Haber Detayı

Manevi bir mühür: Şükür
Yaşam yeniasir.com.tr
23/02/2026 06:50 (1 saat önce)

Manevi bir mühür: Şükür

Manevi bir mühür: Şükür Türk Kızılay 200 kişiye sıcak yemek ulaştırıyor Sabah uyandığımızda aldığımız o ilk nefes, bize verilmiş yeni bir nimettir. Dile dökülen şükür ve kalbe vurulan o derin mühür sahip olduğumuz her şeyin gerçek sahibinindir.

Tahsin Koçyiğit yazdı...

Sahip olduklarımızın gerçek sahibi miyiz, yoksa sadece geçici birer emanetçisi mi? 'Tapu' denilen kâğıt parçaları mülkiyeti belgeler.

Ancak kadim bir bilgelik, elimizdekilerin asıl koruma kalkanının ne sigorta poliçeleri ne de çelik kasalar olduğunu fısıldar.

Bir nimetin üzerinde mülkiyetimizi ebedileştiren, o nimeti elimizde tutmamızı sağlayan manevi bir mühür vardır: Şükür.

Şükür, sadece Yaratıcısına; 'teşekkür ederim' demekten ibaret sığca bir nezaket kuralı değildir.

Aslında derin düşünürsek, şükür, varoluşun en yüksek frekansıdır; elimizdekini bereketlendiren, eksik olanı tamamlayan ve en önemlisi, insanı 'hiçlik' duygusundan 'varlık' sevincine taşıyan bir köprüdür.

Bu köprünün inşası ise önce dilde başlar, sonra kalbin derinliklerinde mühürlenir.

KANIKSAMA KÖRLÜĞÜ Günümüz insanı, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok imkâna sahip olmasına rağmen, neden bu kadar mutsuz ve doyumsuz?

Cevap, 'kanıksama' dediğimiz o sinsi hastalıkta gizli.

Musluğu açtığımızda akan suyun, her sabah yeniden doğan güneşin, aldığımız o zahmetsiz nefesin adeta birer mucize olduğunu unuttuk.

Bunları birer 'verili hak' olarak görmeye başladığımız an, şükür ikliminden uzaklaştık.

Bir nimeti kanıksamak, onu kaybetmenin ilk adımıdır.

Çünkü insan, değerini bilmediği bir şeyi muhafaza etme iradesini de yitirir.

İşte bu noktada şükür, bir farkındalık devrimi olarak devreye girer.

Şükür; dikkati 'olmayanı', 'olana' çevirmektir.

Kapitalizmin görsel ve işitsel araçları bize sürekli olarak, 'başkalarında olup bizde olmayanları' dayattığı bir çağda, şükür mührünü vurmak; aslında en büyük başkaldırıdır, ruhsal bir özgürleşmedir.

Şükür yolculuğu dilde başlar.

Neden mi?

Çünkü kelimeler, düşüncelerin mimarıdır.

Dilimize yerleştirdiğimiz 'Elhamdülillah', 'Çok şükür' veya içten bir 'Teşekkür ederim', zihnimize gönderilen ilk olumlu sinyaldir.

DİL KALBİ UYANDIRMALIDIR Dil, kalbe giden yolun kapı eşiğidir.

Bir bardak suyu içerken 'Şükürler olsun' demek, o suyun sadece biyolojik bir ihtiyaçtan öte, bir lütuf olduğunu beyan etmektir.

Dilin bu ikrarı, aslında hem Rabbimize hem de kendimize verdiğimiz bir sözdür: 'Ben bu nimetinin farkındayım, onu görüyorum ve ona değer veriyorum ve yoksunlarla paylaşıyorum' Ancak dikkat edilmesi gereken kritik bir nokta vardır: Dilin söylediği, bir alışkanlık tekerlemesine dönüşmemelidir.

Mekanik bir şekilde söylenen kelimeler, kapıyı aralar ama içeriye ışığın girmesini sağlamaz.

Dilin görevi, kalbi uyandırmaktır.

Dilde başlayan şükür, kalbe inmediği sürece geçici bir kira sözleşmesi gibidir.

Bir nimetin 'tapusu' ancak kalbe vurulan o mühürle alınır.

Kalbin şükrü, bir hissediş halidir.

Bu nimetin içimizde bir sıcaklığa, bir huzura ve derin bir minnet duygusuna dönüşmesidir.

Kalp şükrettiğinde, insan 'yeterlililik' duygusuna ulaşır.

