Haber Detayı

‘Travma dönemlerinde komplo teorileri artar çünkü zihin kaosa anlam vermek ister’
Kelebek hurriyet.com.tr
22/02/2026 00:00 (16 saat önce)

‘Travma dönemlerinde komplo teorileri artar çünkü zihin kaosa anlam vermek ister’

“Elektrikler kesilecek, yeni pandemi başlayacak, enerji göndererek depremleri tetikleyecekler, uzaylılar gelecek...” Sosyal medyada bunlara benzer sonsuz komplo teorisiyle karşılaşıyoruz. Gündemden düşmeyen Epstein skandalı da bunların bazılarının gerçek olabileceğini gösteriyor. Uzmanlara göre bu komplo teorilerine sürekli maruz kalmak güvensizlik duygumuzu ve şüpheciliğimizi iyice arttırıyor.

Bilimsel çalışmalar sosyal medyanın uykusuzluğa, dikkat dağınıklığına ve bilişsel yorgunluğa (beyin sisi) neden olduğunu söylüyor.

Buna bir de “CIA bizi gözetliyor, telefonlarımız dinleniyor, aramızda reptilian’lar (insan kılığına giren sürüngen varlıklar) geziyor” benzeri komplo teorileri eklenince zihnimiz gerçek tehditle varsayımsal tehdidi ayırt etmekte zorlanmaya başlıyor. “Görmediğimiz bir uzaylılar kaldı” diyor, adeta gelmelerini bekliyoruz.

Epstein davası gibi filmleri aratmayacak korkunç olayların gerçek hayatta yaşanması da panik duygusuna neden olabiliyor.

Yapay zekâyla üretilen sahte içerik- ler de cabası.

Sosyal medyada maruz kaldığımız bu komplo teorilerinin psikolojimizi nasıl etkilediğini klinik psikolog, psikoterapist Feyza Bayraktar’la ve uzman psikolog Ayben Ertem’le konuştuk.PSİKOLOJİMİZİ NASIL ETKİLİYOR?‘Beyni kronik olarak tetikte tutuyor’◊ İnsan beyni belirsizliği sevmez.

Belirsizlik arttığında zihin bir hikâye üretir.

Komplo teorileri tam da bu boşluğu doldurur.

Sürekli felaket, gizli plan, saklanan gerçekler gibi içeriklere maruz kalmak beynin tehdidi algılama sistemini, özellikle amigdala aktivasyonunu tetikte tutar.

Bu da sürekli uyanıklık hali, güvensizlik, ‘bir şey olacak’ beklentisi, topluma ve kurumlara karşı şüphecilik gibi etkiler yaratır.

Zihin gerçek tehditle varsayımsal tehdidi ayırt etmekte zorlanmaya başlar.◊ Kronik stres prefrontal korteksin (mantıklı düşünme) etkinliğini azaltıyor, limbik sistem (duygusal beyin) baskın hale geliyor.

Bu da panik eşiğini düşürüyor. ◊ Komplo teorilerinin bu kadar yaygınlaşmasında pandeminin de etkisi oldu.

Çünkü küresel bir belirsizlik yarattı, otoritelere güveni sarstı, gerçekle kurgu arasındaki sınırı bulanıklaştırdı.

Kolektif bir travma yarattı.

Travma dönemlerinde komplo teorileri artar çünkü zihin kaosa anlam vermek ister. (Ayben Ertem) ◊ Sosyal medyada sürekli karşımıza çıkan bu anlatılar bizi dünyayı anlamaya değil, dünyaya karşı tetikte durmaya çağırıyor.

Zihin bir noktadan sonra bilgi toplamıyor, etrafı kolaçan ediyor.

Gündelik hayatın içine sızan o belirsiz gerginlik hissi buradan çıkıyor.

İnsan farkında olmadan her an bir şey olacakmış gibi hissetmeye başlıyor.

Bu hal çok yorucu ve aynı zamanda bulaşıcı.

Biz genel itibariyle jeopolitik konumumuzdan dolayı eskiden beri komplo teorilerine açık bir toplumuz.

İşin kötüsü bunların bir kısmı da doğru çıktığı için kafamızda hep bir ‘olabilir’ fikri var.

