir gayret sarf ediyor.

Çünkü müdafaa ettiği dava bütün ‘Mazlum Milletler’in, bütün Doğu’nun davasıdır ve bunu sona erdirinceye kadar Türkiye kendisiyle beraber olan Doğu milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir.”(4) Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın ardından 1923’te İzmir’de Türk milletinin Kurtuluş Savaşı’yla “zalimlerden intikam aldığını” belirtmiş, “ Bizim intikamımız zalimlerin zulmüne karşıdır.

Onlarda zulüm hissi var oldukça bizde de intikam hissi devam edecektir” demişti. (5) Gerçek şu ki, Mustafa Kemal Atatürk, “Mazlumlar Dünyası”nın “Zalimler Dünyası”na başkaldıran ilk anti-emperyalist önderlerinden biriydi.

Atatürk, Kurtuluş Savaşı devam ederken, 1 Aralık 1921’de, Ankara’da, emperyalizme ve kapitalizme karşı savaştıklarını şöyle ifade etmişti: “Biz, hayatını, bağımsızlığını kurtarmak için çalışan ve emek veren zavallı (mazlum) bir halkız. (…) Biz bu hakkımızı koruyabilmek, bağımsızlığımızı güvence altında bulundurmak için genel kurulumuzca, ulusal kurullarımızla bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı savaşmayı uygun gören bir mesleği izleyen insanlarız.”(6) Uğur Mumcu’nun dediği gibi “Atatürkçülük eşittir anti-emperyalizm formülüyle açıklanacak kadar açık bir eylem ve öğretidir.”(7) Atatürk’ün önderliğindeki Türk Kurtuluş Savaşı her şeyden önce “emperyalist zulme” karşı verilmiş bir bağımsızlık savaşıydı.

Bu nedenle insanlık tarihinin en onurlu, en haklı direnişlerinden biriydi.

Hasan İzzettin Dinamo ’nun deyişiyle Türk Kurtuluş Savaşı “Kutsal İsyandı” Yine Dinamo’nun deyişiyle “Kutsal Barışı” amaçlayan bir kutsal isyandı.

Uğur Mumcu’nun ifadesiyle de “Cumhuriyetimizin kökeninde anti-emperyalist bir kutsal isyan yatmaktaydı.”(8) Dr.

Stephan Ronart, 1936 yılında şöyle demişti: “Eğer (mazlum milletler) Atatürk’ün yolunu, Türk ulusunun yolunu tutarlarsa, Türk ulusu gibi bağımsızlık özlemi çeken bütün sömürgeler, yarı sömürgeler bağımsızlıklarına kavuşacaklardır.”(9) ÜÇÜNCÜ DÜNYA’NIN KURUCUSU Emperyalizmin kıskacındaki “Mazlumlar Milletler” in bir üyesi durumundaki Türk milleti, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde, “Zulüm Dünyası” na karşı kazanılan Türk Kurtuluş Savaşı sonunda bağımsız oldu. 24 Temmuz 1923’te Türkiye’nin bağımsızlık belgesi Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasıyla adeta “üçüncü bir dünya” kuruldu.

Kurtuluş Savaşı ve Lozan Antlaşması sonrasında kurulan tam bağımsız, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti, demokratik-kapitalist ve komünist dünyanın yanında, üçüncü bir dünyanın ilk güçlü temsilcisi olarak ortaya çıkıyordu. “Zülüm Dünyası”na başkaldırıp “bağımsız” olan “Mazlum Milletler” bu üçüncü dünyanın ilk üyeleri olacaktı.

Fransızca “Tiers Monde” denilen “Üçüncü Dünya” kavramı Soğuk Savaş dönemindeki iki kutuplu dünyada Amerikan ve Sovyet blokları, NATO ve Varşova Paktı dışında kalan bağlantısız ülkeler için kullanılıyordu.

Çoğu daha yeni bağımsızlıklarına kavuşmuş Asya ve Afrika ülkeleriydi.

Ekonomik olarak az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdi. 1970’lerde bu ülkelerin sayısı 100’ün üzerine çıkmıştı. “Üçüncü Dünya” kavramı, II.