Artık dış dünyadaki eksiklikler, iç dünyadaki bu bütünlüğü bozamaz.

Kalp mühürlendiğinde, insan sahip olduğu her şeyi bir emanet gibi sever ama kaybettiğinde yıkılmaz; çünkü o, nimetin kendisinden ziyade 'Nimet Veren' ile bir bağ kurmuştur.

İşte bu bağ, o nimetin gerçek tapusudur.

Kalbin şükrüyle mühürlenmiş bir hayat, fırtınalarda sarsılsa da yıkılmayan bir kale gibidir.

Etrafınıza bir bakın; kahve kuyruğunda beklemekten, trafiğin yoğunluğundan, havanın sıcaklığından veya internetin yavaşlığından şikâyet eden binlerce insan göreceksiniz.

ŞİKAYET BİR KARA DELİKTİR Şikâyet, ruhun enerjisini emen bir karadeliktir.

Şükür ise bu karadeliği kapatan yegâne ışıktır.

Şükür mührünü vurmak, hayatımızdaki zorlukları görmezden gelmek veya 'toksik bir pozitiflik' sergilemek değildir.

Aksine, acının içinde bile dersi, eksikliğin içinde bile imkânı görebilme ferasetidir.

Bir hastalığın içindeyken çalışan organlarına şükretmek, o hastalığın yükünü hafifletir.

Bir maddi kaybın ardından sağlığına şükretmek, yeniden ayağa kalkma gücü verir.

Şükür, insanı edilgen bir kurbandan, etken bir kahramana dönüştüren o sihirli dokunuştur.

Şükür sadece söz ve hisle bitmez; onun bir de 'eylem' boyutu vardır.

Gerçek bir mühür, iz bırakır.

Şükrün hayattaki izi ise paylaşmaktır.Sağlığın şükrü, zayıfa yardım etmektir.

Bilginin şükrü, öğretmektir.

Varlığın şükrü, infak etmektir.

Zamanın şükrü, onu faydalı işlerle bezemektir.

Eyleme dönüşmeyen şükür, eksik kalmış bir senet gibidir.

Elimizdeki nimetin tapusunu sağlamlaştırmak istiyorsak, o nimetin cinsinden başkalarına da ulaştırmalıyız.

Bir gülümsemenin şükrü, bir başka yüzü güldürmektir.

Paylaşılan nimet azalmaz, aksine kökleşir.

Şükür mührü, paylaştıkça kalpte daha derin izler bırakır ve o nimetin bizdeki kalıcılığını artırır.

SABAHIN İLK NEFESİ NİMETTİR Şükür Mührünü Önce Dile, Sonra Kalbe Vurmak' bir hayat manifestosudur.

Hayat, bize sunulan muazzam bir sofradır.

Bu sofradan sadece karın doyurup kalkanlar ile her lokmanın hikmetini duyumsayıp şükürle ayrılanlar arasındaki fark, hayatın kalitesini belirler.

Unutmayalım ki; şükür nimeti artırır, buyuruyor, Yüce Allah.

Her sabah uyandığımızda aldığımız o ilk nefes, bize verilmiş yeni bir nimettir.

Dile dökülen bir 'şükür', kalbe vurulan o derin 'mühür' ve hayata yansıyan 'paylaşma' ruhuyla, sahip olduğumuz her şeyin gerçek sahibini idrak etmiş oluruz.

Günün sonunda, yanımızda götüreceğimiz tek mülkiyet, şükürle yoğrulmuş bir kalbin (kalb-i selîm) huzuru olacaktır.

Saatlerin akıp gittiği, her şeyin hızla eskidiği bu dünyada, eskimeyen tek değer; hamd ve şükür ile yoğrulan bir ömürdür.

BİR AYET-İKERİME 'İman eden kullarıma söyle: Alım satımın bulunmadığı, dostluğun fayda vermediği o gün gelmeden önce namazlarını dosdoğru kılsınlar, onlara verdiğimiz rızıklardan Allah rızâsı için gizli ve açık harcasınlar.' İbrahim Suresi 31.

Ayet.

BİR HADİS-İ ŞERİF Recep ayı girdiği zaman Peygamberimiz (SAV) şöyle dua ederdi: 'Allahım!

Recep ve Şaban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan ayına ulaştır!' (Taberânî, el-Mu'cemü'l-evsat, IV, 189)

İlgili Sitenin Haberleri