Haber Detayı
Genç işgücü havuzu daralıyor
Avrupa’nın en genç nüfusuna sahip ülkesi Türkiye’de, doğurganlık oranlarının 1,48 ile kritik eşiğin altına gerilemesi “ekonomik alarm” zillerini çaldırıyor. EBRD Kıdemli Ekonomisti Doç. Dr. Aksoy, doğurganlık oranındaki düşüş ile 2050 yılından itibaren kişi başına gelir artış hızınının her yıl %0,15 azalabileceği uyarısında bulundu.
Nurdoğan A.
ERGÜN Türkiye, yıllardır övündüğü “genç nüfus” avantajını kaybetme riskiyle karşı karşıya.
Eurostat verilerine göre 34,4 ortanca yaş ile halen AB’nin en genci olan Türkiye, doğurganlık hızındaki keskin düşüşle bir “demografik uçuruma” sürükleniyor.
King’s College London Öğretim Görevlisi Doç.
Dr.
Cevat Giray Aksoy, Türkiye’nin nüfus yapısındaki değişimin ekonomik faturasını rakamlarla ortaya koydu.
Aksoy, “Mevcut eğilimler sürerse, genç nüfus penceresinin 2035’ten daha erken kapanabileceğini öngörüyoruz” dedi.Uzaktan çalışma ve iş gücü piyasalarının geleceğine ilişkin çalışmaları ile tanınan Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) Kıdemli Araştırma Ekonomisti ve King’s College London Siyasal Ekonomi Bölümü’nde öğretim görevlisi olan Doç.
Dr.
Cevat Giray Aksoy, Türkiye’de nüfus yapısının yavaş yavaş değişmeye başladığını vurgulayarak, “Nüfus yapısındaki değişikliğin ekonomik büyümeye etkisini 2050 yılından itibaren görmeye başlayacağız. 2050 yılından sonra 15-64 yaş aralığındaki çalışma çağındaki nüfusun toplam nüfus içindeki payı azalacağı için, kişi başına gelir artış hızı her yıl ortalama yüzde 0,15 daha düşük gerçekleşebilir” diye konuştu.İşgücüne katılımı artırıcı politikalar şartAynı zamanda Lordlar Kamarası’na Politika Danışmanlığı da veren Aksoy, şu anki nüfus yapısının Türkiye’de kişi başına milli gelir büyümesine 2024–2050 döneminde ortalama 0.1 puanlık bir demografik prim sağlayacağını belirtti.
Aksoy, “Ancak yüzyılın ikinci yarısında yaşlanmanın büyümeyi aşağı çekmesi ve genç nüfus penceresinin kapanmaya yaklaşmasıyla verimlilik artışlarının ve işgücüne katılımı artıran politikaların büyüme açısından belirleyiciliği artacak” dedi.Tüm bu tabloya rağmen, Türkiye’nin çalışma çağındaki nüfusunun toplamın yüzde 68,4’ünü oluşturduğunu ve halen önemli bir işgücü potansiyeli sunduğunu ifade eden Aksoy, “Görece genç ve büyük işgücü havuzu sürse de Türkiye’nin bir demografik dönüm noktasına girdiği açık.Mevcut eğilimler sürerse, genç nüfus penceresinin 2035’ten daha erken kapanabileceğini öngörüyoruz.
Çünkü nüfus kompozisyonundaki değişim çarpıcı; 2024 itibarıyla 0–14 yaşın toplam nüfustaki payı yüzde 20.6’ya gerilemiş durumda.
Buna karşılık 65 yaş ve üstü nüfusun payı yüzde 11’e yükseldi.
Ayrıca bazı illerde 65 yaş ve üstü nüfusun oranının yüzde 20’yi aştığını görüyoruz.
Bu eğilim, demografik primin zayıflaması ve bağımlılık oranının artması anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.Teşviklerde Fransa örneği öne çıkıyorDoğurganlık oranları ile ilgili politika setlerinin ülkeden ülkeye değiştiğini dile getiren Aksoy, “Dünyada iki ana politika seti öne çıkıyor; doğrudan finansal teşvikler ve vergi düzenlemeleri ile çocuk bakım altyapısı, ebeveyn izni ve iş–aile uyumunu güçlendiren hizmetler.
Örneğin Macaristan ve Polonya’da üçüncü çocukla birlikte belirli kredilerin silinmesi, dört çocuklu kadınlara kalıcı gelir vergisi muafiyeti veya çocuk başına uzun dönemli nakit destekler gibi güçlü mali teşvikler uygulanıyor.Ancak bu tür teşvikler çoğunlukla doğumları öne çekiyor, yani zamanlamayı değiştiriyor.
Toplam çocuk sayısını kalıcı biçimde artırmada ise sınırlı kalıyor” dedi.
Avrupa’da ise Fransa’nın, görece yüksek doğurganlık oranıyla öne çıktığını belirten Aksoy, şöyle devam etti: “Bunun arkasında ise yaygın ve erişilebilir çocuk bakım hizmetleri ile iş–yaşam dengesini destekleyen kurumların daha güçlü olması gibi faktörler önemli rol oynuyor.
Bu sayede doğurganlık oranları benzer gelir düzeyindeki diğer gelişmiş ülkelere kıyasla daha yüksek kalıyor.”