Haber Detayı

Bakü Türkoloji Kurultayının 100. yıl dönümü
Kültür - sanat odatv.com
26/02/2026 14:21 (1 saat önce)

Bakü Türkoloji Kurultayının 100. yıl dönümü

Türklerle ve özellikle Türk dilleriyle uğraşan bilim koluna verilen ad. Bu ad yerine “Türklük bilgisi” karşılığı da teklif edilmiştir (Reşit Rahmeti Arat). Türk halkları ve özellikle Türk dil ve lehçeleriyle ilgilenen bilim dalı.

Türklerle ve özellikle Türk dilleriyle uğraşan bilim koluna verilen ad.

Bu ad yerine “Türklük bilgisi” karşılığı da teklif edilmiştir (Reşit Rahmeti Arat).

Türk halkları ve özellikle Türk dil ve lehçeleriyle ilgilenen bilim dalı.

Türk dilini; edebiyat, tarih, din ve Türk toplumlarının manevi, maddi kültürünü sistematik şekilde toplar ve araştırır.

Geçmiş ve günümüz Türkçesi ve Türk toplumları ana konusunu oluşturur.

Bu bilimde uzmanlaşan kişilere Türkolog denir.Türkoloji, Batı’nın “Doğu”yu öğrenme/değerlendirme çabası olan oryantalizm/şarkiyatçılık bağlamında bir sistematik kazanmıştır.

Batı dünyası kendi bakış açısına göre Doğu dünyasında, Batı dışı dünyada kalan ve medeniyet tarihinin akışında büyük imparatorluk gelenekleri oluşturamamış kültürleri Antropoloji, Etnoloji, Folklor ve Etnografya gibi bilim dallarıyla araştırırken Türk, İran, Çin gibi medeniyet tarihinde büyük rolleri olan milletleri Türkoloji, Sinoloji, İranistik, Hindoloji gibi bilim dallarını ihdas ederek inceleme konusu yapmıştır.

Bu bilimler başlangıçta oryantalistik denilen genel başlık altındayken ilerleyen yıllarda münhasır disiplinler haline gelmişlerdir.

Türkoloji adını verdiğimiz bilim kolunun geçmişi Avrupa’da XIV. yüzyıla kadar gider.

Ancak bu terim geniş kapsamıyla “Türklerden söz eden bilim kolu” olarak ele alınacak olursa eski Türk boyları üzerine bilgi veren Latin ve Bizans yazarları Türkoloji’nin öncüleri sayılabilirler.

XVI. yüzyıl sonunda Venedik’te Yakın Doğu dillerini öğretmek için bir okul açılmıştır.

Bu okulun öğrencileri öğrenimlerini sürdürmek ve bütünlemek üzere İstanbul’da bir koleje (Collegio dei Armeni) gönderiliyordu.

Türk dili ve kültürü üzerine öğretim yapan ilk kurum olarak bu okulu anabiliriz. 1795’te Paris’te “Ecole des Languages Orientales Vivantes” kurulmuştur.

Bunu Şarkiyat ve Türkoloji ile ilgili enstitüler takip etmiştir.

Moskova’da (1814) Paris’te (1821) ve Londra’da (1906) kurulan bu tür kuruluşların yayımladığı çok sayıda bilimsel eser, dergi, makale ve bültenler mevcuttur[i]Geniş anlamda Türk kültürünün kadrolarını araştıran bir bilimsel disiplin olarak Türkoloji /Türklük bilimi Türklerin tarihsel süreçte denetim altına aldıkları 55 milyon kilometrekare alanda ve bu coğrafyanın 12 milyon km’sinde iskan ettikleri Türk kültür havzasındaki birikimin envanterini, yapı ve muhtevasını araştıran bir bilimsel disiplindir.

Bu anlamda bahsettiğimiz coğrafyadaki kültürlerin anlaşılıp açıklanması da büyük ölçüde Türkoloji araştırmalarının ilgi sahası içindedir.

Bu sahalara stratejik olarak ilgi duyan devletlerin bakış açısı doğal olarak kendi ihtiyaç ve planlamalarına dönük olacaktır.

Doğal olarak Türkiye eksenli bir Türkoloji evrensel bilimsel yöntem ve açıklama süreçlerini kullanmakla beraber anlamlandırma ve yorumlamada kendi ihtiyaç ve önceliklerine göre bir okuma yapması doğaldır.

Bu yönüyle kültür felsefesinden ve kendi medeniyet anlayışının dinamiklerinden hareketle bir bilimsel perspektif ve yöntem üretmemiz kaçınılmaz olur.Türkiye’de Türkoloji Avrupa’dan 300 yıl gibi geç kalınan bir sürecin ardından kurulmaya başlamıştır.

