Haber Detayı
Tuğrul Tülek: ‘Tiyatroyla duygularımdan korkmamayı öğrendim’ / Rıza Kocaoğlu: ‘Bu rolle içimdeki masumiyeti paylaşabilme alanım oldu’
Tuğrul Tülek ve Rıza Kocaoğlu 15 yıl aradan sonra ‘Sürüklenmiş’ oyunu için aynı tiyatro sahnesinde yeniden buluşuyor. Uzun zamandır görüşmeyen iki kardeşin ölüm döşeğindeki babalarının akıbetiyle ilgili karar vermek üzere bir araya gelmesiyle başlayan bir yüzleşme hikâyesi bu... Yalnızca birbirleriyle değil, geçmişleriyle, seçimleriyle ve yarım kalmış hayalleriyle de yüzleşen iki kardeşe hayat veren Kocaoğlu ve Tülek’le oyundan yola çıkarak hem tiyatrodan hem hayattan konuştuk.
Sonbaharda solo albüm geliyorTuğrul Bey, birçok tiyatro oyunu yönettiniz; oyunculuktaysa bir yönetmene teslim oluyorsunuz.
Nasıl bir fark var?
İbrahim (Çiçek) oyuncusunu çok güzel ipuçlarıyla yönlendiren ve yolculuğuna saygı duyan bir yönetmen.
Neyi, neden istediğini bilen bir yönetmen, oyuncuya her zaman kendini güvende hissettirir.
Öyle olunca ben de daha rahat teslim oluyorum.
Açıkçası hiç ‘Bu oyunu nasıl yönetirim’ diye düşünmedim, görevime kafa yordum.
Müzik de sizin için büyük bir tutku.
Yakın zamanda bir müzik projeniz olacak mı?
Sonbaharda söz ve müzikleri bana ait 6 şarkıdan oluşan solo bir albüm çıkarmayı planlıyorum.
Funk, caz, rock, R&B gibi farklı türlere selam gönderen bir sound’u olacak.
Ne mutlu ki çok iyi müzisyenlerle yolum kesişti ve şimdi hep birlikte istediğimiz gibi özgürce müzik yapıyoruz.‘Forvet oynama derdine düşmem’Rıza Bey, hem dizi ve filmlerde hem tiyatroda oynuyorsunuz.
Bu üç alanın oyunculuk açısından sizde uyandırdığı heyecan aynı mı?Biz hikâye anlatıcısıyız.
Her alanda doğru hikayeye hizmet etmek bir nevi misyonumuz...
Hatta röportaj da bu alanlardan biri.
Tabii ki tiyatro yaşam alanım.
Ben başka hiçbir şey bilmiyorken 14 yaşımda sahneye çıktım; bundan 33 yıl önce, hayatı sahnede öğrendim.
Sahneyi de hayatta öğreniyorum hâlâ.
Akılda kalan karakterler oynadınız hep...
Rol seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?
Hikâyenin ne anlattığına ve nasıl anlattığına...
Derinlik katıp zenginleştirebilir miyim, o alan var mı, bu takıma nasıl faydalı olabilirim… Hangi mevkide oynadığıma bakmadan, ‘forvet oynama’ derdine düşmeden, takıma nerede faydam olursa orada oynamayı seviyorum.İngiliz yazar Tim Foley’nin kaleme aldığı, İbrahim Çiçek’in yönettiği ‘Sürüklenmiş’ yıllardır birbirinden uzak kalmış, özlemlerini dile getiremeyen; farklı hayatlar yaşasalar da aslında birbirlerine sandıklarından çok daha benzeyen iki kardeşin hikâyesi...
Rıza Kocaoğlu ve Tuğrul Tülek’in etkileyici bir performansla sahneye taşıdıkları bu oyun, izleyicinin kendinden bir parça bulabileceği güçlü bir anlatı.
Oyuncularla bir araya geldik; ‘çok özlerken ayrı kalan iki çocuğun hikâyesi’ne dair konuştuk.Oyundaki iki kardeşin hikâyesi, sizi nerelere ‘sürükledi’?
Rıza Kocaoğlu: Biz tiyatro sahnesinde büyümüş iki kardeş gibiydik zaten.
Birlikte oynamayı çok sevip ayrı kalmış iki kardeş...Tuğrul Tülek: Bu oyun bizim için kutlama gibi bir şey aslında.
İlk kez 19 sene önce ‘Kürklü Merkür’ oyununda oynamıştık Rıza’yla.
Sonra başka oyunlarda çalıştık ama ‘Malafa’dan beri, yani 15 yıldır karşılıklı oynama şansımız olmamıştı.
O yüzden tabii ki pek çok anı geri geldi, sahnede karşılıklı oynamayı çok özlemiş iki arkadaşın kavuşması gibi oldu.
Oyunda çok işimize yarayacak bir duyguyla başladık ve o coşku bize güç verdi.Oyunda ‘affetmek’ meselesi açık bir kapı gibi...
Sizce affetmek mümkün mü yoksa affedememek de meşru mu?
Rıza Kocaoğlu: İkisi de hayatta ve oyunda olan şeyler.
