Haber Detayı
Dün Venezuela, bugün İran... Yarın kim: Müzakere sürerken gelen operasyon
İran’a yönelik ABD-İsrail operasyonu, Avrupa basınında yalnızca askeri bir hamle olarak değil, daha geniş bir güç kurgusunun parçası şeklinde yorumlanıyor. Zamanlama, hedef seçimi ve Batı’nın tepkileri, uluslararası sistemde yeni ve sert bir dönemin işaretleri olarak değerlendiriliyor.
Bir ülkenin en üst düzey siyasi ve askeri kadrosu, diplomatik görüşmeler sürerken hedef alınıyor.
Sonra da o ülkenin halkına “şimdi sıra sizde” deniyor.
Buna karşılık uluslararası arenadan güçlüsünü geçelim gerçek bir itiraz dahi yükselmiyor.
Bu durumda sadece askeri operasyondan söz etmek mümkün olabilir mi?
Olamaz tabii.
Daha derin bir kırılmanın olduğunu artık herkes görüyor.
İran’a yönelik ABD-İsrail saldırısı tam da böyle bir eşiğe işaret ediyor işte.Avrupa basınında yer alan değerlendirmeler, bu saldırının zamanlaması, hedef seçimi ve sonrasındaki siyasi söylemlerle birlikte okunduğunda, daha geniş bir güç stratejisinin parçası olarak ele alındığını gösteriyor.
Avrupa liderlerinin tepkileri de bu çerçeveyi tamamlıyor.
Saldırıyı yapanlara yönelik açık bir eleştiri yok, buna karşılık İran’ın verdiği yanıtlar hedef alınıyor.
İster istemez de şu soru öne çıkarıyor: "Dün Venezuela, bugün İran… yarın sırada hangi ülke var?""BATI DIŞINDAKİ ÜLKELER GÜVENDE DEĞİL"Alman alternatif medyasının önde gelen eleştirel haber analiz portalı NachDenkSeiten’de Alexander Neu tarafından kaleme alınan analiz, tartışmayı en geniş çerçeveye taşıyor.
Neu’a göre İran’a yönelik saldırıyı yalnızca nükleer program üzerinden açıklamak yetersiz kalıyor.Analizde, ABD’nin son dönemde izlediği askeri ve siyasi çizgi bir süreklilik içinde ele alınıyor.
Venezuela’ya yönelik müdahale ile İran’a yapılan saldırı aynı hattın devamı olarak görülüyor.
Bu bağlamda asıl hedefin, Çin ve Rusya ile yakın ilişkiler kuran ülkelerin küresel sistem içindeki konumunu zayıflatmak olduğu vurgulanıyor.İran’da doğrudan üst düzey yönetimin hedef alınması da bu yaklaşımın bir parçası.
Amaç, yalnızca askeri kapasiteyi sınırlamak değil, siyasi yapıyı sarsarak bir iktidar değişiminin önünü açmak.
Neu’nun dikkat çektiği en kritik nokta ise bundan sonrası: "ABD, şimdiye kadar uyguladığından daha da ileri giden bu güç politikasında İran’da da başarı elde ederse, Batı dışındaki diğer devletler kendilerini ciddi biçimde tehlikede görmelidir.
Bu durumda yalnızca İran değil, başka ülkeler de hedef haline gelebilir.
Çin ve Rusya da buna dahildir.
Her iki ülke de şu ana kadar ABD yönetimine gerçek bir sınır çizmeye yanaşmıyor, bunun yerine yalnızca saldırıyı kınamakla yetiniyorlar.
Bu ise Trump üzerinde herhangi bir caydırıcı etki yaratmıyor.
Aksine Trump, kendisini ‘çılgın adam’ rolünde doğrulanmış hissedecek ve bu güç kullanma stratejisini sürdürmeye devam edecektir."GÜNDÜZ SALDIRISININ ANLAMIAlman basınına bakmaya devam edelim: Tagesspiegel yazarı Kati Krause’e göre operasyonun en çarpıcı yönlerinden biri zamanlama.
Gece yapılması planlanan saldırı, İran’ın en üst düzey lider kadrosunun aynı anda Tahran’da bulunacağı bilgisinin alınmasıyla sabah saatlerine çekiliyor.
Bu tercih güçlü bir mesaj olarak değerlendiriliyor.
Alışılmışın tersine gündüz gerçekleştirilen saldırı, “taktiksel sürpriz” etkisi yaratıyor.REJİM DEĞİŞİKLİĞİ AÇIKÇA DİLE GETİRİLİYORTagesschau için bir makale kaleme alan Ivo Marusczyk de ABD Başkanı Donald Trump’ın hedefini açık biçimde ortaya koyduğunu aktarıyor.
Trump, İran’da rejim değişikliğini doğrudan dile getirirken, bunu askeri işgalle değil halk hareketiyle gerçekleştirme beklentisini vurguluyor.
Maruscyzk bu yaklaşımın, dış müdahale ile iç siyasi dönüşümün aynı strateji içinde ele alındığını gösterdiğine işaret ediyor.KARAR AYLAR ÖNCEDEN VERİLMİŞDiğer taraftan Ostdeutsche Allgemeine'de Ortadoğu uzmanı Michael Lüders’in değerlendirmelerine yer veriliyor.
Lüders’e göre saldırı, diplomatik sürecin bir sonucu değil, aylar öncesinden alınmış bir kararın uygulanması.
Lüders'in saptaması İran üzerinde oynanan oyuna ışık tutuyor: "İran ile nükleer müzakereler devam ederken askeri hazırlıkların sürmesi, diplomasinin sahadaki gelişmeleri belirlemediğini ortaya koyuyor."AVRUPA LİDERLERİ: ELEŞTİRİ YOK, SINIR ÇİZME VARAvrupa’dan gelen tepkiler, analizlerde dikkat çeken ortak bir unsur.
İngiltere, Fransa ve Almanya liderleri, ABD ve İsrail’in saldırısını doğrudan eleştirmedi.
Açıklamaların odağında İran’ın askeri karşılıkları yer aldı.Samimiyetten yoksun bu iki yüzlü tutum bir kez daha sahneye konuluyor...
Avrupa’nın siyasi konumlanışını yine yeniden net biçimde gösteriyor.
Saldırının kendisi tartışmaya açılmazken, İran’ın nasıl davranması gerektiğine dair sınırlar çiziliyor.
Söz konusu yaklaşım aslında bilindik bir sonuç, Avrupa'nın tutumu uluslararası hukuk tartışmalarıyla birlikte değerlendirildiğinde çelişkili bir tabloyu beraberinde getirmeye devam ediyor.Avrupa basınındaki farklı kaynaklar bir araya getirildiğinde ortak bir çerçeve ortaya çıkıyor.
Askeri müdahale, siyasi hedef ve uluslararası tepkiler birbirini tamamlayan bir yapı oluşturuyor.
İran örneği bu nedenle tek başına ele alınmıyor.
Daha geniş bir güç mücadelesinin parçası olarak değerlendiriliyor.
Ürkütücü olan bu tablo uluslararası sistemde güç kullanımının yeniden belirleyici hale geldiğini gösteriyor.
Diplomasi ile askeri müdahale arasındaki sınır giderek belirsizleşiyor.Bu nedenle en baştaki soru hâlâ geçerliliğini koruyor:Dün Venezuela, bugün İran… yarın sırada hangi ülke, hangi halk var?Işın Ertürk - StuttgartOdatv.com