Türkiye Türkolojisini inşa eden Türkologlar kuşağı ağırlıklı olarak Alman, Macar ve Rus Türkoloji mekteplerinden yetişmişlerdir.

Bugün Rusya dahil büyük ülkelerin karar alma mekanizmalarında Türkoloji ve Türkologlar pek önemlidir.

Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov hemen aklıma ilk gelen örnektir.

Soğuk savaş döneminde ABD’de Peter Golden ve çalışma arkadaşları hep çok önemli olmuşlardır.Atatürk’ün bütün gayret ve ısrarlarına rağmen Türkoloji bizde maalesef böylesi bir siyasal, stratejik, entelektüel perspektif kazanamamıştır.

İlk kuşak Türkologlarımız bir ölçüde bu hedefe yaklaşmışsalar da sonraki ekol ilmi işçilik safhasında takılıp kalmıştır.

Ülkemiz sosyal bilimler geleneğinde felsefi düşünme zafiyeti, problematik oluşturan, yöntem kurma ve teorik çerçeve inşa etme konusunda zaaflarla doludur.

Maalesef Türkoloji de bunun dışında değildir.

Bugün Türkolojimizin kendime özgü kavram setleri ve bizler tarafından geliştirilen bir özgün metodolojisi yoktur maalesef.1.

BAKÜ TÜRKOLOJİ KONGRESİRusya sınırları içinde yaşayan Türkler arasında Latin alfabesine geçiş konusunda birçok çalışma yapılmış, ancak Latin alfabesinin kabulünde Türk halklarını etkileyen asıl önemli akım Azerbaycan’da başlamış ve gelişmiştir.[ii] (Latin alfabesini kabul eden ilk Türk toplumu Saha (Yakutlardır).Yakut Türkçesi için ünlü Yakut Pedagog Novgorod 1919’de 33 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe hazırlamış 1922 yılında bu alfabe resmiyete girmiştir.1939 yılına kadar kullanılmıştır.

Bu değişiklik diğer Türk halkları üzerinde pek etkili olmamıştır.1922’de Azerbaycan’da Latin esaslı yeni alfabeye geçişi destekleyenler tarafından “Yeni Türk Elifba Komitesi” kurulmuş, [iii] Türk dünyasında Latin harfleriyle çıkan ilk gazete olan “Yeni Yol Gazetesi” ile halka yeni alfabe ile ilgili çalışmalar duyurulmuştur. [iv]Azerbaycan’ın hemen hemen bütün kazalarında şubeler açan komite, Azerbaycan dışında Kırım, Taşkent gibi merkezlere giderek diğer Türk cumhuriyetlerinde de faaliyetlerde bulunmuş, bir dizi görüşmelerden 20 Ekim’de Bakü’ye dönmüş bundan sonra Şubat 1926’ da toplanacak olan Bakü Türkoloji Kurultayının hazırlık sürecine başlamıştı.Birinci Tüm Birlik Türkoloji Kongresi 26 Şubat - 5 Mart 1926 tarihleri ​​arasında Azerbaycan SSR'nin başkenti Bakü şehrinde düzenlenen ilk Türkoloji kongresidir . 24 milyonluk Türk halklarının bir araya geldiği ilk umumi kongre, daha sonra Sovyet Rusya’da böyle bir tertibin gerçekleştirilemeyecek oluşuyla da ayrıca bir öneme sahiptir.[v]Ağustos 1925'te SSCB Halk Komiserleri Konseyi , Tüm Birlik Türkoloji Kongresi'ni toplamaya karar verdi.

Kongre konusu ilk olarak bir yıl önce Azerbaycan tarafından SSCB hükümetine sunulmuştu.

Azerbaycan alfabesinin Latin alfabesine geçişine izin verilmesi gerekliliği, Halk Komiserleri Konseyi'nin Türkoloji Kongresi'ni toplama kararından altı ay önce, Birinci Azerbaycan Bölgesel Çalışmalar Kongresi'nde hem SSCB Bilimler Akademisi hem de Tüm Birlik Doğu Bilimleri Derneği tarafından gündeme getirilmişti.SSCB Halk Komiserleri Konseyi'nin kararıyla kongrenin toplanmasına hazırlık yapmak üzere bir Organizasyon Komisyonu oluşturuldu.:(S.

Agamal-oğlu (başkan), M.

Pavlovich (Veltman) , G.

Dzhabiev [Azerb.] , V.V.

Bartold , A.

Samoylovich , J.

Korkmasov , G.

Broydo , N.

Tyuryakulov , A.

Zifel'd-Simumyagi , A.

