Haber Detayı

Yağmur Tekstil/Kaya: Tekstil ve giyimde üretim gücünü Türkiye’de tutmalıyız
Tekstil ekonomim.com
06/03/2026 00:00 (2 saat önce)

Yağmur Tekstil/Kaya: Tekstil ve giyimde üretim gücünü Türkiye’de tutmalıyız

Tekstil ve hazır giyim sektörlerinde kapasite kullanımının yüzde 40’a düştüğünü ve son üç yılda 300 bin istihdam kaybı olduğunu belirten Yağmur Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Bilgin Kaya, üretim gücünün Türkiye’de tutulmasının önemini vurguluyor.

YENER KARADENİZ Türkiye’den geleneksel ve lokomotif sektörlerinden tekstil ve hazır giyim son yıllarda ciddi bir daralma sürecine girdi.

Pandemi döneminde Uzak Doğu’daki üretim sıkıntıları ve Avrupa’ya yapılan taşımada konteyner navlun fiyatlarının 2 bin dolardan 15 bin dolara yükselmesi Türkiye için büyük bir fırsat yaratmıştı.

Yağmur Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Bilgin Kaya Türkiye’nin üretim kabiliyeti ile lojistik avantajın birleşmesi sonucu 2021 ve 2022 yıllarında “altın dönemi”ni yaşadığını hatırlatarak o dönem kapasitelerin dolduğunu ve kâr marjlarının da yükseldiğini hatırlattı.

Ancak 2023’ten itibaren talepteki düşüşle birlikte sektörlerin yeniden zor bir döneme girdiğini belirten Kaya, “Kapasite kullanım oranları yüzde 40’lara kadar gerilerken son üç yılda 300 binin üzerinde istihdam kaybı yaşandı” dile getirerek, mevcut kapasite kullanım oranları dikkate alındığında istihdam kaybı riskinin devam ettiğini vurguladı.

Kaya, sektörlerin hali hazırda kriz olarak görülen zor dönemden çıkış için çözüm önerilerini, sektörlerin önündeki riskleri ve fırsatları EKONOMİ ile paylaştı.

Sektör en büyük darbeyi Mısır’a taşınma ile aldı Türkiye en büyük darbeyi de üretimin Mısır’a taşınmasından aldı.

Mısır’a taşınan üreticilerimizin yeni bir pazarı yoktu.

Türkiye’den üretim ve ihracat yaptığı müşterilerine, Mısır’dan üretim ve ihracat yapmaya devam etti.

Ucuz işçilik, Türk sanayici ve iş insanının kabiliyeti ve üretim gücü ile birleşince Mısır’da yaptıkları üretim maliyetleri düştü ve Avrupa pazarından aldıkları siparişi Mısır’a çekti.

Mısır’a götürdüğü sadece kendi pazarı ile sipariş adetleri ile sınırlı kalmadı, ucuz maliyetin verdiği avantajla, Türkiye’de üretmeye devam eden üretici şirketlerin pazarından da Mısır’a sipariş çekildi.

Bu baskı hala devam ediyor.

İhracat pazarımızı kendi ellerimizle taşıdığımız yetmezmişçesine, iç pazarımız da Mısır’dan yüksek miktarda ithalat yaptı.

Üretimi Mısır’a taşımayı normal ve zorunluluk görenlerin en büyük savı; Pakistan, Bangladeş, Hindistan, Çin, Vietnam, Endonezya, Uzak Doğu baskısı ile zorunlu bir üretim taşınması.

Bunu kabul etmek mümkün değil.

Her geçen yıl artarak devam etse de bu baskı sürekli vardı ve biz, üretim gücümüzü lojistik gücümüzle birleştirerek; üretmiş olduğumuz çok kaliteli ürünleri çok hızlı ve güvenle Avrupa’ya ulaştırabildik.

Avrupa bunu çok kısa süre önce, pandemi ile birlikte test etmişti.

Uzak Doğu’da yaşanan üretim zorluğu ve çok yükselen navlun fiyatları ile yaşadıkları ithalat zorluğuyla, siparişlerini Türkiye’ye kaydırdılar ve istedikleri kaliteyi, istedikleri sürede teslim aldılar. 2021-22, bizim sektörümüz için de 30 yılın altın dönemi olmuştu.

Mısır’ın verimlilikte bizi yakalaması on yıllar alır Bu gerçek ortadayken, ulaşım avantajımızı da yok edercesine, Avrupa’nın yanı başında Mısır’a üretimimizi taşımak yanlış oldu.

Sadece üretimimizi de değil, kaliteli üretim ve organizasyon gücümüz ve Avrupa pazarımız da taşındı. “Hızlı hareket etmeseydik, birileri bizden önce orada üretim üssü yapacaktı” söylemleri de çok gerçekçi değil.

Mısır sanayici ve iş insanının bizim kalite ve üretim gücümüzü yakalaması on yıllar alırdı.

