Haber Detayı
Nadir toprak elementleri: Türkiye’nin yükseliş stratejisi-3
Nadir toprak elementleri: Türkiye’nin yükseliş stratejisi-3
Nadir toprak elementleri (NTE’ler), 21. yüzyılın “yeni petrolü” olarak sadece teknolojik gelişmelerin değil aynı zamanda jeostratejik güçlerin rekabet sahası haline gelmiştir.
Küresel tedarik zincirinin neredeyse tamamına yakını Çin’in kontrolünde tutulması, Batılı ülkeleri alternatif tedarik kaynakları ve kendi rafinasyon kapasitelerini kurmaya zorlamıştır.
Bu süreçte ABD, Ukrayna, Grönland ve Kanada gibi stratejik bölgelerle kaynak diplomasisi yürütmekte; Avrupa Birliği ise NTE’leri kritik ham madde listesine alarak tedarik güvenliği çalışmalarını hızlandırmaktadır.
Bu jeopolitik rekabet ortamı, Türkiye gibi büyük rezerv potansiyeline sahip ülkeler için hem fırsat hem sorumluluk doğurmaktadır. Türkiye, 694 milyon ton brüt NTE rezerviyle Çin’in ardından dünyanın ikinci en büyük rezervine sahiptir.
Ancak bu potansiyelin gerçek değeri, sadece cevher çıkarımında değil; NTE’lerin yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülmesinde yatmaktadır.
Ham NTE oksit ihracı ile sınırlı kalınması durumunda piyasaya 3–4 milyar dolarlık bir katkı sağlanırken, NdFeB kalıcı mıknatıs üretimiyle bu değer 40 milyar dolar seviyesine çıkmaktadır.
Elektrikli araç motoru üretimine kadar ilerlenirse trilyon dolarlık bir ekosistemin temeli atılabilmektedir.
BEŞ TEMEL EKSEN Gelecek perspektifleri açısından dikkate alınması gereken temel eksenler şunlardır: - Katma Değer Zincirinde Yer Alma: Türkiye, Eti Maden’in Beylikova pilot tesisiyle ilk adımı atmış olsa da, 2035 hedefleri doğrultusunda rafinasyondan mıknatıs ve elektrikli araç motoru üretimine kadar uzanan bir endüstriyel altyapıya sahip olmalıdır.
Bu süreçte üniversite-sanayi işbirliğiyle Ar-Ge’ye verilen önem, yerli teknoloji bağımsızlığını sağlayacaktır. - İkincil Kaynaklardan Yeniden Kazanım: Elektronik atıklar, endüstriyel artıklar ve kömür külleri gibi ikincil kaynaklar, NTE’lerin sürdürülebilir tedariğinin kilit bileşenleridir.
Özellikle maden artıklarının (tailings) hem NTE geri kazanımı hem de jeopolimer üretiminde değerlendirilmesi, çevresel ve ekonomik katma değer sağlayacaktır. - Döngüsel Ekonomi ve Sürdürülebilirlik: NTE madenciliğinin çevre etkilerinin minimize edilmesi için yeşil ayrıştırma teknolojileri, biyolojik liçleme yöntemleri ve atık yönetim sistemleri geliştirilmelidir.
Ayrıca, NTE’lerin kullanımı sonrası hurda ürünlerden geri dönüşümü teşvik edilmeli ve bu alanda ulusal politikalar oluşturulmalıdır. - Jeopolitik Strateji ve Bölgesel İşbirlikleri: Türkiye’nin coğrafi konumu, yalnızca Avrupa ile değil aynı zamanda Asya ile de doğrudan bağlantı kurma imkânı sunmaktadır; bu da ülkemizi hem Avrupa hem de Asya pazarlarında stratejik bir köprü haline getirmektedir.
Türkiye, coğrafi ve kimliksel olarak bir Asya ülkesidir; dolayısıyla Asya’daki büyüyen teknoloji ve savunma talebini karşılamada Avrasya ekseninde kilit bir aktör olabilir.
Özellikle yeşil enerji, elektrikli ulaşım ve savunma sanayii gibi NTE odaklı alanlarda, hem Avrupa hem de Asya pazarlarını aynı anda hedefleyen bir Avrasya stratejisi, Türkiye’ye bölgesel iş birliklerinde önemli avantajlar sağlayacaktır. - Yasal ve Kurumsal Altyapının Güçlendirilmesi: NTE sektörüne yönelik teşvik mekanizmaları, lisanslama süreçleri, uluslararası uyumlu rezerv hesaplama standartları (örneğin JORC/NI 43-101) ve çevresel düzenlemeler acilen hayata geçirilmelidir. - Sonuç olarak, Türkiye’nin NTE potansiyeli, sadece bir doğal kaynak olarak değil, yeni bir sanayi devrimi, enerji bağımsızlığı ve ulusal savunma kapasitesi inşa etme fırsatı olarak görülmelidir.
Sağlam bir strateji ve kararlı bir siyasi iradeyle, Türkiye’yi yalnızca bir tedarikçi değil, küresel NTE değer zincirinde bir “kural koyucu” aktör haline gelebilir.
Ülkemiz, “Nadir Toprak Çağı” nın öncülerinden olacaktır.