Dünya Savaşı sonunda “bağımsız” ve “azgelişmiş” ülkeleri tanımlamak için kullanılmaya başlanmıştı. 1966’da Cavit Orhan Tütengil , “Üçüncü Dünya” hakkında şu bilgileri vermişti: “Azgelişmiş ülkeler topluluğunu anlatmak için kullanılan ‘Üçüncü Dünya’ kelimesinin yaygınlık kazanması 1955 yılında toplanan ‘Bandung Konferansı’na bağlanabilir.

Fakat sömürgecilik dönemini geride bırakarak ‘milli uyanış’ basamağına ulaşan ya da ‘müstevlileri’ ülkelerinden atmak için silaha sarılan ‘Üçüncü Dünya’yı nitelemek için önceleri kullanılan ‘Mazlum Milletler’ terimi Mustafa Kemal’e aittir.

Bunun içindir ki günümüzde sık sık kullanılan ‘azgelişmiş ülkeler’ teriminin göbek adı Atatürk tarafından konulmuştur diyebiliriz.”(10) KEMALİZM’İN KÜRESEL ETKİSİ Kemalizm; emperyalizme karşı “tam bağımsızlık” , saltanata karşı “ulusal egemenlik” , geri kalmışlığa karşı “çağdaş uygarlık” olarak tanımlanabilir.

Bu kurtuluş reçetesi, ister istemez ezilen, sömürülen, geri kalmış “mazlum milletlerin” dikkatini çekmişti.

Öyle ki, Türkiye’nin bağımsız olması, Fas’tan Hindistan’a kadar bağımsızlık hareketlerini tetiklemişti.

Türkiye, Lozan Antlaşması’nı imzalayıp kapitülasyonları kaldırınca Çin ve Japonya da kapitülasyonları kaldırabileceğine inanmıştı. (11).

Atatürk’ün kurduğu tam bağımsız, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti ve onun öğretisi durumundaki Kemalizm, “Zulüm Dünyasını” (emperyalist ülkeleri) endişelendirirken, “Mazlumlar Dünyasını” (ezilen sömürülen, geri kalmış ülkeleri) umutlandırmıştı.

Polonyalı sosyolog ve siyaset bilimci Prof.

Dr.

Jerzy J.

Wiatr, Kemalizm’i, “Benzeri ilk defa gelişmekte olan ülkelerde görülen ve tarihi deneyimlerden geçmiş bir gelişme ideolojisi” olarak tanımlamıştı.

Wiatr’a göre Üçüncü Dünya’daki geleceğin reformcuları kendi reformlarına ‘ideolojik çatı’ aradıklarında Kemalizm’e baktılar.

Kemalizm’de “ulus yaratma”, “modernleşme” ve “sosyal reformların” örneklerini gördüler.

Kemalizm’in temel ilkeleri, gelişmekte olan ülkelerin “ilerici programları” için evrensel ilkelerdi.

Kemalizm’i gelişmekte olan ülkeler için önemli kılan, aynı zamanda onun Batı hâkimiyetine karşı başarılı bir direnmenin sembolü olmasıydı.

Prof.

Suna Kili’nin belirttiği gibi Kemalizm’in bir “özgürlük ideolojisi” olarak Gandhi, Nehru, Burgiba, Bumedyen, Cinnah, Nasır gibi gelişmekte olan ülkelerin liderlerini etkilemesinin temelinde bu anti-emperyalist niteliği yatmaktaydı. (12) Fransız Prof.

Paul Dumont da Kemalizm’in Üçüncü Dünya’ya model olduğunu belirtmişti.

Ona göre yeni Türkiye’nin özgürlükleri için mücadele eden halklara tavsiye ettiği reçete nispeten basitti: “Hemen hemen büyülü birkaç formüldü bu: Altı ok, fakat özellikle modernleşme, laikleşme, Batı’nın kültürü, teknolojisi ve ilimlerine büyük yatırım.” Adeta düşmanın silahıyla düşmanla çarpışmak… Dumont, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi inançlarını dünyaya yaymak için büyük bir propaganda faaliyetine giriştiğini de eklemişti.