Fitrat , B.

Choban-zade , N.

Ashmarin , A.

Odabash , Z.

Navshirvanov , A.

Baitursynov , A.

Yusif-zade [Azerb.] , Kasım Tynystanov .)Organizasyon komitesi, Tüm Birlik Türkoloji Kongresi hazırlıklarına ilişkin tüm çalışmaları duyurduğu "Bülten"i yayımladı.Kongreye, SSCB'nin Türk dili konuşan cumhuriyetlerinden ve diğer bölgelerinden toplam 131 oy kullanma yetkisine sahip delege katıldı.

Ayrıca, SSCB Bilimler Akademisi , Doğu Araştırmaları Derneği, Moskova Doğu Araştırmaları Enstitüsü, Kazan Üniversitesi, Bakü Devlet Üniversitesi , Taşkent Üniversitesi ve Leningrad Üniversitesi temsilcileri de dahil olmak üzere Türk dili konuşan cumhuriyetlerden ve diğer bölgelerden 600 bilimsel ve kamu kuruluşundan delege kongreye katıldı .İngeburg Baldouf’un belirttiğine göre Latin taraftarı Azerbaycanlılar, Sovyet merkezi elemanları ve Rus Türkolog ve dilbilimciler olmak üzere kongrenin yapılabilmesi için gayret sarf eden üç ayrı grup vardı.[vi]SSCB ve yurtdışından Oryantalist bilim insanları da kongreye katıldı.

Vasily Bartold , Ilya Borozdin , Bekir Çobanzade, Mehmet Fuat Köprülüzade , Nikolai Poppe , Alexander Samoylovich , Sergei Oldenburg , Lev Shcherba ve diğerleri bildiri sundu.

Kongrenin eş başkanı J.

Korkmasov, kararı sundu .Bunların yanı sıra, kongre çalışmalarında şu yabancı bilim insanları da yer aldı: Türkiye'den Sami Rufet, Necib Asim, Fuad Raif, Bursalı Mehmed Tahir Bey , Ferid Khursud, Şemseddin Bey, Ethem Bey; Almanya'dan Theodor Menzel Muth Hartmann, Giese, Paul Witek Walter Radebold, Willy Bang Kaup , Georg Jacob , G.

Stumme; Macaristan'dan Gyula Meszáros , Ignác Kunos ,Gyula Nemeth , Bernat Munkácsi , M.

Horten; İran'dan Majid Soltane, Ibrahim Shabistari; Fransa'dan J.

Denis; İtalya'dan L.

Bonelli; Finlandiya'dan Sätele; İsveç'ten Sven Hedin .Kongrede, Türk halklarının tarihi, etnografisi, sanatı ve Türk dilleri konularında 40 bildiri dinlendi.Kongrenin gündeminde Türk halklarının kültürünün geliştirilmesi ve Latin alfabesine dayalı yazı konuları yer aldı.Kongre sonrasında, SSCB'deki Türk halklarının yazı sisteminin Arap alfabesinden Latin alfabesine dönüştürülmesine karar verildi.Birinci Tüm Birlik Türkoloji Kongresi, Sovyetler Birliği'nde Türkolojinin gelişim tarihinde önemli bir rol oynamıştır.

Zaten 1928'de yerlileştirme politikası kısıtlanmaya başlanmış ve 1930'ların sonlarında, Büyük Terör sırasında, kongre katılımcılarının birçoğu pan-Türkçülük, milliyetçilik ve karşı devrimci faaliyetlerle suçlanmış, baskıya maruz kalmış ve ölmüştür .

Bunlar arasında Aleksandr Samoylovich , Celal Korkmasov , Bekir Çobanzade , Osman Akçakraklı , Akhmet Baitursynov , Salman Mumtaz , Ruhullah Akhundov , Isidor Barakhov , Hanafi Zeynalli , Hikmet Cevdetzade , Kasym Tynystanov ve daha birçokları bulunmaktadır.KONGRE TUTANAKLARIŞubat 1926'da, Birinci Türkoloji Kongresi Bakü'deki İsmailiye Sarayı'nda çalışmalarına başladı.

Kongreye , uluslararası bilim camiasının 20 temsilcisi de dahil olmak üzere 131 delege katıldı ve toplam 17 oturum düzenlendi.

Türklerin ve tüm Türk dünyasının dili, tarihi, etnojenezi, etnografisi, edebiyatı ve kültürü üzerine otuz sekiz sunum yapıldı .

