Haber Detayı

Ünlü topluluktaki tek Türk dansçı Efe Burak: ‘Sahnede dans ederken içimde bir alev hissediyorum’
Kelebek hurriyet.com.tr
22/02/2026 00:00 (12 saat önce)

Ünlü topluluktaki tek Türk dansçı Efe Burak: ‘Sahnede dans ederken içimde bir alev hissediyorum’

Dünyaca ünlü topluluğun 40 dansçısından biri. Balet Efe Burak, Béjart Ballet Lausanne’daki tek Türk dansçı. Üç bölümden oluşan ‘Boléro-The Firebird- OSKAR’ ile Türkiye’deki seyircinin karşısına ilk kez profesyonel bir dansçı olarak çıkacağını belirten Burak: “İnanılmaz heyecanlıyım.”

Béjart Ballet Lausanne 20’nci yüzyılın en etkili koreograflarından biri olan Maurice Béjart tarafından 1987’de İsviçre’nin Lozan kentinde kuruldu.

Bugün hâlâ dünyanın dört bir yanında sahnelediği çarpıcı eserlerle adından söz ettiriyor.

Güçlü repertuvarına yeni yapımlar ekleyen topluluk, İstanbul’da üç bölümden oluşan özel bir programla izleyici karşısında.

Üç temsil için İstanbul’a gelen topluluk bugün son kez ‘Boléro-The Firebird-OSKAR’la Türkiye’de seyirciyle buluşacak.40 dansçıdan oluşan bu ekibin içinde Türkiye’den de bir isim var. 26 yaşındaki Efe Burak, ağustostan bu yana Béjart Ballet Lausanne’da dans ediyor.

Çocukluğunda enerjisini atsın diye ailesi tarafından baleye başlatılan, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’ndan mezun olan genç balet sorularımızı yanıtladı.- Béjart Ballet Lausanne gibi köklü bir toplulukta dans etmek bir dansçının bedenini ve zihnini nasıl dönüştürüyor?Bu sadece bu topluluğa özel bir şey değil, bu mesleği yapan herkes için geçerli.

Gerçekten disiplinli olmanız gerekiyor.

Çünkü bedenimiz bu kadar yoğun çalışmayla çok kolay sakatlanabiliyor.

Bu yüzden düzenli egzersiz, düzenli beslenme ve düzenli uyku şart.

Ama burada beni en çok zorlayan şey şu; müziği ve vücudu kullanış şekilleri de bambaşka.

Ağustostan beri buradayım.

Klasik baleden geliyorum, bu yüzden adapte olmak için birçok şey denedim.

Şunu fark ettim; Béjart Ballet’nin müzikalitesi inanılmaz.

Her gün müziği disiplinli bir şekilde dinleyip anlaman gerekiyor.- Baleye başladığınızda hayal ettiğiniz yer burası mıydı?

Konservatuvara girdiğimde tabii ki Béjart Ballet’ye gelmek gibi bir hayalim yoktu.

Biraz hayat beni buraya getirdi.

Mezun olduktan sonra ilk olarak çalışmaya başladığım yer Gürcistan Devlet Balesi’ydi.

Orada epey deneyim kazandıktan sonra Avrupa’ya geçmek istedim.

Şans eseri Béjart Ballet Lausanne’ın dansçı aradığını internette gördüm ve şansımı denemek istedim.

Buraya gelip seçmelere, bale derslerine katıldım, provalarını izledim.

Gerçekten çok hoşuma gitti.

Direktörümüz Julien (Favreau) beni seçtiğinde çok mutlu oldum.

Ben seçmelere yalnız gittim, sonra eşim de topluluğa katıldı.

Şimdi birlikte dans ediyoruz.- Gürcistan’dan İsviçre’ye geçtiğinizde uyum süreci nasıldı?Önceden çalıştığım operayla şu anda çalıştığım topluluk biraz farklı.

Önceden tamamen klasik bir operadaydım.

Burasıysa Maurice Béjart’ın kendi tekniği ve tarzıyla yarattığı koreografilerle dolu.

Haliyle bambaşka bir tarzı ve müzikalitesi var.

Bunlara ayak uydurmak benim için epey zordu.

Topluluktaki insanlar Fransızca konuşmadığımızı bildikleri için bizimle İngilizce iletişim kuruyor.

Geleli 5-6 ay oldu, hâlâ zamana ihtiyacım var.

Bu süreç biraz trampolin gibi; bazen yukarı çıkıyor, bazen aşağı iniyor.

Bir gün çok güzel, bir gün zor oluyor.- Sizin için klasik bale mi çağdaş dans mı?Klasik bale benim için ev gibi bir şey.

Çünkü içinde büyüdüm, daha çok hâkimim.

Neyin, nasıl yapıldığını, nerede, nasıl durulması gerektiğini daha iyi biliyorum.

Klasik bale benim için gerçekten güvenli bir alan.

