Haber Detayı

İran’ın nükleer silahı: Körfez Şiileri
Mehmet yuva aydinlik.com.tr
07/03/2026 00:00 (7 saat önce)

İran’ın nükleer silahı: Körfez Şiileri

İran’ın nükleer silahı: Körfez Şiileri

Yılın trajik-komik nüktesine şahit olduk; Netanyahu sahnede dünya haritasına elindeki değnekle dokunuyor ve salondaki aklını yitirmiş seyircilerine “Tüm alemi mavi yapacağız.

Dünyayı İsrail yönetecek.

Bizi soyutlayan soyutlanacak.

Gücümüzü sorgulayan yok edilecek.” diyor.

Trump İran’ın yeni lideri Ayetullah’ı “ben seçeceğim” diyor.

Bakanları, Saray personeli, din adamları ve kadınları tanrı veya tanrının yeryüzündeki temsilcisi Trump’ın mübarek vücuduna dokunarak dualar okumuşlar onun ulûhiyetini takdis ve tescil etmişlerdi.

İran’ı kimin yöneteceğini, Ayetullah’ın kim olacağını, Mehdinin ne vakit geleceğini, Hürmüz Boğazı’nın açık mı kapalı mı olacağını, dünya enerji kaynaklarını kimin yöneteceğini, petrol ve altın fiyatlarını, kimin zengin kimin fakir olacağını, kimin yaşayıp kimin öleceğini tımarhanelik Trump hazretleri tayin edecek.

Trump hazretlerinin izniyle biz de bir kehanette bulunalım.

Biri patlak biri çatlak bu iş nasıl olacak; İsrail’i Netanyahu, ABD’yi Trump, müttefiklerini ve aynı gemide olanları birlikte yok edecekler.

Her ölüm misali çok kanlı ve çok acımasız olacak.

Ölmemek için tutunacaklar, raydan çıkmış tren olacaklar, freni patlak kamyon gibi saldıracaklar ama ölmekten muaf olmayacak kurtulamayacaklar.

Doğu’nun Batı’dan hakkını ve intikamını aldığı bir yeni doğum hâsıl oluyor.

Çok sancılı olacak.

Bunun idrakinde olanlar hizaya giriyor.

Dikkat edin patlak ve çatlakların maceralarında boğulmak istemeyenler gemiyi ilk terk edenler Kanada, İngiltere, Fransa oldu.

İRAN’IN KOLAY LOKMA OLMADIĞINI ÖĞRENDİLER İran’a karşı savaşı, dini liderin öldürülmesini, okul, hastane saldırılarını ve ABD-İran müzakereleri yapılırken İsrail’in savaşı başlatmasını “uluslararası hukuka, savaş hukukuna muhalif” olarak görüldü.

Epstein dosyasıyla teslim alınmış, bir İngiliz-Fransız kolonisi olan Kanada’yı ve Danimarka kolonisi Grönland’ı ABD’nin mülkü ve vilayetleri olarak gören Trump’ın ABD ve müttefiklerini Netanyahu’nun çılgın projelerine kurban etmeye kalkıştığını gördüler.

En çok da İran’ın kolay bir lokma olmadığını ve dişli çıktığına şahit oldular.

Görünenin aksine Çin’in İran’ı yalnız bırakmadığını ve bu savaşta Çin teknolojisi ve silahının aktif olduğunu gördüler.

Ayrıca en çok da İngiliz kolonileri ve eseri olan Körfez aile hanedanlıkların ABD ve İsrail’in mutlak esareti altında olmalarına da itiraz ediyorlar.

SAHTE BAYRAK Ukrayna’da Rusya’ya karşı Trump’ın kendilerini yalnız bıraktığını not ettiler.

Bunun intikamını onu Körfezde yalnız bırakarak alacaklar.

Venezuela ve Körfez ülkeleri petrol ve doğalgazıyla Avrupa ekonomisinin Trump’ın mutlak vesayeti altına girmekte olduğuna müdrik oldular.

Almanya, Alman asıllı, Hitler-Nazi hayranı Trump’ın yanında olmaktan memnun görünüyor.

Ancak, İspanya, Fransa, İngiltere, Danimarka’da ciddi bir rahatsızlık var.

Müttefiklere dayatılmış bir savaşı kabul etmeyeceklerini açıkladılar.

İngiltere, Güney Kıbrıs’a düşen füzenin İran’dan gelmediğini söyledi.

Sahte Bayrak (fitne, kumpas, şantaj amaçlı) operasyonunu üfleyen taraf oldu.

Benzerinin Türkiye, Azerbaycan, Suudi Arabistan, Umman’da yapıldığını ve bunun bir “MOSAD-CIA operasyonu” olduğunu da İran tarafı söylüyor.

Görünen o ki, Trump ve Netanyahu’dan mustarip ülkeler, Çin, İran, Umman, Yemen ve İran’ın Körfezde sahip olduğu Şii nüfusu ve nüfuzunun önemli bir potansiyel oluşturduğunu biliyorlar.

Kendi çıkarlarına hizmet etmesi halinde, ABD ve İsrail’in destek verdiği etnik Kürt ve mezhepçi “Sünni” cephesine karşılık laik Çin ve Şii cephesine yanaşmaları ihtimal dahilindedir.

İsrail’in Netanyahu’dan kurtulması halinde bölgesiyle uyumlu ve kazan-kazan formatında ticaret ve sosyo-kültürel ilişkiler arzulayan bir yönetimin de bu cepheye yakın duracağını hesaplıyorlar.

BAZI SENARYOLAR Bu sürecin, ABD’nin bu kuvvetlerden 1945’ten sonra “çaldığı” hegemonyayı da geri alma imkânı ve fırsatı yaratacağını umuyorlar.

Bu stratejik amaca hizmet edeceğine inandıkları bu coğrafyadaki Şiilerin kendi hanedanlıklarını ikame etme taleplerine itiraz etmeyeceklerdir.

Bu çerçevede 100 sene önce taksim edilen büyük Arabistan coğrafyasının yeniden taksim edilmesi kaçınılmaz olacaktır.

İran için, hayatta ve ayakta kalabilmesi için son etkili ve hatta atomik gücünde olan son silah Körfez aile hanedanlıklarında mevcut olan kalabalık Şii nüfusu olacaktır.

İsrail ve ABD ayrılıkçı Kürt ve mezhepçi Sünni örgütler üzerinden İran’a yönelik bir hamlede ısrarcı olurlar ve devam ettirirlerse, Körfez aile hanedanlıkları İran’a karşı operasyonlara katılırsa, Suriye’de radikal Sünni bir rejimin başında olan Ahmet Şara ABD’nin telkinleri ve yönlendirmesiyle, son merhalede İsrail’e hizmet eden, Lübnan Hizbullah’ına karşı bir kara saldırısına kalkışır, Irak’ta Şii örgütlere karşı benzer bir tutum içine girerse, ABD tarafından Suriye’den Afganistan’a Çin’e karşı, Pakistan’a ve İran’a karşı kullanılmak üzere taşınan radikal Sünni Uygur ve benzeri cihatçıların cephesine karşı İran’ın da onayıyla, Körfez aile hanedanlıklarında yaşayan Şiiler harekete geçebilir.

BÖLGEDEKİ Şİİ YOĞUNLUĞU Unutmayalım ki, Irak nüfusunun, Bahreyn nüfusunun, Umman ve Yemen nüfusunun ezici çoğunluğu Şii’dir.

Kuveyt ve Birleşik Arap Emirliklerin (BAE) yarısına yakını, Katar’ın yüzde 10’u Şii’dir.

Suudi Arabistan’ın en az yüzde 15-20’si Şii’dir.

Körfeze yakın doğu bölgesi, Arabistan’ın en zengin petrol ve doğal gaz sahalarının olduğu mekânlar, Medine’de, Güneyde Najran vilayetinde de kalabalık bir Şii nüfusu var.  2001 Arap Baharı isyanında Bahreyn Sünni aile hanedanlığı Suudi ordusu müdahale etmeseydi yıkılıyordu.

Uzun yıllar ciddi bir baskı ve zulüm altında yaşadılar.

Yetim ve kimsesiz muamelesi gördüler.

Siyasi haklardan mahrum yaşadılar.

Bu ülkelerin asli unsurları ve en akdim medeniyet mensupları olmalarına rağmen Irak, Suriye, Mısır, Lübnan Sünnilerinin gördüğü ilgi, destek ve alakayı göremediler.

Zira yaşadıkları ülkelerin ABD, İsrail bağlantıları, trilyonlarca dolar servetin üstünde oturmaları, ABD ve İsrail’e sağladıkları finans imkânları, Batıdaki yatırımları, bu ülkelerde uzun yıllar devam eden İran ve Şii düşmanlığı, İsrail-Lübnan savaşlarında açıkça beyan ettikleri Hizbullah ve Şii düşmanlığı yapmalarını ve Şiileri eşit vatandaş haklarından mahrum bırakmalarını kolay kıldı.

UMARIZ AYNI HATAYA DÜŞMEZLER Ancak mevcut savaş farklı bir hikâye yazıyor.

Kuveyt sokakları, Kuveyt’te düşürülen üç ABD savaş uçağı olayını Kuveyt’te bir Şii örgütün yaptığını konuşuyor.

İran’ın ABD’nin 5.

Filosuna ev sahipliği yapan Bahreyn, BAE ve diğer Körfez ülkelerindeki ABD üslerini, radarlarını, subaylarını ve istihbarat personelini, kaldıkları otelleri, nokta atışlarla vurabiliyorsa bu birazda belki en çok da sahadaki İran taraftarı insan unsuru sayesindedir.

Temennimiz aklıselim hâkim olsun.

Körfez hanedanlıkları 1980-1988 Irak-İran savaşında düştükleri hataya düşmemeli.

Bölgedeki radikal Sünni örgütlerine, etnik ayrılıkçı faaliyetlerden, ABD ve İsrail’in Lübnan, Irak ve İran’da yüklediği misyonlardan uzak kalmaları, İran’la anlaşmaları, İsrail ve ABD’yi durdurması asgaride komşusuna düşmanlık eden tüm faaliyetleri yasaklaması hayrınadır.

Aksi durumda kesilecek faturayı karşılayacak zenginlikleri kalmayacak.

İlgili Sitenin Haberleri