Kongreye Azerbaycan SSR Merkez Yürütme Kurulu Başkanı Samad Ağa Agamaly başkanlık etti ve Kongre Başkanlığına şu isimler seçildi : Samad Ağa Agamaly , Ruhulla Akhundov, Khabib Dzhabiev, ünlü oryantalist ve tarihçi, Akademisyen Vasily Bartold , Akademisyen Sergei Oldenburg ve Avrupalı ​​bilim insanlarının bir temsilcisi, Profesör F.F.

Mensel, RSFSR Halk Eğitim Komiserliği'nden Nakovitsyn , Profesör Bekir Çobanzade , Profesör Alexander Samoilovich Martynov , Kazakistan'dan Akhmet Baitursynov , Yakutistan'dan Isidor Barakhov , Doğu Çalışmaları Derneği'nden Borozdin ve Pavlovich, Tataristan'dan Galimjan Ibragimov , Başkurdistan'dan İdelkuzin , Mehmet Fuat Köprülü Türkiye'den Celaleddin Gorkhmazov, Dağıstan'dan Şakirjan Rahim, Özbekistan'dan Şakirjan Rahim , Karakalpakstan'dan Tunstanov , Türkmenistan'dan Berdyev , Kırım'dan Osman Nuri Akçokraklı ve Kuzey Kafkasya'dan Aliyev Umar.

Ayrıca, Azerbaycan ve diğer cumhuriyetlerin temsilcilerinden Alibek Hüseyinzade , Bang, Mustafa Guliyev, akademisyen Nikolai Marr , Anatoly Lunacharsky ve Thomsen Kongre Başkanlığı'nın onursal üyeleri olarak seçildiler .SSCB Merkez Yürütme Kurulu Başkanı Gazanfar Musabekov, katılımcıları tebrik eden bir konuşma yaptı.

Kongrede ayrıca ünlü Türkologlar Radlov ve İsmail Gasprinsky'nin onuruna düzenlenen etkinlikler de yer aldı.

Bartold, Köprülü, A.

Hüseyinzade, Krymsky, Poppe ve Ashmarin gibi önde gelen Türkolog ve oryantalistlerin katılımı, kongrenin önemini ve prestijini vurguladı.SUNULAN BİLDİRİLERKongre sırasında çok sayıda bilimsel bildiri sunuldu ve bunlardan bazıları özel ilgiyi hak ediyor.

Dikkat çekici bildiriler arasında V.V.

Bartold'un "Türk Halklarının Tarihinin ve Çalışma Amaçlarının Mevcut Durumu", S.F.

Oldenburk'un "Türk Halkları Arasında Etnografik Araştırma Yöntemleri", A.A.

Müller'in "Türk Halkları Arasında Betimleyici Görüntü Sanatı Üzerine", F.

Kopruluzade'nin "Türk Halkları Arasında Edebi Dillerin Gelişimi", A.N.

Samoylovich'in "Türk Dillerinin Çalışmasının Mevcut Durumu ve Gelecek Amaçları", B.

Chobanzade'nin "Türk Lehçelerinin Yakın İlişkisi Üzerine" ve H.

Zeynalli'nin "Türk Dillerinde Bilimsel Terminolojik Sistem Üzerine" başlıklı çalışmaları yer almaktadır.

Ayrıca S.

Yu.'nun "Eski Türk Dillerinin Çalışmasının Mevcut Durumu ve Gelecek Perspektifleri" başlıklı çalışması da dikkat çekmiştir.

Malova, Ferhad Ağzade'nin "Türk dillerinde yazım kuralları", N.

F.

Yakovlev'in "Türk halklarının sosyal ve kültürel koşullarıyla bağlantılı alfabe sisteminin oluşumu sorunları", Ch.

Memmedzade'nin "Türk halklarının sosyal ve kültürel koşullarıyla bağlantılı alfabe sisteminin oluşumu sorunları", Kemanova'nın "Türk halklarının alfabe sistemleri hakkında", N.

N.

Poppe'nin "Türk dillerinin öğretim metodolojisinin temelleri", H.

Sherfa'nın "Türk dillerinin Altay dilleriyle karşılıklı ilişkisi meselesinin tarihsel ve güncel durumu", T.

Menzel'in "Türk-Tatar halkları için Arap ve Latin alfabelerinin uygulanması sorunları" ve daha birçok sunum Kongrenin çalışmalarına derinlik ve zenginlik kattı.Seçkin fonetikçi Lev Şçerbak'nın "Yazım Kurallarının Temelleri ve Sosyal Önemi" başlıklı raporunun teorik perspektifi kongrede özel bir ilgi gördü.

İlginç bir şekilde, Ermeni dilbilimci R.

Yu.

