Haber Detayı

Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
14/02/2026 04:00 (3 saat önce)

Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

İşçiler, herhangi bir pazarlığa dayanmayan ve Migros yönetimi tarafından kendilerine dayatılan sefalet ücretlerini reddederek asgari ücretin yalnızca yüzde 1 üzerinde artış öngören yoksullaştırma politikasına karşı “Net yüzde 50 zam” talebiyle harekete geçti.

Direniş, ücretle birlikte işçilerin insanca yaşam için gereken temel haklarını da kapsıyor ancak ortada ciddi bir sorun var: Ocak 2026’da 45 bin TL olan ücret, artan vergi dilimleri yüzünden Aralık’ta 36 bin TL’ye düşüyor.

İşçiler, “gelir vergisinin patron tarafından ödenmesini, banka promosyonlarının olması gerektiği gibi doğrudan işçiye verilmesini, işçi sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasını, direniş sürecinde atılan işçilerin kayıtsız şartsız işe iadesini” talep ediyor.

Yönetim bu talepler üzerine taşeron işçilerin kadroya geçirilmesi hamlesi yaptı.

Oysaki bu hamle, işçilerin sesini kısıp direnişi bölmek için yapılmış göstermelik bir adımdan ibaret.

Diğer yandan yönetim, direnen işçilere “İş akdiniz feshedilmiştir” içerikli SMS’ler göndererek baskı uyguluyor.

Başlangıçta e-devlet ve SGK sistemlerinde karşılığı olmayan bu “hayalet fesihler” daha sonra yerini işçileri tazminatsız ve işsizlik ücreti olmadan bırakan hukuksuz “kod 49”a bıraktı.

İŞÇİ YALNIZ KALIYOR Asıl tehlike ise kadro vaadinin altında yatıyor çünkü ortada imzalanmış bir toplu iş sözleşmesi bulunmuyor; tüm vaatler hukuki bağlayıcılığı olmayan sözlerden ibaret.

Yönetim, işçileri 16 No’lu depo iş kolundan çıkarıp 10 No’lu ticaret iş koluna kaydırmayı, böylece emekçi işçiler için direnen DGD-SEN’i sahadan silmeyi hedefliyor. 10-15 yıllık kıdemi olan işçiler “yeni giriş” sayılıyor ve geçmiş emekleri sıfırlanıyor. 2027 zammı için “TÜFE+yüzde 10” sınırıyla ücretler kalıcı olarak asgari ücret seviyesine hapsedilmek isteniyor.

Sürecin en can alıcı boyutu, işçinin hakkını savunması beklenen yapıların yarattığı düş kırıklığı.

İşçiler sendikal bürokrasiyle sınırlı kalmayarak siyaset kurumu tarafından da yalnız bırakıldı.

ÜRETİLEN ZENGİNLİK, İŞÇİYE KALAN YOKSULLUK DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar ise durumu şöyle özetliyor: “Direnişin ilk gününden beri aramadığımız vekil kalmadı.

Birkaç vekil dışında konum alan yok.

Seçim zamanı ‘Biz sizdeniz kardeşim’ diyorlar.

Hani neredesiniz?

Her gün dayak yiyor bu işçi.” İşçilerin en büyük destekçileri farklı sendikalar oluyor.

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası il temsilcisi Burcu Çıra, yaşananları “Karun” metaforuyla özetliyor.

Karşılarında bir avuç “karun”un durduğunu, bu şatafatlı yaşamların işçilerin emeği üzerinden sürdürüldüğünü belirten Çıra, işçilere dayatılan yüzde 28’lik zammın bir “urgan” gibi boyunlarına geçirildiğini vurguluyor.

Farklı sektörlerdeki emekçilerin ortak mücadele etmesi gerektiğini söyleyen Çıra, işçilerin kendi elleriyle yükledikleri, taşıdıkları ve raflara dizdikleri zenginliğin kendilerine yoksulluk olarak dönmesini reddettiklerinin altını çiziyor.

Yine de Migros işçileri yalnız değil.

Farklı sektörlerden emekçiler dayanışma gösteriyor.

Özel sektör öğretmenleri, başka sendikaların üyeleri, yoldaşları omuz omuza duruyor.

Çünkü bu direniş yalnızca onların meselesi değil.

Kendi elleriyle yükledikleri, taşıdıkları, raflara dizdikleri zenginliğin kendilerine yoksulluk olarak dönmesini reddeden tüm emekçilerin ortak mücadelesi. 22 Ocak’tan bu yana süren bu direniş, asgari ücretin sadece yüzde 1 üzerinde artışla insanların açlığa mahkûm edilmesine karşı verilen bir yaşamda kalma mücadelesi.

Ocakta 45 bin TL olan ücretin aralıkta 36 bin TL’ye düştüğü bir sistemde,vergi yükünün işçiye değil patrona yüklenmesi talebi. 10-15 yıllık kıdemin “yeni giriş” sayılarak sıfırlanmasına, ücretlerin kalıcı olarak asgari ücret seviyesine hapsedilmesine karşı bir isyan.

Ve bu isyan, Türkiye’deki tüm emekçilerin geleceğini belirleyecek.

Çünkü kazanılan her hak, diğer işyerlerinde mücadele eden emekçilere güç verecek.

Kaybedilen her hak ise tüm emekçilerin boyunundaki o “urganı” biraz daha sıkacak.

Bu yüzden bu direniş, hepimizin direnişi.

E.

HAKTAN ALTIN ARAŞTIRMACI

İlgili Sitenin Haberleri