Dumont, yeni Türkiye’nin, yirmili yılların ortalarından itibaren bütün propaganda kaynaklarını kullandığını belirtiyordu: “Ticaret ve sanat sergileri, dokümanlar, filmler, modern Türkiye’nin yaratılmasına ilişkin broşür ve kitaplar…”(13) Fransız Tarihçi François Georgeon da “Kemalizm ve İslam Dünyası” adlı önemli eserinde Üçüncü Dünya’nın öncüsünün “Kemalizm” olduğunu şöyle ifade etmişti: “Bugün Üçüncü Dünya adını verdiğimiz Latin Amerika’dan Uzakdoğu’ya kadar uzanan alanda, Türkiye’nin 1919’dan sonraki atılımı ve ülkeyi modernleştirmek için uygulanan reformlar, çoğunlukla tutku dolu bir dikkatle izlendi.

Bağımsızlık kazanmak ve ekonomik, sosyal kalkınmayı sağlamak için uygulanacak reçetelerle ilgili Kemalizm’den alınacak dersler araştırıldı.”(14) Kemalizm’in neden ve nasıl Üçüncü Dünya’ya örnek olduğunu en iyi anlatan yabancılardan biri de Fransız anayasa hukuku uzmanı ve siyaset bilimci Prof.

Maurice Duverger ’di.

Duverger, 1961 yılında Le Monde gazetesinde yayımlanan “Atatürk ve Ülkesi” başlıklı makalesinde, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin özellikle II.

Dünya Savaşı sonrasındaki bunalım döneminde doğru değerlendirildiğini belirtiyordu.

Ona göre “Eski bir ülkede modern bir ulus yaratılması için harcanan çabayı takdir etmeyen yoktu.” Atatürk’ün eseri 1945’ten sonra “örnek değer” kazanmıştı.

Duverger şöyle diyordu: “Kemalizm, Türkiye tarihinin bir sayfası olmaktan çıkıp politik bir sisteme örneklik etmeye başladı.

Henüz iyice tamamlanmadığı için bu sistemin komünistlik veya Batı demokrasisi kadar kesin bir şemasını vermek mümkün değildir.

Bununla beraber önemli bir sistem olduğu da muhakkak; çünkü bu sistem, yeryüzünde henüz Moskova ya da Pekin etkisine girmemiş üçüncü çeşit devletlere (Üçüncü Dünya’ya) yol göstermektedir…” Duverger ayrıca Kemalist Sistem’in “Karma Ekonomi” modelinin de azgelişmiş ülkelerin ekonomik kurtuluşlarını sağlayacağını belirtmişti.

Türk Bağımsızlık Savaşı’nın önderi ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk, yapıp ettikleriyle genel olarak “Mazlum Milletleri” (Üçüncü Dünya’yı) özel olarak da İslam dünyasını derinden etkiledi.

Polonyalı Prof.

Wiatr’ın dediği gibi Kemalist Devrim gelişmekte olan ülkelere çok cazip göründü.

O ülkelerin liderleri bilerek veya bilmeyerek ülkelerinin Atatürk’ü olmak istediler.

Neredeyse hiçbiri kendi ülkelerinin Atatürk’ü olmayı başaramasa da ülkelerinin kurtuluşu için iyi kötü birer yol açtılar.

Kemalizm’in küresel kurtarıcı etkisini Falih Rıfkı Atay şöyle gözlemlemişti: “Pakistan’da, Endonezya’da, daha birçok Müslüman yurtlarında hangi kadın insanlık haklarına kavuşmuş ise bunu Türk inkılapçılarına ve onların başı Atatürk’e borçlu olduğunu biliyor.

Bu inkılaplar ve Mustafa Kemal olmasaydı İran Şehinşahı ile evlenen genç imparatoriçe çarşafsız sokağa çıkabilir mi idi?(…) Biz inkılaplarımızla yalnız kendi kendimizi kurtarmıyorduk geri ve köle Müslüman milletlerine de kurtulma yolunu açmıştık…” (15) *** Bugün Türkiye’de, Kemalizm’i adeta küfür” gibi kullanıp, ağızlarından salyalar saçarak Atatürk’e ve laik Cumhuriyet’e saldıranların gerici safsataları, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi Kemalizm’in, aynı zamanda ezilen sömürülen mazlum uluslara yol gösteren bir “kurtuluş öğretisi” olduğu gerçeğini değiştirmez.

İlgili Sitenin Haberleri