Acharyan'ın "Türk ve Ermeni Dillerinin Karşılıklı Etkisi" başlıklı sunumu, Türk dilinin Ermenice üzerindeki etkisini tarih boyunca tüm dilsel düzeylerde açıklamaya odaklandı.

Sunum, Eski Ermenice'den (Grabar) Modern Ermenice'ye (Aşgarabar) geçişe ve bu geçişin dilsel uyarıcısının Türkçe olduğu fikrine odaklandı.

Bu sunumun, nesnelliğine rağmen, günümüzde yaygın olan zararlı Ermeni şovenist milliyetçi ideolojisine karşı güçlü bir bilimsel argüman olarak hizmet ettiğini belirtmekte fayda var.Birinci Bakü Türkoloji Kongresi'ne katılan altı üyeli Tataristan heyetinin başkanı G.

İbrahimov, Arap alfabesine dayalı yeni bir alfabeye geçişe karşı olduğunu dile getirdi.

İtirazlarına rağmen, "bu konuda bir çatışma olmaması gerektiği" fikrini ortaya attı ve kongrede bu konuda bir rapor sundu.

Ancak kongre sırasında G.

İbrahimov aslında imla konusunu gündeme getirdi ve bu konuda öneriler sundu.

Sunumu üç bölümden oluşuyordu.

Birinci bölüm, 19. yüzyılın ikinci yarısından önce var olan eski yazım kurallarının yanı sıra Uygur, Orhon ve eski Arap alfabelerinin eleştirel bir analizine ayrılmıştır .

İkinci bölüm, Arap alfabesinin reformlarını ve son olarak Türk halklarının yazım kurallarının reformuna yönelik hareketleri özetlemektedir.Genel olarak, yazar G.

İbragimov, Türk dillerinin yazım sisteminin doğru gelişimi için dikkate alınması gereken özelliklerini vurgulayarak gözlemlerini kongre delegelerine sundu.

Bununla birlikte, konuşmalarında ve önerilerinde Latinleştirmeye karşı herhangi bir muhalefet belirtisi yoktu.Kongre sırasında Salman Mümtaz, yeni kitabı "Nasimi"yi katılımcılara sundu.

Katılımcılar arasında Tatar yazar Aziz Gubaydullin de vardı ve kongredeki konuşmasında Salman Mümtaz'ın Azerbaycanlı şairlerin eserlerini "Komünist" gazetesinde yayınladığını duyurdu.

Gubaydullin, Salman Mümtaz'ın şairler hakkındaki biyografik bilgilerine minnettarlığını dile getirerek, bunları "en değerli biyografik bilgiler" olarak değerlendirdi ve her yayından önce önemini vurguladı .KONGREDE ALINAN KARARLARLatin alfabesinden uyarlanmış ilk ortak Türk alfabesi.Birinci Bakü Türkoloji Kongresi'nde, Türk dilleriyle ilgili aşağıdaki yedi ana konu tartışıldı ve ilgili kararlar alındı; bunlar, düzenleme komitesinin eş başkanı Celaleddin Korkhmazov tarafından sunuldu :1.

Alfabe ile ilgili sorun;2.

Yazım ve imla sorunu;3.

Terminoloji sorunu;4.

Eğitimsel ve metodolojik bir sorun;5.

Birbirine yakın ve komşu dillerin karşılıklı ilişkisi ve etkileşimi sorunları;6.

Türk dillerinin edebi ve dilbilimsel sorunları, tek bir edebi dil sorunu da dahil olmak üzere;7.

Büyük dil teorisi ve Türk dillerinin tarihsel sorunları.Bu kararların alınmasında çeşitli ilkeler kullanıldı.

Bu nedenle, ortografik konularda fonetik ilkeye öncelik verilmesine rağmen, morfolojik ve tarihsel-geleneksel ilkeler de dikkate alındı.

Terimlerin seçiminde, Türk dilinin doğal yeteneklerine ve birincil kaynak olarak uluslararası kelimelere öncelik verildi.

Eğitim ve metodoloji konularında, anadil öğretimi için Avrupa standartlarına ek olarak, ulusal geleneğin önemi de kaydedildi.

Bilimsel yöntemler kullanılarak ilgili ve komşu dillerin incelenmesi üzerine yapılan tartışmalarda, Altaycıların ve karşılaştırmacıların görüşlerinin önemi vurgulandı.Birinci Türkoloji Kongresi'nde ayrıca Türk edebiyat dillerinin normları ve üslup özellikleri ile Türk halklarının ata yurdu sorunu da ele alındı.

Kongre temsilcileri, seçkin Özbek şair Ali-Şir Nevavi'nin doğumunun 500. yıl dönümü kutlamalarına da katıldılar.

