Haber Detayı

Keçiören ve Atatürk
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
13/02/2026 04:00 (1 saat önce)

Keçiören ve Atatürk

Mustafa Kemal Paşa 27 Aralık 1919 günü Ankara’ya geldiğinde coşkuyla karşılanır ve Hükümet Konağı’nda soluklandıktan sonra Keçiören’deki Ziraat Mektebi’ne yerleşir.

Mustafa Kemal Paşa 27 Aralık 1919 günü Ankara’ya geldiğinde coşkuyla karşılanır ve Hükümet Konağı’nda soluklandıktan sonra Keçiören’deki Ziraat Mektebi’ne yerleşir.

Günümüzde Meteoroloji Genel Müdürlüğü binası olan bu yapının bir bölümü o günün hatırasını yaşatmak için yıllar sonra müzeye çevrilir.

Mustafa Kemal Paşa, karargâh olarak belirlediği Keçiören’deki bu binada 1920 senesinin Mart ayına kadar kalır.

Binada Anadolu Ajansı ve Hakimiyet-i Milliye gazeteleri kurulurken Millî Mücadelenin önemli kararları Keçiören’deki bu binada alınır.

KEÇİÖREN’DEKİ İSİMLER Keçiören, Osmanlı dönemi Ankara’sında bağ evleriyle meşhur, Nisan ile Ekim ayları arasında göçülen yazlıkvari bir ilçedir.

Millî Mücadele yıllarında konut sıkıntısından dolayı şehrin dışı olarak kabul edilen Keçiören’e birçok önemli isim yerleşir.

Refet Bele, Hasan Saka, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Özalp, Fevzi Çakmak, Cevad Abbas, Recep Peker, Aka Gündüz, Reşit Galip, Rauf Orbay, Celal Bayar, Hamdullah Suphi, Vasıf Çınar, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura gibi daha birçok önemli isim Keçiören’i mesken tutar.

O günlerin tanığı Zekeriya Sertel “Mebusların çoğu Keçiören’e ya da civardaki bağlara çekilmişti.

Orada ilkel koşullarda yaşıyordu” bilgisini paylaşırken Falih Rıfkı da yoksunluklardan söz ederek Maliye Bakanı Hasan Saka’nın Keçiören’deki evinden Meclise atıyla gelip gittiğini anlatır.

ATATÜRK’ÜN KEÇİÖREN’İ 1921 senesi savaşlarla geçer; I. ve II.

İnönü, Kütahya – Eskişehir, en son da Sakarya Muharebesi… Büyük Taarruz için yaklaşık bir sene boyunca büyük bir sessizlik ve titizlikle hazırlık yapılır.

Mustafa Kemal Paşa, Yunanlılara son darbeyi vurmak için gizlice cepheye gidecek, dikkat çekmemek için de Hakimiyet-i Milliye gazetesinde Çankaya’da büyükelçilere çay ziyafeti verdiği yazacaktır.

Gazi cepheye gitmeden önce Ankara’da son bir yemek yemeyi ister.

Nerede?

Keçiören’de, milletvekili İhsan Eryavuz’un evinde… Pek bilinmez bu yemek.

İhsan Eryavuz anılarında Gazi’nin isteğiyle bir veda yemeği düzenlediklerini, bu özel gün için Keçiören Kalaba köyünden özel yoğurt getirttiğini ve birkaç tavuk kestirdiğini anlatır.

Gazi, 16/17 Ağustos 1922 akşamı Çankaya’dan ayrılır ve Büyük Taarruz’dan önceki Ankara’daki son durağı olan İhsan Eryavuz’un evine ulaşır.

Aşina olduğu Keçiören’deki bu ev Gazi için özel bir mana taşır.

Evin bahçesinde bir de ceviz ağacı bulunur.

Gazi, her defasında o ceviz ağacının altına oturur, gözlerini ufka diker, özlemle geçmişe dalarak “Burası bana Rumeli’yi hatırlatıyor” cümlesini kurar.

İşte o ağustos gecesinde ceviz ağacının altına sofra kurulur.

Davetliler arasında Milli Savunma Bakanı Kazım Özalp, İstanbul Mebusu Ali Rıza Bey, Kılıç Ali, Rus Sefiri Aralov gibi isimler bulunur.

Sofrada bulunanlardan biri de Matbuat Umum Müdürü Ahmet Ağaoğlu’dur.

Ağaoğlu o geceye dair Kemal Paşa’nın Balkan Harbi yenilgisinden sonra yazılan “İntikam” marşını masaya yumruğunu vurarak heyecanla söylediğini anlatır.

