Haber Detayı

Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve ekonomi
Melih baş aydinlik.com.tr
09/03/2026 00:00 (9 saat önce)

Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve ekonomi

Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve ekonomi

8 Mart Dünya Emekçi Kadın Günü giderek Dünya Kadın Günü’ne dönüştü(rüldü).

Tarihe bakalım.

ABD’de 8 Mart 1857’de yaşamını yitiren 129 kadın işçinin ve Rusya’da 8 Mart 1917’de Şubat Devrimi’nin fitilini ateşleyen Petrogradlı dokuma işçisi kadınların anısına 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başlandı.

Bu karar, Alman sosyalist kadın önder Clara Zetkin’in önerisiyle 1921’de Moskova’da yapılan Üçüncü Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda alındı. 1977’de Birleşmiş Milletler’de 8 Mart ‘Dünya Kadınlar Günü’ olarak ilan edilirken bu tarihçeye hiç yer verilmedi!

Türkiye’de Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 1921’de kutlandı ve 1970’lerde yaygınlaştı.

Sahi Server Tanilli’nin ‘Ne Olursa Olsun Savaşıyorlar (Cumhuriyet Kitapları)’ adlı kitabını okudunuz mu?

Bir de Almancada özgürlüğün artikeli niye eril, dişil değil?

Bu bağlamda Georgetown Üniversitesi ve Oslo Barış Araştırma Enstitüsü’nün ‘2025-2026 Kadın Barış ve Güvenlik Endeksi (WPS)’ çalışmasına bakalım.

Endekste 181 ülkedeki kadınların gönenci kapsayıcılık, adalet ve güvenlik olmak üzere üç ana başlıkta 13 gösterge ile ölçülmektedir.

Bu çalışmada Danimarka birinci sıradayken, Afganistan sonuncu (181.) sıradadır.

Türkiye, 181 ülke arasında geçen yılki 99.’luktan 106.’lığa düşerek kadınların güvenliği, adalete erişimi ve toplumsal kapsayıcılığında dünya ortalamasının altında başarım sergilemiştir.

Türkiye, Nikaragua ve Botsvana gibi ülkelerle benzer kategoride bulunurken, komşu Avrupa ülkelerinin gerisinde kalmıştır. (bkz. https://giwps.georgetown.edu/the-index/).

Zaten Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC’un) ‘Küresel Haklar Endeksi’nde de 151 ülkenin en dibinde yer alan 10 ülke arasındayız! (Kaynak: https://www.kaynakyayinlari.com/kadin-kitabi-p364022.html?srsltid=AfmBOooItkhVTe0rwbj7X54iBAn-VSe39glZikQW-f-TSyM4JcA5b65V) Son yıllarda 8 Mart, egemen düzence konunun niteliği değiştirilerek kapitalizmin özel günler ekonomisi düzleminde piyasaya canlılık getiren bir gün de oldu!

Oysa ortak sorunlar olsa da, farklı sosyo-iktisadi sınıflardan olan kadınların sorunları farklı.

Egemen düzene uy(d)umcu ekonomi medyasında sorun ‘kadın dostu şirket, mor sertifika’ temasıyla ‘yönetici kadın ve/veya yönetim kurulundaki kadın sayısı’na indirgeniyor.

Kimileyin şirkette çalıştırılan kadın işçilerin sayısından da söz ediliyor.

Sayı önemli de ya sorunların niteliği?

İnsana yaraşır iş ve iş koşullarında mı çalışıyorlar, aldıkları ücretin ifade ettiği refah düzeyi nedir ya da örgütlenme özgürlükleri var mı?

Bir yığın sorun var.

Bu sorunların üst yapısal olanları bir yana, iktisadi olanlarına bir bakalım.

Nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınların iktisadi yaşamda cinsiyete dayalı olarak maruz kaldıkları eşitsizlik (ekonomik şiddet de deniliyor) iki başlıkta ele alınabilir.

İlki, emperyalizmin 1980’lerden başlayan yeni-liberalizm uygulamaları kapsamında ucuz ve güvencesiz (esnek) emek arayışlarında piyasa değeri düşük ikinci sınıf emek olarak kadın emeğinin kullanılmasıdır.

İkincisi ise, kentlerde kapitalist iktisadın, kırda feodal yapıdaki tarımsal iktisadın yeniden üretim süreçlerinde karşılığı ödenmeyen ev içi emek (eviçi üretim, aile-çocuk bakımı, yoksulluk-kadın ilişkisi vb.) bağlamında kadın emeğinin sömürülerek kullanılmasıdır.

KADININ EKONOMİDEKİ YERİ Kadınlar erkeklerden ortalama Dünya genelinde yüzde 20 daha az kazanırken, Türkiye’de bu yüzde 27!

TÜİK’in ‘İstatistiklerle Kadın 2025’ adlı raporu yayınlandı.

Rapora göre kadın nüfus 43 milyon 32 bin 734 kişi, erkek nüfus 43 milyon 59 bin 434 kişi oldu. 15 ve daha yukarı yaşlardaki nüfusun işgücüne katılım oranı yüzde 54,2 olurken bu oran kadınlarda yüzde 36,8, erkeklerde ise yüzde 72 olmuş ne yazık ki!

Kadınların işgücüne katılım oranları eğitim düzeyine göre yükseliyor: okuryazar olmayanlarda yüzde 14,6, lise altı eğitimlilerde yüzde 27,5, lise mezunu olanlarda yüzde 38,5, mesleki veya teknik lise mezunu olanlarda yüzde 43,8, yüksek öğretimli olanlarda yüzde 68,7.

Kadınların istihdam oranının erkeklerin yarısından daha az olduğu görülmüş.