Kongre, İkinci Türkoloji Kongresi'nin 1927'de Semerkant'ta yapılmasına karar vermiş olsa da, bu karar açık nedenlerden dolayı uygulanmadı.Kongre tarafından alınan kararlar arasında tek alfabe, tek edebi dil ve tek terminoloji gibi konular özellikle önemli bir yer tutuyorduSONUÇ1923'te Azerbaycan'da Yeni Türk Alfabesi devlet alfabesi olarak kabul edilmesine rağmen, resmî olarak birleşik Latin alfabesine geçiş ancak bu kongreden sonra gerçekleşti.

Bundan önce, latin alfabesini ilk kabul eden Yakut Türkleri hariç tutulduğunda Arap alfabesi cumhuriyet genelinde yaygın olarak kullanılıyordu.

Kongrenin kararlarına dayanarak, 1 Ocak 1929'da Sovyet hükümeti Arap alfabesinin kullanımını resmen yasakladı.

Bu alfabeyi hafızalardan silmek için büyük çaplı bir kitap yakma kampanyası da yürütüldü.Kongre kararıyla, Sovyetler Birliği'ne katılan diğer Türk cumhuriyetlerinde Arap alfabesi Latin alfabesiyle değiştirildi.

Bazı Türk cumhuriyetlerinde bu geçiş daha erken gerçekleşti.

Örneğin, 3 Temmuz 1927'de Tataristan Cumhuriyeti parti örgütü "Yeni Alfabe"ye (Tatarca: Jaŋalif ) geçişi resmen ilan etti. [ 16 ] [ 17 ] Azerbaycan SSR'nin Latin alfabesine geçişinden beş yıl sonra, Türkiye Cumhuriyeti de bu alfabeyi benimsedi.Kongrenin kararı sonucunda, 1929'dan 1939'a kadar Türk cumhuriyetlerinin tüm topraklarında Latin alfabesi kullanıldı.

Ancak 1930'ların sonlarında Sovyetler Birliği yönetimi Latin alfabesinin yerini alacak bir alfabe arayışına girdi. 1939'da SSCB'nin ulusal cumhuriyetlerinde Kiril alfabesinin kullanılmasına karar verildi.

Resmi açıklamaya göre, Latin alfabesinden Kiril alfabesine geçiş "işçilerin genel isteğiyle" gerçekleşti.KONGRE KATILIMCILARININ KADERİ 1930'ların sonlarında, kongre katılımcılarının birçoğu pan-Türkçülük, milliyetçilik ve karşı devrimci faaliyetlerle suçlandı, baskıya maruz kaldı ve bazıları öldürüldü.

Bunlar arasında Ruhulla Akhundov, Alexander Samoylovich, Jalal ad-Din Korkmasov, Bekir Chobanzade, Osman Akchokrakly, Akhmed Baitursunov, Salman Mumtaz, Isidor Barakhov, Henefi Zeynalli, Hikmet Jevdet-zade ve diğerleri gibi kişiler vardı.

Toplamda 100'den fazla kongre katılımcısı çeşitli baskı biçimlerine maruz kaldı.

Bu konuda detaylı bilgi için Ahmet Buran hocamızın Kurşunlanan Türkoloji isimli eserine bakılabilirHAFIZAKongreden hemen sonra Azerbaycan'da bu tarihî olay hakkında bir belgesel film yapıldı. 1926 yılında "Birinci Türkoloji Kongresi" filmi gösterime girdi.

Bu film, Azerbaycan'da düzenlenen ilk Türkoloji kongresinin öyküsünü anlatan dünyadaki ilk filmdi.

Filmde Samad Agamali oğlu , Gafar Musabeyov, Alibek Hüseyinzade ve Hüseyin Cavid rol almaktadır.

Film, Türkoloji Kongresi'nin çalışmalarını, Türk halkları tarafından yeni Latin alfabesinin benimsenmesini ve kongrenin Türk halklarının edebiyatı ve diliyle ilgili konularda aldığı oybirliğiyle alınan kararları ele almaktadır.28 Nisan 1976'da, Birinci Türkoloji Kongresi'nin 50. yıldönümü münasebetiyle "Türkmen Filolojisinin Güncel Sorunları" konulu İkinci Cumhuriyet Genç Filologlar Konferansı, Türkmenistan Bilimler Akademisi Magtymguly Dil ve Edebiyat Enstitüsü'nde düzenlendi.Bakü'deki Birinci Türkoloji Kongresi'nin hukuki statüsü, Azerbaycan'ın devlet bağımsızlığının yeniden kazanılmasından sonra 20. yüzyılda ikinci kez ulusal önem kazandı. 5 Kasım 2005'te Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, ülkenin devlet bağımsızlığının yeniden kazanılmasından sonra gerçekleşen bu önemli tarihi olayın 80. yıldönümünün kutlanmasına ilişkin bir kararname imzaladı.