Sabaha karşı yemek bittikten sonra cepheye gitme zamanı gelir.

Yaver Muzaffer Kılıç evin önündeki otomobilin kapısını açıp Gazi’yi beklerken, İhsan Eryavuz’un eşi Nuriye Hanım da elinde bir tasla su dökmek için hazır durur.

Paşa, herkesle vedalaşır, yemek için Nuriye Hanım’a teşekkür eder.

Nuriye Hanım göz yaşlarıyla “Sıhhat ve afiyet içinde git, muzaffer dön Paşam!

Gazan mübarek olsun! deyince Gazi Paşa “Merak buyurmayınız Nuriye Hanım.

Allah'ın inayetiyle (yardımıyla) zaferi kazanacağız! karşılığını verir.

İhsan Eryavuz ise ayrılık anını şöyle anlatır: “Şafak söküyordu.

Başında boz renkte kuzu derisi büyük bir kalpak, sırtında gene boz renginde etekleri yerlere sürünen bir pelerin olduğu halde yarının muzaffer ve muvaffak kumandanı ayağa kalkmış, cepheye gitmek üzere otomobiline biniyor, bize de şu emri veriyordu; ‘29 Ağustos Perşembe sabahı bu vakitler harekât başlayacaktır.

Benim cepheye gittiğim gizli tutulsun.

Etrafa rahatsız olduğum söylensin.

Ziyaretime gelmek isteyen arkadaşlara ziyaret kabul edemediğimi söyle ve bu cumartesi akşamı için Çankaya'da Rus Sefiri Aralof Yoldaşa çay ziyafeti vereceğimi de ajansla ilan ettirirsiniz!’” Gazi, Keçiören’den ayrılır ve Konya üzerinden cepheye gider, sonrası Büyük Taarruz… SON GÜNLERİ Gazi’nin Ankara’da bulunduğu yıllarda Keçiören’e sık sık dolaşmaya gittiği hem hatıralara ve hem de basına yansır.

Bunun nedeni elbette Keçiören’i Rumeli’ye benzetmesi ve huzur bulmasıdır.

Keçiören’e bilinen son ziyareti ise 18 Aralık 1937 günü gerçekleşir, o gün Keçiören kırlarında yürüdükten sonra yaveri Cevad Abbas’ın evinde yemek yer ve Çankaya’ya döner.

Aynı Cevad Abbas anılarında Keçiören’i yeşil bir vadiye benzetirken bunun “Bir Atatürk eseri” olduğunu ifade eder.

Bizi şaşırtan bilgiyi ise Ankaralı Vehbi Koç verir.

Anılarında Cumhurbaşkanlığı köşkü yapılacağı zaman bunun Keçiören’de yapılmasının düşünüldüğünü, sonra nedense fikir değiştirilerek Çankaya’da inşa edildiği bilgisini paylaşır.

Keçiören hep bir özeldir Gazi için… Hatta hastalığının son döneminde de Keçiören’in izi vardır.

Afet İnan anlatır, Gazi’nin Çankaya’da istirahat ettiği o günlerde iyi gelsin, Rumeli’yi hatırlatsın diye çiçek getirilmiştir.

Nereden?

Keçiören’den… İnan, “Bir vazo içinde odasına götürdüğüm zaman yorgun ve hasta yüzünde bir neşe belirdi ve ‘bahar gelmiş ne güzel!

Fakat bu güzel çiçekler meyve vermeden solacak ve sadece bizim birkaç günlük göz zevkimizi tatmin edecek, ne yazık!’ cümlesini kurduğunu söyler.

Keçiören’den getirilen çiçekler Gazi’nin yüzünde hüzün yaratırken bir yandan da baharı duyumsamanın memnuniyeti yansır.

Çiçeğe uzun uzun bakar.

Afet İnan şöyle devam eder “Atatürk’ün yüz ifadesi birçok manalar saklıyordu. (…) O bahar kokusunu alabilmek için bir an çiçeklere eğilmişti ve ‘Oh hayatın gençliği ne nefis’ demekten kendisini alamamıştı.” Keçiören, sadece bir ilçe adı değil. 27 Aralık 1919 günü Gazi’ye kucak açarak Millî Mücadelenin ilk karargâhını kalbinde saklayan, Mustafa Kemal Paşa’yı cepheye uğurlayan ve ona Rumeli’yi hatırlatan özel bir yer… Keçiören’e bu gözle, Atatürk’ün emaneti olarak bakmak gerekir.

İlgili Sitenin Haberleri