Haber Detayı
Tartışma seviye atladı: 45 makale 50 ülke... Avrupa'nın kurucu dili: Türkçe
Kaan Arslanoğlu yazdı...
Uluslararası alanda açtığım dil tartışması seviye atladı.
Dil - tarih savımızı artık en üst düzeyde kabul ettiriyorum.
Avrupa dillerinin kökünde güçlü bir Türkçe bulunduğu tezini ilk ortaya attığımda kısmen desteklenmiş ama büyük çoğunluk saldırganca tepki göstermişti.
Şimdi bu tezi çoğunluk kabul ediyor.
Asıl savım ise şu: Avrupa dillerinin kurucu dili Türkçedir.
Artık bu kısmen kabul görüyor, büyük kesim ise “Evet, Batı dillerinde Türkçe yoğun ama Türkçe kurucu dil olamaz” diye itiraz etmeye çalışıyor.
Bu arada teze karşı çıkanlar sağcısı, solcusu, Marksisti, faşisti yekvücut birleşmiş durumda.
Topuna karşı uluslararası dil savaşları devam ediyor.Şu ana dek uluslararası ortamda 45 kadar uzun makale yayımladım. 107 binin üstünde okunmaya ulaştı.
Bunları 10 bin kadar akademisyen ve uzman inceledi. 4.500 kadarı yabancı.
Dosyalar binlerce kez indirildi.
Başta Almanya, ABD, Çin, Fransa olmak üzere 50’den fazla ülkeden…Birkaç gün önce, etnik genetiğin dünyadaki en değerli ismi Anatole Klyosov son makalemin altına şöyle bir yorum yazdı:“Dear Kaan,Buradaki tartışmalarımızın dışında, temel fikrinizin sağlam olduğuna gerçekten inanıyorum: Orta ve Batı Avrupa'nın bir zamanlar, bilimsel prensipleri ihlal etmeden Proto-Türkçe olarak tanımlanabilecek, eklemlemeli bir dil konuştuğu fikri. (…)Her halükarda, en az 5.000 ila 3.000 yıl öncesi arasında Orta ve Batı Avrupa'da (Proto) Türk dillerinin rolüne ilişkin çok önemli katkınız dikkate alındı ve umarım dilbilimciler tarafından zamanı geldiğinde kabul edilir”BU DIŞ VE İÇ DESTEK YETERLİ Mİ?Hiç yeterli değil.
Çünkü dil tarih alanında dünyada on binlerce akademisyen çalışıyor ve akademi de büyük çoğunluğuyla siyaset ve sermayenin hizmetindeki vasat zekalı Batıcılardan oluşuyor.
Batı bu konuya çok özel önem veriyor.En zeki ve en dürüst birkaç yüz uzmanın aklını çelmemiz şimdilik ana akımı sarsmıyor.
Büyük bir kesime ulaşamıyoruz.
Ancak tartışmalara katılan çoğunluğun kulağına kar suyu kaçırmış durumdayız.
Şaşkın ve sinirli, zağar gibi kafalarını titretiyorlar.GÖNÜL İSTERDİ KİEvet, gönül isterdi ki bu emperyalist ırkçı dünya “bilimine” karşı sol cephe aydınları, bilim insanları, Marksist yazarlar bize destek çıksınlar.
Ne gezer, bunu hayal etmem bile “sol komünizm: bir çocukluk hastalığı”.Sol ve Marksizm kapitalizmin sinsi bir aparatıdır yalnızca.
Bir düşünce zindanı olarak sağın başka çeşididir.
Bu son elli yılda böyle olmadı, öncesinde de durum öyleydi.
Yalnızca eski Marksistler, solcular çok daha naif, idealistti.
Yaptıklarının doğru olduğuna ölümüne inanıyorlardı.
Başkalarını kandırdıkları davaya kendileri de inanıyordu.
Şimdikiler kendileri inanmadan başkalarını kandırıyor.Marksistler, solcular, sosyalist ülkeler sosyal bilimlerin tüm dallarının kapısına kilit vurdu.
Pozitif bilimleri de tıpkı kendi terimleriyle “büyük burjuvalar” gibi kavradılar.
Felsefesiz ve faydacı…Marksistler için bilim son derece kolaydır… Tarih mi?
Tarih sınıf mücadelelerinin tarihidir… Bitti gitti.
Tek yanlı, odunca bakışın daniskası.
Dilbilim mi?
Oraya girme, milliyetçiliğe bulaşırsın!
Rusça, Çince, İngilizce neyine yetmiyor… Sosyoloji mi?
Burjuva fikir jimnastiği… Ya psikoloji?
Boş iş… Sistemi değiştirirsin, her insan düzelir… Felsefe?
Bir tek felsefe vardır: Bilimsel sosyalizm…Batı oligarşisinin sözde bilimi ya da sosyalistlerin onlarla yarış bile edemeyen sözde bilimselliği: Her iki taraf, aslında irili ufaklı tüm siyasal ideolojik kesimler aynı açmazın farklı etiketli markaları: Biz mutlak doğruyuz, öteki taraf mutlak haksız ve yanlış… Buradan herhangi bir bilim çıkmayacağı açık değil mi?
Sanat da çıkmıyor.Evet, Marks’ın tarif ettiği gibi tüm bunların sınıfsal kökü de var.
O sınıfları ortadan kaldırmak için on milyonlarımız öldü.
Sonuçta eskileri kadar korkunç yeni sınıflar yarattık.
Ve daha sonunda da tüm hakim sınıflar her kanadıyla birleşti.
En azından düşünsel olarak başımızı kaldırmaya çalıştığımızda, sağcısı solcusuyla hep birlikte üstümüze çullanmaları, işte bundan.HER TARTIŞMADA SAĞI SOLU BİRLEŞİR, BİZE DAYAK ATARSolcunun, Marksistin ne kendine özgü bir ekonomik sistemi, ne de kendine özgü bir bilimi ya da sanatı vardır.
Ortada yalnızca şişirilmiş balonlar var.Bir kriz çıktığında ne yapacaklar?
Ya da bir tartışmada sıkıştıklarında?
Ellerinde başka bir şey olmadığı için güya her gün lafta üstüne işedikleri kavunlara sarılacaklar.
Nasrettin Hoca gibi.
Buna “burjuva” değmemiştir, “şuna da değmemiştir”… yut gitsin hepsini. “Burjuva bilimi”ni dakikasında “evrensel aydınlanma bilimi” ilan edeceklerdir.İster tıp, sağlık, salgın tartışması olsun… İster dil tarih tartışması olsun… İster sosyolojik veya siyasi bir hayati konu… İster sanat, edebiyat alanı… Sistemin işleyişini eleştirdiğinizde “sınıflar üstü, devletler üstü, oligarşinin hiç karışmadığı!” “kutsal bilimi” sopa yapıp kötek atmaya kalkışacak, direnirseniz, sizi marjinal, manyak ilan edeceklerdir sağcısı, solcusu, her kesimi.
Fakat meydan hiçbir zaman sadece güçlülere kalmadı, kalmaz.Odatv.com