Bu kararnameye uygun olarak, 2006 yılında Bakü'de Birinci Türkoloji Kongresi'nin 80. yıldönümüne adanmış uluslararası bir konferans düzenlendi.

Doksan yıl sonra, Birinci Türkoloji Kongresi'nin 90. yıldönümü Azerbaycan'da devlet düzeyinde kutlandı.Kararnamenin öngördüğü amaçlara uygun olarak Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi'nin yıldönümünün kutlanması için bir eylem planı hazırlanmıştır. 3 Mart 2016 tarihinde Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Birinci Başkan Yardımcısı Akademisyen İsa Habibbayli başkanlığında beşeri bilimler ve sosyal bilimler bölümlerinin ortak bir toplantısı yapılmıştır.

Toplantı sırasında, Türkoloji Kongresi'nin 90. yıldönümünün uygun şekilde kutlanması konusunda ilgili enstitü ve kuruluşlara talimatlar verilmiş ve bu yönde planlanan faaliyetler görüşülmüştür .14 ve 15 Kasım 2016 tarihlerinde Bakü'de Birinci Türkoloji Kongresi'nin 90. yıldönümüne adanmış uluslararası bir konferans düzenlendi.DEĞERLENDİRME:SSCB’nin Türk halklarının talebi üzerine Arap alfabesinden Latin alfabesine geçilmesi kararı ardı ardına uygulanmaya başladı.

Türkiye Cumhuriyeti 1928 yılında stratejik bir hamleyle Latin harflerini kabul ederek bu sürece katıldı.

Türk boylarıyla dil ve alfabe birliği sağlama kaygısı Bakü Türkoloji Kongresinin kararları bu süreçte çok etkili oldu.

Kültürel anlamdaki bu bütünleşmenin ileride siyasi anlamda da bir güç birliği oluşturabileceğini gören SSCB yönetimi çok katı ve sert tedbirler alarak ardı ardına Latin harflerini kaldırarak her halka özgü fonetik ve dilsel ayrışmayı teşvik edecek Kiril alfabesi versiyonlarını zorla kabul ettirdi.Öyle ki yirmi yıllık bir zaman sürecinde 21 dilin alfabesi iki, 13 dilin alfabesi ise üç defa değiştirilmiş, yedi dil ise yazı dili olma özelliğini kaybetmiştir. 1940 yılında artık her Türk lehçesi için birbirinden farklı Kiril alfabesi uygulaması tamamlanmıştı.

Bununla yetinilmemiş Türk lehçelerinde İslamiyet ile ilgili kelimelerle Türkiye Türkçesinden geçmiş terimler atılmış, yerine Rusça terimler yerleştirilmesine karar verilmiştir.Lenin’in Bolşevik devrime özgü halkların kendi kaderini tayin, kendi kültürel ve medeni özelliklerini yaşama ve geliştirme vaadi Rusya’nın ve Rus kimliğinin bölünme parçalanma kaygısıyla, Sovyet devriminin bir Rus imparatorluğuna dönüşme eğilimiyle ortadan kaldırıldı.Bu süreçte Rus ve Türk halklarına mensup Türkolog aydınların ağır baskı ve işkenceler, idamlara rağmen efsanevi aydın duruşları 20. yüzyılın en önemli entelektüel muhalif hareketlerinden birdir.

Türkoloji 20. yüzyılın başındaki bu entelektüel tavrını maalesef bir daha aynı görkemde devam ettiremedi.Devlet aygıtına eklemlenen, ilmi işçilik ve uzmanlık çerçevesinde kısırdöngüye hapsolan Türkiye Türkolojisi -Atatürk dönemini hariç tutarsak- yeni bir siyasal ve entelektüel perspektif, strateji oluşturamadı.

Kültürünün nitelikli bir bilimsel envanterini çıkaramadı.Hermitage Müzesinde yaptığım araştırmalarda bu gerçeği üzüntüyle müşahade ettim.

Hazırladığım “Çadırlardan Saraylara Çin’den Avrupa’ya Türk Sanatının 3500 Yılı” isimli proje [vii] adı Türkiye Cumhuriyeti olan ve Türk burjuvazisinin teorik olarak olması gereken bir yerde destek bulamama bahtsızlığını yaşamıştır.