Affetsek de edemesek de o hesaplaşmayı yapmak ve sonucunu görmek en sağlıklısı gibi geliyor bana.
Bu hesaplaşmayı kimse hissetmese bile kendi gelişimi için yapmalı insan.Tuğrul Tülek: Affetmek herkeste farklı işleyen bir süreç.
Sizde yük olduğunu fark ettiğiniz, ayağınıza dolanan, hâlâ sizi rahatsız etmesine izin verdiğiniz her şeyi, her kişiyi affetmek gerektiğine inanıyorum ki artık bunları bir yük olarak taşımayalım, yolumuza devam edelim.Siz kolay affeden biri misiniz?
Neyi ya da neleri asla affedemezsiniz?
Rıza Kocaoğlu: Ben affederim.
Unuturum çünkü.
Vazgeçince de hiç olmamış gibi vazgeçerim.Tuğrul Tülek: Affetmenin gücünü artık hayatımın bu döneminde daha iyi anlamış durumdayım.
Ancak affetmek ‘barışmak’ demek değil.
Olayı kabul etmek ve devam etmek demek.
Kendini bir kurban olarak tanımlamamak demek.
İnsanı güçlendiren bir şey.
Asla affetmem dediğim bir şey yok ama asla ‘barışmam’ dediğim pek çok şey var.Hangisi zor?
Gitmek mi kalmak mı?
Rıza Kocaoğlu: İkisi de zor olabilir; önemli olan nasıl başa çıktığımız galiba.
Giden ya da kalan, hangisi olursan ol, kendini gerçekleştirmek sanırım meselenin temeli.Tuğrul Tülek: Hikâyenin her iki tarafı da zor.
Sanırım en zoru mecburiyetten gitmeyi ya da kalmayı tercih etmek.
Sizin dışınızda gelişen olaylara karşı bazen bir yaptırım gücünüzün olamaması ve bu sonuca katlanmak zorunda kalmak.
Onun dışında büyümemiz için, özgürleşmemiz için, kim olduğumuzu anlamamız için bazen gitmek gerekir, konfor alanımızdan çıkmak gerekir. ‘Oyunculuğumuz demlenmiş’Oyunun ana temalarından biri de yas.
Siz nasıl yas tutarsınız?
Rıza Kocaoğlu: Biraz yaşayarak ve kontrolü ele alamadan yaşıyoruz başa geleni.
Doğrusu ‘paylaşarak ve yardım alarak olmalı’yı zamanla öğreniyoruz.Tuğrul Tülek: Yas çok kişiye özel bir durum.
Hatta her seferinde değişen bir süreç.
Bazen farkında oluyorsunuz yas tuttuğunuzun, bazen çok sonra anlıyorsunuz.
Bazen dağıtıyorsunuz, bazen içinize kapanıyorsunuz.
Her yas tutanın mutlaka ağlaması, bağırması, kendini eve kapatması gerektiğini düşünen ve bunu bir mahalle baskısı gibi hissettirenleri da hiç anlamıyorum.
Yas, başkalarının gönlü olsun diye tutulmaz.Oyunda erkek karakterler seviyorlar ama ifade edemiyorlar, özlüyorlar ama susuyorlar.
Erkeklik toplumsal olarak hâlâ duyguları bastırmak üzerinden mi inşa ediliyor?
Bu rol size bu konuda yeni bir şey düşündürdü mü?Rıza Kocaoğlu: Ben duygularını ifade eden, hatta bunu gereğinden fazla yapan biri olabilirim.
Bu rolle yeni bir şey düşündürmek açısından değil belki ama içimdeki masumiyeti paylaşabilmek adına bir alanım oldu.Tuğrul Tülek: Biçilmiş toplumsal roller dahilinde bazı duygular erkekliğe dair görülmüyor.
Oysa herkes öfkelenir, herkes sever ve bu çok doğal bir şey.
Kırılganlık bizi güçsüz yapmaz, asıl bunu söylememek, saklamaya çalışmak bitirir.
Tiyatronun benim üstümdeki en büyük etkisi sanırım duygularımı daha doğru tarif etmeyi öğrenmem oldu.
Onlardan korkmamayı ve kabul etmeyi öğrendim.‘Sürüklenmiş’te birbirinizin oyunculuğuna dair keşfettikleriniz oldu mu?
Rıza Kocaoğlu: Hem biz hem de oyunculuğumuz biraz demlenmiş, olgunlaşmış gibi geldi bana.
Bunu bu yolculuğa tanıklık edenler daha iyi görür.Tuğrul Tülek: İkimizin de hâlâ aynı heyecanı taşıması bana çok iyi geldi.
Bazen yıllar içinde insanlar mesleki motivasyonlarını kaybedebiliyor ya da kendilerini bir işin ustası olarak görüp yeterince çaba sarf etmiyorlar.
Biz sanki dün ‘Kürklü Merkür’ün provasından çıkmış gibiydik.
Aynı heyecanla, aynı iştahla çalıştık.
Bu kez birbirimize karşı daha açık ve nettik diyebilirim.
Filtresizdik ve bu da kendimi güvende hissettirdi.