Üçüncü ülke yatırımcısı için de kolay değil, Türkiye’de de yatırımı olan bir Hintli grup, Mısır’da da bir iplik fabrikası yatırımı yapmıştı ve başarısız olmuştu!

Şokların getirdiği fırsatları iyi değerlendirmeliyiz Dünyanın yaşadığı şoklar, ilk bakışta büyük riskler olarak görünmekteyken, bizim için her zaman fırsat kapısıdır.

Yaşadığı olağanüstü durumlar ile tasarrufa yönelen insanoğlu, gıda ve zorunlu harcamalarına öncelik verirken, giyim ve ayakkabı alımını durdurarak tasarrufa yöneliyor.

Şoktan çıktığı dönemde de ertelediği ihtiyaçlarını almak istiyor ve pozitif enerjisini güzel giyim ile birleştirmek istiyor.

Şokların, krizlerin getirdiği fırsatları doğru değerlendirmeliyiz.

Çin’den Avrupa’ya 10 günde ulaşacak ‘’yol-kuşak’’ projelerine ev sahibi olmakla övünüyoruz.

Çin’in seri ve ucuz üretimi ile rekabet şansımız yoktu.

Bugün, makine üretiminde de çok iddialı bir Çin ile rekabette en büyük şansımız; Avrupa’ya yakınlığımız ve hızımız.

Hızımıza kimseyi ortak etmemeliyiz.

Çin Avrupa’ya ne kadar geç ve pahalı ulaşırsa, bizim üretim ve ulaşım hızımızı öne çıkaracak ve Pazar payımız artacaktır.

Pazarımız AB’nin ithalatını uzak doğudan tedarik etmesi, en iyimser 3 ayı bulmaktayken, Türkiye’ye geçtiği siparişini 20 günde mağaza raflarında sergileyebiliyor.

Coğrafyamızın bize altın tepside sunduğu bu kıymeti doğru değerlendirmeliyiz.

Kendi ayağımıza ateş ediyoruz Pandemi döneminde yaşadığımız, “ikinci bahar” da buydu.

AB de, bu gerçeği çok net gördü.

Birincil pazarımız AB için en hızlı ve en kaliteli tedarikçi ihracatçı durumundayken, üretim gücümüzü, hızımızı, pazarımızı AB’nin karşı komşusu Mısır’a taşımak akıl tutulmasıdır ve hala bizim için birincil risktir. 40 yılda oluşturduğumuz pazarımızı kendi ellerimizle komşuya taşıyoruz.

Cennet vatanımızın, coğrafyamızın bize sunduğu hızlı ulaşım fırsatını elimizle teslim ediyoruz. “Kendi ayağımıza ateş ediyoruz!” sözü bu olsa gerek!

Avrupa’nın yıllık ithalatı 2024 ve 2025’te, yüzde 17-18 düştü.

Bizim Avrupa’ya ihracatımızın da yüzde 20 düşmesi çok doğaldır fakat bu negatif etkilenmeyi bile daha az pazar kaybı ile atlatmamız gerekirken; üretimin Mısır’a taşınması ile pazarımızı kendi ellerimiz ile Mısır’a teslim ediyoruz!

STA için bugünden çalışmalıyız Avrupa’nın Hindistan ile yaptığı STA mutlaka çok önemli, kayıp yaşamadan çözüm için bugünden çalışmaya başlamalıyız.

Fakat, üretim ve pazarımızın Mısır’a taşınması ile üç yıldır yaşadığımız üretim ve ihracat kaybı yanında, Hindistan Avrupa STA riski ikinci plana kaldı.

Öncelikle, çözümü kendi elimizde olan problemi ivedilikle çözmeli ve içerdeki kaçağımıza sahip çıkmalıyız.

STA için AB ile uzun görüşmeler, kendi irademiz dışında uzun bir yol varken, Mısır’a kaçışı durdurmak tamamen kendi irademizde.

Kaybettiğimiz aklımıza sahip çıkıp, aklı öne alıp, sağlıklı bir planlama ile yanlıştan dönmeliyiz.

Maalesef, çoğu zaman, piyasalara odaklanan muhataplar, çok daha önemli olmasına rağmen kaçaklara yönelik vurguların ciddiyetini anlamakta gecikir ve kendi iradesi dışında gelişen piyasaları günah keçisi yaparak rahatlamaya çalışır.

Halbuki, piyasaları çözmek için kendi iradesi hiçbir zaman yetmeyecekken; en tepeden dış kapı tokmağına kadar mevcut olan kaçağın, yanlış yatırımların ve harcamaların, suistimallerin giderilmesi, çözülmesi kendi elinde ve iradesindedir.

Kapalı fabrikalarımızın sayısı çok olduğu gibi, düşük kapasite çalışan fabrika sayısı da fazla.

Yüzde 40’lara düşen kapasite kullanımının daha da düşmesi, daha fazla fabrikanın kapanması, üretim gücümüzü ve üretim hızımızı da düşürecek.

Yeni istihdam kayıpları da beraberinde gelecek.