En yüksek istihdam oranı yüzde 54,7 ile Antalya, Isparta, Burdur bölgesinde görülürken, en düşük istihdam oranı yüzde 39,5 ile Mardin, Batman, Şırnak, Siirt, Van, Muş, Bitlis ve Hakkâri bölgelerinde gerçekleşmiş.

Gelenekçi feodal yapının yaşamın resmi işte!

Bunda gerici/dinbaz gerekçelerle yapılan düzenlemelerin ve söylemlerin kadınları ataerkil kurumların duvarları arasına hapsetmesi de etkili kuşkusuz!

Üst ve orta düzey yönetici konumdaki kadın oranı 2012’de yüzde 14,4 iken bu rakam yüzde 21,5’a yükselmiş.

Kadın AR-GE personel oranı genelde yüzde 34,2, mali ve mali olmayan şirketlerde ise yüzde 28,2 olmuş.

Oldukça düşük!

Kadınların döngüsel ekonomide oldukça etkin oldukları gözleniyor.

Örnekse ‘Dolap’ adlı ikinci el platformunda satış yapan kişi sayısı 1 milyon 250 bini bulmuş ve bunların yarıdan fazlası (18’den 65+ yaşa dek aralıkta olan) kadınlarmış KADIN İSTİHDAMINDA DİĞER KONULAR  Bir tanesi kayıtdışı istihdam.

Erkek istihdamına göre kadın istihdamındaki kayıtdışılık daha fazladır.

Diğer bir konu, insan kaçakçılığı ile de desteklenerek, özellikle dış göç ile ge(tiri)len kadınlar veya kırsal kesimden kentlere ge(tiri)len kadınların niteliksiz işlerde ve hatta fuhuş sektöründe mafyatik biçimde istihdam edilmesi.

Bu istihdam sırasında angarya niteliğinde yüksek sömürüye tabi olmaları.

Emekçi kadınların iş tanımlarının dışında angarya niteliğinde işleri de gönüllü(!) olarak yap(tırıl)ması, kreş haklarının verilmemesi gibi birçok sorun mevcuttur.

Niteliği yüksek kafa emekçisi kadın işgörenlerin (özel hastanelerdeki doktor kadınlar vb.) de erkek yoldaşları gibi eskiye göreli olarak emek piyasasında emekleri değer yitimine uğramaktadır.

Küçük burjuvalar proleterleşmektedir!

Aynı onlar gibi aylarca ücretlerini alamamakta, işverenin sermaye olarak kullanımına sunulmak zorunda kalmaktadır.

Kadın işgörenlerin, özellikle kadın kafa emekçilerinin yaşadıkları bir sorun da çalıştıkları işlerde yükselirken engelle karşılaşmalarıdır.

Buna cam tavan olgusu da denilmektedir.

Kadın girişimcilerin sorunları da bambaşka bir yumak oluşturmaktadır: Erkek egemen sektörlerde kadın girişimcilerin kabullenilmemesi, alt orunlarındaki (makamlarındaki) erkekleri yönetirken dirençle karşılaşmaları, iş yaşamındaki ilişkilerde rahat olamamaları, ülkedeki ‘işadamı’ kültürünün aşırı eril olmasının getirdiği sorunlar vb.

Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistiklerine göre, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yaşayan erkekler yüzde 25,6 iken, kadınlarda bu oran yüzde 30,1!

İstanbul Planlama Ajansı’nın ‘İstanbul’da Kadının İyilik Hali’ araştırmasına göre kadınların yetkinlikleri daha fazla sorgulanıyor, cinsiyet temelli ayrımcılığa maruz kalıyor, annelik veya hamilelik kariyer engeli oluşturuyor, iş yükü adil dağıtılmıyor, cinsiyet temelli şaka veya yoruma maruz kalıyor vd. (Meraklısı çalışmaya ulaşabilir, bkz. https://ipa.istanbul/)         BİR GEÇİMBİLİMSEL AKIM: FEMİNİST GEÇİMBİLİM Feminist geçimbilim akımı konusunda hem örgütlenmeler hem de çok geniş bir alanyazın mevcuttur.

Bu akıma giren alt akımlar da mevcuttur: liberal, toplumcu, ekolojist yaklaşımlar.

Bu akımın amacının ekonomide kadını değil, kadın bakış açısını da içerecek biçimde ekonomiyi incelemek olduğu söylenmektedir.

Karşı çıkılan şey anaakım (neoklasik) iktisadın yaklaşımıdır.

Bu bağlamdaki kimi alt yaklaşımların toplumculuğa bakış açıları da tartışmalıdır.

BİR YÖNETSEL AKIM: DİŞİL YÖNETİM (DİŞİL YÖNETİŞİM) İş yaşamında eril yönetime karşı bir seçenek olarak ortaya atılan dişil yönetim/yönetişim akımına göre, kurumsal yönetimde egemen eril değerler yerini dişil değerlere (birey yerine takım ruhlu, matematiksel-mantıksal zekâdan çok duygusal zekâya önem veren, benmerkezcilik yerine alçakgönüllülüğe odaklanan vb.) bırakmalıdır.

Hatta Dr.

Sedat Özkol “Dişil Yönetişim: İş-Çalışma-Hizmet Dünyasında Kadın Kalarak Başarılı Olmak (Feminen Yayıncılık, 2007)” adlı bir kitap yazmıştı.

Bu yapıtta iş hayatında eril yöntemler yerine dişil özelliklerin (işbirliği, sezgi, paylaşım) başarıyı artıracağını savlamıştı.

SONSÖZ Mor ve yeşil dönüşüm için kamucu dönüşüm şart!

İlgili Sitenin Haberleri