Haber Detayı
Kadınlar gezegeni besliyor peki onların haklarını kim koruyor I A. Nedim Atilla yazdı
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde dünyanın dört bir yanında kadınların başarıları kutlanıyor. Oysa gerçek çok daha çarpıcı; küresel gıda sisteminin omurgasını oluşturan milyonlarca kadın çiftçi halen toprağa, krediye ve karar mekanizmalarına eşit erişimden mahrum.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü… 8 Mart geldiğinde dünyanın dört bir yanında kadınların başarıları anlatılıyor, çiçekler veriliyor, güzel sözler söyleniyor.
Oysa gerçeğin kendisi çok daha sert ve yalın.
Dünyayı besleyen milyonlarca kadın hâlâ görünmez durumda.
Tarlalarda çalışan, tohumu saklayan, ürünü işleyen, sofraya gelen gıdanın arkasındaki emek zincirini ayakta tutan kadınların büyük bölümü ya kayıt dışı çalışıyor ya da yaptıkları iş “yardımcı iş” olarak görülüyor.Oysa gerçek çok açık: Dünya gıda sisteminin omurgasını kadınlar oluşturuyor.Uluslararası Slow Food hareketinin yönetim kurulu üyesi Dalí Nolasco Cruz bu gerçeği çok net ifade ediyor.
Cruz’a göre kadınlar tarımda “yardımcı” değildir; onlar çiftçidir, girişimcidir, tohum koruyucusudur ve aynı zamanda topluluk lideridir.
Ona göre özellikle kadınların toprağa güvenli erişim hakkının tanınması küresel gıda güvenliği için atılabilecek en dönüştürücü adımlardan biridir.
Cruz’un sözleri durumu çarpıcı biçimde özetler: Eğer kadınlar yarın çiftçiliği bırakırsa, dünya yemek yemeyi bırakır.Birleşmiş Milletler’e bağlı FAO (Food and Agriculture Organization) verileri de bu gerçeği doğruluyor. 2019 yılında dünya genelinde çalışan kadınların yüzde 36’sı tarım ve gıda sistemlerinde istihdam edilirken erkeklerde bu oran yüzde 38 olarak görülüyor.
Ancak bazı bölgelerde kadın emeğinin ağırlığı çok daha belirgin.
Sahra Altı Afrika’da kadınların istihdamının yüzde 66’sı tarım ve gıda sistemlerinde gerçekleşirken erkeklerde bu oran yüzde 60’tır.
Güney Asya’da ise fark daha da çarpıcıdır; işgücündeki kadınların yüzde 71’i tarım ve gıda sistemlerinde çalışırken erkeklerde bu oran yüzde 47’de kalır.
Başka bir ifadeyle dünyanın pek çok bölgesinde gıda üretiminin gerçek yükünü kadınlar taşımaktadır.Buna rağmen kadınların yaptığı işlerin büyük bölümü kayıt dışı, düzensiz ve düşük ücretlidir.
Üstelik çoğu zaman bu emek resmi olarak iş olarak bile tanınmaz.
Kadınların karşılaştığı en büyük yapısal sorunların başında ise toprağa erişim gelir.
Togo’dan Yunanistan’a, Malavi’den İran’a, Kamerun’dan Burundi’ye ve Pakistan’a kadar pek çok ülkede kadın çiftçiler aynı sorunu dile getirir: Toprak mülkiyeti ekonomik bağımsızlığın temelidir.
Toprağa erişimi olmayan kadın çiftçi krediye ulaşamaz, teknoloji kullanamaz, eğitim programlarına katılamaz ve kooperatiflerde söz sahibi olamaz.İran’daki bir Slow Food çiftliğinde çalışan Fatima Maleki bu gerçeği çok açık biçimde anlatır.
Maleki’ye göre kadınların emeği son derece önemlidir, ancak arazi ve mali kararlar çoğu zaman erkeklerin adına kayıtlıdır.
Bu durum kadınların banka kredilerine, ekipmanlara ve eğitim programlarına erişimini ciddi biçimde sınırlar.