Medya organlarında destek gören popüler kültür veya feodalite ve şiddet içeren, pejoratif tüketim ürünlerini, kamu bankalarının sponsorluğunda sergilenen kılıç kalkan tarihini gördükçe yaşadığımız kitle kültürü anomalisinin tahribatına şaşırmıyorum.“Eleştirellikten yoksunluk, ve bunu perçinleyen kutsallaştırma, dahası dikkatini sorulardan çok yanıtlara odaklayan bu yaralı bilincin var ettiği nesneler hemen her yanımızı kaplamış ve hatta benliğimizi dahi işgal etmiş durumdadır.

Tuhaf denemeyecek kadar vahim, acınası düşünce yapıları var eden bu bilinç, olur olmaz verileri harmanlamada, birbiriyle hiçbir ilişkisi olmayan tutumları birleştirmede, öncelik ve sonralık ilişkisini altüst etmede ve her şeyi birbirine karıştırmada derhal işe koşulur.

Ve neticede anlamdan yoksun, çarpık ve hatta çarpık olmaktan öte kelimenin tam anlamıyla boş, bomboş fikirler birbirine kenetlenerek, sürekli bir melezlemenin sonucunda her şey birbiriyle ilişkilendirilmeye çalışıldığından ortaya darmadağınık fırça darbelerinden oluşan berbat bir tablo çıkar Shayegan ‘bunu gerçek-altı dünya” şeklinde tanımlar.”Tarih bilinci olmadan bugünü anlayıp yarını inşa edemeyiz.

İhtiyaçlarımıza uygun stratejik perspektifler üretemeyiz.

Hep arafta hep askıda kalırız.

İranlı büyük filozof (babası Azerbaycan Türkü annesi Gürcü) olması hasebiyle bizim hikayemize de yabancı olmayan Daryush Shayegan kültürel ve tarihi şuur eksikliğini çarpıcı bir biçimde tahlil eder: "Kendilerini kaderin ellerine bırakan, bütün eylem hevesleri geçen, talihsizlik sonucu tüm değerlerin yer değiştirdiği heterojen bir dünyada yaşayan ezilen halklar sonunda yarı felçli bir bakış açısı edinmeye başlarlar.

Bu bakış hep yarı yarıya felçlidir: Ötekini eleştirdiğinde kendisini ülküleştirir; bir şeye saldırdığında başka bir şeyi kutsar.

Aynı anda iki sicil üzerinde kalamaz; hem soran hem de cevap veren olamaz, yani olumlu ve olumsuz nedenlerin üzerinde, her tür nesnelliğe bağlı eleştirel bir tutumu yoktur. ” (Daryush Shayegan, Yaralı Bilinç,s. 152)"Jose Ortega y Gasset şöyle diyor: "Eskiden insanlar bilgeler ve cahiller olarak ikiye ayrılabilirdi, az çok bilgeler, az çok cahiller vardı.

Oysa uzman bu iki kategoriden hiçbirisine sokulamaz.

Bilge değil, çünkü uzmanlık alanına girmeyen her şeyden resmen habersiz; ama cahil de değil, çünkü o bir ”bilim adamı” ve kendi mini minnacık evren parçacığını pek iyi tanıyor.

Onun bir cahil-bilge olduğunu söylememiz gerekecek, bu da pek vahim bir şey, çünkü demek oluyor ki bilmediği tüm sorunlar karşısında bir cahil gibi değil, salt kendi özel konusunda bilge kişi gibi davranan biri." Bu eleştiriyi Türkiye özelinde kültür bilimlerimizin tamamına teşmil etmemiz mümkündür.Sartre, aydını tarif ederken "Nükleer fizik profesörü bir bilgindir bu bilgilerle insanlığı nükleer savaşın zararları üzerine aydınlatma misyonuna taştığı bu riski aldığı zaman aydın olur" der.Çok uzun zamandır Türkiye Türkolojisinin ve Türkologlarının itiraz ettiği bir konuyu hatırlıyor muyuz?

Fiil çekme, gramer yazma, transkribe etme, motiflerini bulma girdabında debelenen, refleksiyon yapamayan, bilimsel bilgi üretiminden düşünceye açılamayan bu kısırlığı görmek zorundayız.1926 Bakü Türkoloji Kongresini ve onun sonucu olarak gelişen Repressiya uygulamalarını tarihsel bir gerçeklik olarak anarken bugün o mirastan alınması gereken dersleri ıskalamamalıyız.Bu büyük entelektüel bilginlerin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.

Türk Dil Kurumu veya Türksoy bu konuya kongrenin 100.

Yıldönümüne özgü bir anıtla bu olayı ebedileştirmesi çok yerinde olur.Bildiğini açıklama mesuliyet ve riskini karşılayabilen aydın/entelektüel Türkologlara olan ihtiyaç bugün her zamankinden daha fazladır.Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri