Haber Detayı
Kral Kiros’u ararken Nebukadnezar’ı bulacaklar
Önceki gün Oval Ofis’ten bir görüntü paylaşıldı.
Önceki gün Oval Ofis’ten bir görüntü paylaşıldı.
Nedense çok tartışılmadı, gündem olmadı.
Halbuki biraz ABD tarihini, siyasal kültürünü araştıranlara çok fazla mesaj veriyordu o anlar.
ABD Başkanı Donald Trump ’ın etrafında toplanan bir grup evanjelik papaz, ellerini uzatarak onun için dua etti.
Sahne, ilk bakışta sıradan bir dini ritüel gibi görünse de aslında Amerika’daki dinsiyaset ilişkisini yeniden gündeme taşıdı.
Bu görüntülerde papazlar, Trump’ın etrafında toplanarak Tanrı’dan “bilgelik, koruma ve doğru kararlar” için yardım talep etti.
Duanın tam çevirisi şöyle: “Senin huzuruna çıkmaktan onur duyuyoruz.
Başkanımıza destek vererek senin bereketinin ve lütfunun devamlı onun üzerinde olması için dua ediyoruz.
Kalbinin ve zihninin göklerden gelen bilgelikle dolması için dua ediyoruz ve Tanrı’m, bugün karşı karşıya olduğumuz bu zorlu zamanlarda ona rehberlik etmeni diliyoruz.
Onun üzerinde senin inayetin ve koruman için dua ediyoruz.
Birliklerimiz ile silahlı kuvvetlerimizde görev yapan tüm erkek ve kadınlarımızın üzerinde senin inayetin ve koruman için dua ediyorum ve Baba, Tanrı’nın gözetiminde; bölünmez, herkes için özgürlük ve adaletle dolu tek bir ulus olmaya geri dönerken başkanımıza bu büyük ulusa liderlik etmesi için ihtiyaç duyduğu gücü vermeye devam etmen için dua ediyoruz.
İsa ’nın adıyla, senin bereketinin onun üzerinde olmasını diliyoruz.” Bakın burada mesele, dua etmek ya da bir ibadet değil.
Mesele ABD’deki evanjelizm etkisi.
Amerikan siyasetinde evanjelik Hıristiyanlar uzun süredir güçlü bir toplumsal ve siyasi aktör konumunda.
On milyonlarca kişiden oluşan bu kitle özellikle son 40 yılda Cumhuriyetçi Parti ile kurduğu ittifak sayesinde seçim sonuçlarını etkileyebilecek bir güç haline geldi.
Donald Trump’ın siyasi yükselişinde de bu seçmen grubunun desteği kritik rol oynadı.
Amerikan taşrasında Demokratlara karşı Cumhuriyetçiler Ortadoğu’dakinin benzeri bir “siyasal İslam” kuşağı kurdu.
Trump ile evanjelik liderler arasındaki yakınlık yalnızca siyasi çıkarlarla sınırlı değil.
Bu ilişkinin arkasında belirli bir teolojik dünya görüşü de bulunuyor.
Bazı evanjelik yorumlara göre dünya tarihi, İncil’de anlatılan büyük ilahi plan doğrultusunda ilerliyor.
Bu planın en dramatik aşaması ise “Armageddon” olarak bilinen son büyük savaşla ilişkilendirilir.
Armageddon kavramı İncil’in son kitabı olan Vahiy’de geçer.
Bu anlatıya göre tarih, iyilik ile kötülük arasında gerçekleşecek büyük bir çatışmaya doğru ilerler.
Bu savaşın ardından Mesih’in dünyaya geri döneceğine inanılır.
Bazı evanjelik teologlara göre bu sürecin merkezinde Ortadoğu’daki gelişmeler yer alır.
Bu nedenle İsrail, bazı evanjelik çevreler için yalnızca bir devlet değil, kutsal tarihin merkezinde bulunan bir coğrafyadır.
Yahudilerin İsrail’de yeniden toplanması ve bölgedeki büyük siyasi olaylar, bu teolojik yorumlara göre kıyamet sürecinin önemli işaretleri olarak görülür.
İşte tam bu noktada dünyaya büyük zararlar veren bir düşünce akımı ortaya çıkıyor.
Bu düşünce akımı genellikle “Hıristiyan Siyonizmi” olarak adlandırılıyor ve ABD’de oldukça etkili bir toplumsal hareket haline gelmiş durumda.
Savaşlar başlatıp bitirebiliyor.
Donald Trump’ın İsrail’e verdiği güçlü siyasi destek, bu çevrelerde büyük bir memnuniyet yarattı.
ABD büyükelçiliğinin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınması gibi kararlar, bazı evanjelik liderler tarafından “tarihi bir dönüm noktası” olarak yorumlandı.
Evanjelikler kendilerini tarihsel bir rüyada zannediyor.
Bazı evanjelik yorumcular Trump’ı İncil’de geçen Pers kralı Kiros ’a benzetiyor.
Kiros, Yahudilerin Babil’deki sürgünden dönmesine izin veren bir hükümdar olarak kutsal metinlerde Tanrı’nın planında rol oynayan bir lider olarak anlatılır.
Bu nedenle bazı teologlar Trump için “modern Kiros” ifadesini kullandı.
Bu yorumlara göre bir liderin kişisel dindarlığından çok, Tanrı’nın planında oynadığı rol önemlidir.
Fakat bu hayallerle İran’da yeni bir Nebukadnezar yaratıyorlar farkında değiller.
Bu gerçeklerden kopuk ilişkinin yalnızca Amerikan iç siyaseti açısından değil, İsrail açısından da dikkat çekici bir boyutu bulunuyor.
İsrailli liderler evanjelik hareketi “İsrail’in en güçlü uluslararası müttefiklerinden biri” olarak tanımlıyor.
Ancak Yahudi dünyası içinde bu ilişkiye daha temkinli yaklaşanlar da var.
Bu durum bazı hahamlar ve Yahudi düşünürler tarafından eleştiriliyor.
Onlara göre Yahudiliğin Mesih anlayışı Hıristiyan teolojisinden tamamen farklıdır ve Yahudi halkının başka bir dinin kıyamet planının parçası gibi görülmesi teolojik açıdan kabul edilemez.
STRATEJİK OLARAK ÖNEMLİ Oval Ofis’teki dua görüntülerini yalnızca teolojik bir perspektifle açıklamak da eksik kalabilir.
Bu sahnelerin güçlü bir siyasi mesaj taşıdığı da açık.
ABD’de evanjelik seçmenler Cumhuriyetçi siyasetin en organize ve etkili tabanlarından biridir.
Kiliseler, medya ağları ve sivil toplum kuruluşları üzerinden büyük bir mobilizasyon gücüne sahipler.
Bu nedenle siyasi liderlerin bu kitleyle yakın ilişki kurması seçim stratejisinin önemli bir parçası olarak görülür.
Kriz dönemlerinde dini dilin kullanılmasına biz alışığız.
Trump da belli ki kaybetmeye başladığı tabanı konsolide etmeye çalışıyor.
Fakat bunu yaparken eleştirdiği İran’dakine benzer bir “molla rejimi” kurmaya doğru hızla ilerliyor.
Bakanlarının ve en kritik yerlerin atamalarında adamlarının evanjelik olup olmadığına bakıyor.
Her şeye rağmen yaşanan çatışmalar dini bir savaş değil.
Ben size yaşadıklarımızın ideolojik kılıfını anlatmaya çalışıyorum.
Yoksa bütün mesele, İran’ın yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ABD’li şirketlere açıp İsrail kuklası bir İran yönetimi kurmak.