Haber Detayı
Devlet ne için vardır?
Etik ve politika arasındaki ilişki, yalnızca teorik bir tartışma değil, insanın mutluluk arayışının temelidir.
Aristoteles felsefesinin önemli başlıklarından biri etiktir.
Bu etik, Sokrates’le birlikte başlayan Yunan etik düşüncesinin bir devamı olmakla birlikte bazı yorumcular açısından antik Yunan düşüncesinde etiğin doruğudur.
Aristoteles’in bilimler sınıflandırmasında pratik bilimler içerisinde değerlendirilen etiğin politikayla doğrudan bir ilişkisi bulunmaktadır.
Politikanın araştırma konusu millet veya kent devleti anlamında kullanılan “polis”ken etiğin araştırma konusu insan karakteridir (ethos).
Ethos aslında oldukça geniş bir kavramdır, üç farklı anlamı barındırır: İlk anlamı “karakter”dir. “Bir kimsenin yaşadığı yer”, onun ikinci anlamıyken üçüncü anlamı, kişinin yaşadığı yerde geliştirdiği doğru alışkanlıklardır.
İşte politikayla etiği ilişki içine sokan şeyse tam olarak bu üç anlamdır.
Aristoteles, etiğin politikaya bağlı olması gerektiğini düşünür.
Etik, bir insan için iyi olana ulaşmanın nasıl mümkün olduğunu gündeme alırken politika insanlardan oluşan toplum için iyinin olanağına odaklanır.
Dolayısıyla politikanın kapsamı daha geniştir.
Etiğin politikaya bağlı olmasının nedeni bireylerin iyilik, doğruluk, dürüstlük gibi erdemleri yaşama geçirebilmelerinin ön koşulunu politikanın oluşturuyor olmasından kaynaklıdır.
Dolayısıyla buradaki bağlılık insanın iyi bir insan olabilmesinin, iyi bir politik ortama bağlı olmasıyla anlaşılabilir.
ARİSTOTALES’İN YANITI Aristoteles’e, “Devlet ne için vardır” diye sorulacak olsa vereceği yanıt, “Devlet iyi yaşamı mümkün kılmak için vardır” olur.
Bu yanıttan hareketle bu kez politikanın etiğe bağlı olduğunu söylememiz gerekir.
Bu düşünceye göre bir ahlak öznesi olmak koşulları hesaba katmadan pek mümkün değildir.
Elbette büyük filozof Kant’ın hemen itiraz edeceği bir tespittir bu.
Kant, ahlak öznesi olmanın ön şartının özgürlük olduğunu ve koşullar ne olursa olsun ahlaklı davranan kişinin ancak “ahlak öznesi” sıfatını hak edeceğini söylemektedir.
Kant’a hak vermekle birlikte Aristoteles’i anlamak için meşe tohumu örneğine başvuralım.
Bir meşe tohumunun amacı (telos) meşe ağacı olmaktır.
Fakat tohumun bu amacı gerçekleştirmesi için yeterli ışığa, verimli bir toprağa, yeterince su almaya ihtiyacı vardır.
Eğer bu koşullar yerine getirilemezse meşe tohumunun amacını gerçekleştirmesi mümkün değildir.
Aristoteles’e göre bir insanın amacı iyi bir yaşama erişip mutlu olmasıdır.
Bu amacın gerçek olması ise politikanın tüm koşulları hazırlaması ve sürekli kılmasıyla mümkündür.
Ethos’un ilk anlamı olan iyi karakter bir sonuç olarak kendisini gösterir.
Yaşadığımız yer bir ethos ortamıysa biz iyi davranışı zamanla alışkanlık edinip bunu bir karakter olarak yansıtma şansına sahip oluruz.
Peki, devlet iyi yaşam koşullarını sağlamadığında ne olur?
Bunu anlamak çok zor değil.
Aristoteles düşüncesinden hareketle ahlaklı bir öznenin ve dolayısıyla ahlaklı bir toplumun ortaya çıkması mümkün değildir.
Sanki Aristoteles şöyle der gibidir: “Bana devletini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim!” Aristoteles’in bu okumasında Hegel’in ifadesiyle “somut devlet”in olmadığı koşullarda ahlak öznesinden söz etmek mümkün değildir.
Ancak bu tarz bir okumanın en tehlikeli yanı insanların ahlak dışı davranışlarını gerekçelendirmek için politik koşulları gösterecek olmalarıdır. “Onlar ahlaksızken ben nasıl ahlaklı olabilirim” şeklinde bir çıkarım son derece sorunludur.
Kant, “koşulsuz ahlak” derken bu açıdan kesinlikle haklıdır.
Bir ahlak koşula bağlıysa o ahlak değildir.