Milyarlarca dolar ödeyerek Avrupa ve Uzakdoğulu üreticilerden aldığımız makinelerde da maalesef çöp olacak.

Bunu heba etme hakkına sahip değiliz.

Bu lüksümüz yok, olmamalı.

Üretimi kendi topraklarımızda tutmalıyız.

Taşkent’ten İstanbul’a uzanan üretim yolculuğu 1968 yılının Aralık ayının son günlerinde Konya’nın Taşkent ilçesinde dünyaya gelen Yavuz Bilgin Kaya, yedi kardeşin en küçüğü olarak büyüdü.

Babası belediye başkanı olan ve mühendis olma hayaliyle büyüyen Kaya’nın eğitim yolu, lise yıllarında aldığı yönlendirmeyle çevre mühendisliğine uzandı.

Taşkent Lisesi’nin ardından 1985’te üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi ve 1989 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu.

Üniversite yıllarında ihracatla tanışan Kaya, mezuniyetinin ardından atık su arıtma ve inşaat alanında çalışmaya başladı.

Kısa sürede yöneticilik görevine yükselse de sektörün doğa ve kaynaklar üzerindeki etkilerini yakından görmesi, kariyerinde yeni bir yön arayışına girmesine neden oldu.

Karamsarlık yerine çözüm üretmeyi seçen Kaya, gıda ve tekstil sektörlerinde yöneticilik yaptıktan sonra girişimciliğe adım atarak kendi işini kurdu. “Başarmalıyız, başaracağız” anlayışıyla üretim, girişimcilik ve toplumsal faydayı bir arada düşünmeyi ilke edinen Kaya’nın, “Batmayan Güneşle Yolculuğumuz” adlı kitabı da bulunuyor.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonunu örnek alan kitap, üretim, girişimcilik, toplumsal değerler ve Türkiye’nin kalkınma vizyonu üzerine düşünceleri içeriyor.

Sektörü yeniden yukarı taşıyacak 15 öneri Yağmur Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Kaya, sektörde hali hazırda devam eden riskler ve sorunlar için çözüm önerilerini özetle şöyle sıraladı: ▶Teşvik sistemi yeniden düzenlenmeli, sektörel teşvik modeline geçilmeli. ▶Teşvikler mikro ölçekte planlanmış projelere göre verilmeli, plansız yeni yatırımların mevcut fabrikaları kapatmasının önüne geçilmeli. ▶Yeni yatırım yerine mevcut kapasite korunmalı, atıl makinelerin milli servet kaybına dönüşmesi engellenmeli. ▶Kaynaklar inşaata değil üretime yönlendirilmeli. ▶Batıdaki iplik ve kumaş fabrikalarının doğuya taşınması yerine, konfeksiyon üretimi işsizliğin yüksek olduğu illere kaydırılarak istihdam artırılmalı. ▶Yatırımcıların yurt dışına gitmesini önleyecek politikalar geliştirilmelidir. ▶Türkiye’de makine sanayisi güçlendirilmeli, ithal makine bağımlılığı azaltılmalı. ▶Katma değeri yüksek ürün üretimi artırılmalı, markalaşma çabaları sürdürülmeli. ▶İhracatta “ucuz üretici” yerine “hızlı, kaliteli ve güvenilir üretici” algısı güçlendirilmeli. ▶Yerli üretim iç pazarda daha fazla desteklenmeli, yabancı markalara bağımlılık azaltılmalı. ▶Savunma sanayi ile iş birlikleri artırılarak üretim kapasitesi desteklenmeli. ▶“Made in Türkiye” markası güçlendirilmeli, ihracatta ve turizmde güven unsuru olarak öne çıkarılmalı. ▶Uluslararası spor organizasyonlarında Türk takımlarının yerli üretim formalar kullanması teşvik edilmeli. ▶Üretimde çevre, etik üretim ve çocuk işçi çalıştırmama ilkeleri vurgulanarak tüketici güveni artırılmalı. ▶Alım gücünü artırmak için üretim ve verimlilik yükseltilmeli, tarımsal üretim de bu sürece dahil edilmeli.

İş gücü maliyetini biz yükselttik, biz düşürmeliyiz “Ücretler yükseldi.

Tekstil de ucuz işgücünü sever.

Katma değeri yüksek üretimleri hedeflemeliyiz.

Tekstil sektöründen çıkmalıyız” sözleri doğru ancak zamanlaması yanlış.

Milyarlarca dolar, tamamına yakını da ithal makine yatırımımız var ve çöp olacak.

Milli servetimizin çöp olmasına izin veremeyiz.

Kurulu fabrika ve üretim gücümüzü çalıştırarak katma değer yaratmak zorundayız.

Üretmekten, üretimden uzaklaşıyoruz, her alanda üretmeye, daha fazla üretmeye ihtiyacımız var.

İşgücü maliyetimiz çok yüksek.

Yükselten biziz ve düşürmesi gereken de biziz.

Çözmemiz gereken gerçek sorun, alım gücünün yükselmesi.  

İlgili Sitenin Haberleri