Epstein olayları gibi durumlara maruz kaldığımızda da iyice paranoya oluyoruz. ‘CIA takipte’ kafasındayız çoğumuz.◊ Sosyal medyanın etkisini yalnızca içerik üzerinden düşünmek yetmiyor, sürekli akan, durmayan, nefes aldırmayan bir ritim var.

Zihin bu ritimde dinlenemiyor.

Özellikle gece saatlerinde maruz kaldığımız felaket anlatıları bedenin ‘tehlike geçti’ demesine izin vermiyor.

Uyku bozuluyor, dikkat dağınıklaşıyor, zihnin içi sisleniyor.

Zihin yoruldukça ayırt etme gücü de azalıyor.

En yüksek sesli, en dramatik, en korkutucu anlatılar daha gerçekmiş gibi hissediliyor.

Bazı insanlar için bu, panik duygusunun yavaş yavaş yerleşmesi anlamına geliyor. (Feyza Bayraktar)KİMLER DAHA MEYİLLİ?‘Kaygılı kişiler inanmaya daha müsait’◊ Araştırmalar komplo teorisi üretmeye meyilli kişilerde genellikle şunların olduğunu gösteriyor: Belirsizlikle ilgili yüksek intolerans, kontrol kaybı hissi, otoriteye güvensizlik, narsistik kırılganlık, özel bilgiye sahip olma ihtiyacı.

Komplo üretmek kişiye ‘Ben sıradan değilim.

Ben gerçeği görüyorum’ hissi veriyor.

Yüksek kaygı düzeyli, kritik düşünme becerisi zayıflayan, sosyal izolasyon yaşayan, aidiyet ihtiyacı yüksek olan, düşük güven duygusuna sahip bireylerse komplo teorilerine inanmaya daha müsait.

Komplo teorileri bir topluluk hissi yaratır.

Bir gruba dahil olmak kişiye bir kimlik kazandırır. (Ayben Ertem) ◊ Kendini güçsüz, etkisiz ya da dışarıda hisseden biri için bu anlatılar dünyayı yeniden anlamlandırmanın bir yolu olabiliyor.

Belirsizlikle yaşamak herkes için zor.

Bazı insanlar için yanlış bile olsa kapalı bir hikâye, ucu açık bir dünyadan daha katlanılır geliyor.

Zihinsel olarak yorgun olanlar, uykusuz kalanlar, uzun süredir stres altında yaşayanlar bu anlatılara daha açık olabiliyor.

Çünkü zihin yorulduğunda mesafe koymak zorlaşıyor. (Feyza Bayraktar) KENDİMİZİ NASIL KORURUZ?KENDİMİZİ NASIL KORURUZ?‘Duygusal tepkimizi fark etmeliyiz’◊ Her bilgiye maruz kalmak zorunda değiliz, bu yüzden dijital detoks uygulayabiliriz.

Bilginin kaynağı, uzmanlığı, veri temeli var mı diye kontrol edebiliriz.

Duygusal tepkimizi fark etmeliyiz.

Eğer içerik bizi korkutuyor ve öfkelendiriyorsa manipülasyon ihtimali olabilir. ‘Bilmiyorum ama şu an güvendeyim’ diyebilmek ruh sağlığı için koruyucudur.

Komplo teorisi üreten kişiyle tartışmaya girmek genellikle işe yaramaz.

Alay etmek savunmayı arttırır.

Aşırı onaylamak da pekiştirir. “Bu konuda farklı düşünüyorum ama seni anlıyorum.

Ben güvenilir kaynakları takip etmeyi tercih ediyorum” diyebiliriz.

Ruh sağlığımızı korumak sosyal nezaketsizlik değildir. (Ayben Ertem) ◊ Özellikle yorgunken, uykusuzken, kaygılıyken maruz kaldığımız felaket anlatıları zihnimizde çok daha derin iz bırakıyor.

Kendimize sınır koyabilmek, her şeyi bilmek zorunda olmadığımızı kabul etmek önemli.

Belirsizlik hayatın bir parçası, onu tamamen ortadan kaldıramayız ama onunla yaşama kapasitemizi arttırabiliriz. (Feyza Bayraktar)

İlgili Sitenin Haberleri