Çağdaş danssa çok ucu açık, dibi görünmeyen bir çukur gibi.

Her an her şey olabilir, her şeye dönüşebilirsin, çok heyecanlı.

Koreograf sana ‘Patlamaya hazır bir şampanya ol’ dese onu bile olabilirsin. - Dans hayatınıza nasıl girdi?

Ailenizde yönlendiren biri var mıydı?En başta balet olmak gibi bir hayalim yoktu.

Küçükken çok hareketli bir çocuktum.

Annemle babam beni voleybol, basketbol, futbol, tekvando, yüzme gibi birçok spor dalına yönlendirdi ama enerjimi tam atamadığımı söylediler.

Bir gün uzaktan bir akrabamız anneme “Ankara Devlet Opera Balesi’nin çocuk balesi var, bir de orayı deneyin, belki hoşuna gider” demiş.

Ben istememiştim (gülüyor).

Ama annem beni sınava soktu ve kazandım.

Üç yıl çocuk balesinde çalıştım.

Ankara Devlet Opera Balesi’nin gösterilerinde çocuk figüran dansçı olarak sahneye çıktım.- Sonra profesyonel hayatınıza nasıl taşıdınız baleyi?Üç yılın sonunda bu işi daha ileriye götürmek istedim ve konservatuvara girmeye karar verdim.

Sınavı kazandım ve Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda 10 yıl eğitim aldım.

Sonrasında yurtdışında birçok yarışmaya katıldım, ödüller aldım.

Kiev’deki Grand Prix yarışmasında jüri üyesi Nina Ananiashvili beni gördü ve Gürcistan’daki operasına davet etti.

Okul biter bitmez Gürcistan’a gittim.

Beş yıl orada çalıştıktan sonra da Béjart Ballet’ye girdim.- Sahnede spotlar üzerinizde dans ederken, o sırada aklınızdan ne geçiyor?

Ne hissediyorsunuz?

Daha soyunma odasında makyaj yaparken, kostüm giyerken dans ettiğim karaktere çok çabuk bürünen biriyim.

Makyaj yapıldı mı, kostüm giyildi mi ben artık Efe değil, o karakterim.

O yüzden genelde makyajı ve kostümü giydiğim anda heyecanım azalır.

Çünkü başka bir insana dönüşüyorum.

Sahnede dans ederken içimde genelde bir alev hissediyorum.

Ama bu role göre değişiyor, çünkü bazı eserlerde daha sakin olman, dengeye ve vücuduna konsantre olman gerekiyor.- Türkiye’de başlayan bir yolculukla önce Gürcistan’a gidip ardından İsviçre’de önemli bir ekiple dans ediyorsunuz.

Şimdi Béjart Ballet Lausanne’la birlikte Türkiye’de sahneye çıkmak sizde nasıl bir his yaratıyor?

İnanılmaz heyecanlıyım.

Profesyonel hayata girmeden önce çocuk balesinde ve konservatuvar sürecinde operada sahneye çıktım.

Ama bu mesleğe profesyonel olarak adım attığımdan beri Türkiye’de ilk kez sahneye çıkacağım.‘Bizde hiçbir zaman konuşacak konu bitmez’- Eşinizle nasıl tanıştınız?Eşimle Gürcistan’a ilk gittiğimde, beş yıl önce tanıştık.

Sahnede değil, prova sırasında bir stüdyodan diğerine koştururken karşılaştık.

Birbirimizi gördük, hoşlandık.

Zamanla birlikte vakit geçirerek bir araya geldik.

Geçen yaz evlendik.

Evlendikten hemen sonra da Béjart Ballet’ye geldik, taşındık.

Bizim için bambaşka, yepyeni bir sayfa oldu.- Sahnede birlikte olmakla hayatta birlikte olmak arasında nasıl bir fark var?

Belki birçok insan için 7/24 birlikte olmak zor olabilir ama bizim için öyle değil.

Çok kafa dengi insanlarız, bizde hiçbir zaman konuşacak konu bitmez.

Bale dersinde birbirimizin videosunu çekip eve geldiğimizde konuşuyor, ‘Yarın şöyle yapalım’ diyoruz.

Ben başka bir partnerle çalıştığımda da bazen eve gelip Ana’ya (Ksovreli) “Bana yardım eder misin, anlayamadım” diyorum.

Evde birlikte tekrar deniyoruz.- Birlikte dans etmek nasıl bir his?Béjart’da henüz çok fırsatımız olmadı.

Ama Gürcistan’da birlikte çok dans ettik, normalde iş arkadaşı olduğunuzda belli bir sınır vardır ama çift olduğunuzda her şeyi söyleyebildiğiniz için çalışmak bazen daha zor olur.

Birbirimizi çok iyi tanıyoruz, o yüzden sahnede dengeyi kaybettiğin, kontrolü zorladığın anlarda yanında seni gerçekten bilen biri olduğunda her şey daha kolay oluyor.

İlgili Sitenin Haberleri