Üstelik pek çok destek programı küçük ölçekli kadın çiftçileri resmi üretici olarak bile tanımamaktadır.
Bu yapısal engeller kadınların gıda üretimindeki gerçek kapasitelerinin görünmesini de engeller.Kadınların rolü yalnızca üretimle sınırlı değildir.
Kadınlar aynı zamanda hane halkı gıda güvenliğinin merkezindedir.
Ev bahçelerini yönetir, beslenmede çeşitliliği sağlar, mevsimlik ürünleri korur ve çocuklara sağlıklı beslenme kültürünü aktarırlar.
Bunun da ötesinde kadınlar biyoçeşitliliğin en önemli koruyucularıdır.
Yerel tohum çeşitlerini saklayan, kompost yapan, sürdürülebilir arıcılık uygulayan ve geleneksel üretim tekniklerini kuşaktan kuşağa aktaran yine kadınlardır.
Bu bilgi yalnızca bir tarım bilgisi değil aynı zamanda kültürel bir mirastır.Tarımın görünmeyen bir başka yüzü de hasat sonrası süreçtir.
Ürünlerin gıdaya dönüşmesi, paketlenmesi ve pazarlanması çoğu zaman kadınların emeğiyle gerçekleşir.
Yunanistan’daki bir Slow Food çiftliğinde çalışan Lilian Kouidou, kırsal bölgelerde kadınların rolünü anlatırken kadınların yalnızca çiftçi olmadığını vurgular.
Ona göre kırsal Yunanistan’da kadınlar ekin yetiştirir, hasat yapar, paketleme ve muhasebe işlerini yürütür, yemek hazırlar, lojistiği organize eder ve satış yapar.
Çiftliklerin hayatta kalması yalnızca üretimle değil aynı zamanda yemek geleneklerinin devam etmesiyle ilgilidir ve bu kültürel sürekliliğin taşıyıcısı çoğu zaman kadınlardır.Türkiye’deki tablo da çok farklı değildir.
Tarım sektöründe kadın emeği çok yaygındır ancak ücret eşitsizliği dikkat çekici boyuttadır. 2025 verilerine göre mevsimlik erkek tarım işçilerinin günlük ücreti 1416 TL iken kadın işçilerin günlük ücreti 1193 TL’de kalmıştır.
Sürekli çalışan tarım işçilerinde ise fark daha da büyüktür.
Erkek işçiler aylık ortalama 39 bin 843 TL kazanırken kadın işçilerin aylık geliri 23 bin 598 TL civarındadır.
Aynı sektörde çalışan kadınların erkeklere göre çok daha düşük gelir elde ettiği açıkça görülmektedir.Kadınların tarım ve gıda sistemlerinde güçlendirilmesi yalnızca bir eşitlik meselesi değildir.
Bu aynı zamanda açlığı azaltmanın, kırsal yoksulluğu düşürmenin, iklim krizine karşı dayanıklılığı artırmanın ve biyolojik çeşitliliği korumanın da en etkili yollarından biridir.
Bu nedenle Slow Food hareketi hükümetlere ve uluslararası kurumlara açık bir çağrı yapmaktadır.
Kadınlar için güvenli toprak haklarının tanınması, kredi ve teknolojiye eşit erişimin sağlanması, karşılıksız emeğin görünür hale getirilmesi ve karar mekanizmalarında kadınların eşit temsil edilmesi artık ertelenemez bir gerekliliktir.8 Mart’ta kadınlara çiçek vermek kolaydır.
Ama onların toprağa, emeğe ve karara erişim hakkını tanımak gerçek değişimi yaratır.
Çünkü dünyayı besleyen kadınlar hâlâ görünmez kalırsa, geleceğin gıda güvenliği de görünmez olacaktır.Bugün artık şu gerçeği açıkça söylemenin zamanı geldi geçiyor bile: Kadınlar gezegeni besliyor.
Şimdi sıra dünyanın onların haklarını beslemesinde…Yemek Kültürü Araştırmacısı ve Yazarı A.
Nedim Atillaatilla.nedim@gmail.comOdatv.com