Haber Detayı
Sağlık yetkilileri alarm veriyor: Antibiyotik direnci her geçen gün büyüyor! Her yıl 5 milyon ölümle ilişkilendiriliyor
Seçeneğimiz kalmadı... Bir doktorun kulak enfeksiyonu gibi basit görünen bir hastalık için bu cümleyi kurması kulağa pek inandırıcı gelmeyebilir ancak antibiyotik direnci bu senaryoyu her geçen gün daha fazla insan için gerçeğe dönüştürüyor.
2016 yılında Nevada'da bir kadın, o dönemde Amerika Birleşik Devletleri'nde mevcut olan 26 antibiyotiğin tümüne dirençli bir bakteriyel enfeksiyondan hayatını kaybetti.
Sadece ABD'de her yıl 2,8 milyondan fazla dirençli enfeksiyon görülürken, dünya çapında bu sorun yılda yaklaşık 5 milyon ölümle ilişkilendiriliyor.Bakteriler doğal olarak, onları öldürmeyi amaçlayan ilaçların etkisini azaltacak şekilde evrim geçirirler.
Ancak antibiyotikler tıpta veya tarımda aşırı veya yanlış kullanıldığında, bu baskılar direnç sürecini hızlandırır.Dirençli bakterilerin yayılmasıyla birlikte, hayat kurtaran tedaviler yeni komplikasyonlarla karşı karşıya kalıyor; yaygın enfeksiyonların tedavisi zorlaşıyor ve rutin ameliyatlar daha riskli hale geliyor.Modern tıbbı tehdit eden bu durumları yavaşlatmak, yalnızca sorumlu antibiyotik kullanımı ve iyi hijyen gerektirmekle kalmıyor, aynı zamanda günlük eylemlerin direnci nasıl etkilediğinin farkında olmayı da gerektiriyor.1910 yılında sifilis tedavisinde kullanılan sentetik bir ilaç olan salvarsanın piyasaya sürülmesiyle antibiyotiklerin ortaya çıkışından bu yana, bilim insanları direnç konusunda alarm veriyorlar. 39 milyondan fazla insan hayatını kaybedebilirDünya çapında ve zaman içinde bu tür eğilimleri analiz eden ilk çalışma olma özelliğini taşıyan bir araştırmaya göre, bugün ile 2050 yılları arasında 39 milyondan fazla insan antibiyotiklere dirençli enfeksiyonlar nedeniyle ölebilir.Çalışmanın yazarları, 2022'den 2050'ye kadar antimikrobiyal dirence bağlı ölümlerde yaklaşık yüzde 70'lik bir artış olacağını, en çok yaşlıların risk altında olduğunu ve ölümlerdeki artışı yönlendirdiğini tahmin ediyor.
AMR olarak da bilinen bu direnç, bakteri ve mantar gibi mikropların mevcut ilaçlarla öldürülmelerini zorlaştıracak şekilde evrimleşmesiyle ortaya çıkıyor.Araştırmanın kıdemli yazarı Christopher J.
L.
Murray, “Bu büyük bir sorun ve maalesef kalıcı olacak” diyor.
Kemoterapi ve sezaryen gibi tıbbi müdahaleleri de riskli hale getirecekAraştırmacılar, antimikrobiyal direnci on yıllardır bir halk sağlığı sorunu olarak işaret ettiler.
Ancak Antimikrobiyal Direnç Üzerine Küresel Araştırma Projesi'nin bir parçası olarak geniş bir araştırmacı ekibi tarafından yürütülen bu çalışma, dünya çapında ve zaman içinde AMR eğilimlerini analiz eden ilk çalışma olarak büyük önem taşıyor.
Dünya Sağlık Örgütü, bu tür antimikrobiyal direnç tehdidinin sadece yaygın enfeksiyonların tedavisini zorlaştırmakla kalmayıp, kemoterapi ve sezaryen gibi tıbbi müdahaleleri de daha riskli hale getirdiğini söylüyor.Antimikrobiyal direnci inceleyen bir mikrobiyolog ve biyokimyacılar, önümüzdeki on yılda toplum olarak antibiyotik direncine nasıl karşı koyacağımızı şekillendirecek dört ana eğilim görüyor.1- Hızlı tanı kitleriOn yıllardır, bakteriyel enfeksiyonların tedavisi büyük ölçüde tahmine dayanıyordu.
Çok hasta bir kişi hastaneye geldiğinde ve klinisyenler hastalığa neden olan bakteriyi henüz tam olarak bilmiyorlarsa, genellikle geniş spektrumlu bir antibiyotikle başlarlar.
Bu ilaçlar aynı anda birçok farklı bakteri türünü öldürür ki bu hayat kurtarıcı olabilir; ancak vücuttaki diğer birçok bakteriyi de antibiyotiklere maruz bırakırlar.Bazı bakteriler öldürülürken, kalanlar çoğalmaya ve farklı bakteri türleri arasında direnç genlerini yaymaya devam eder.
Bu gereksiz maruz kalma, zararsız veya ilgisiz bakterilere uyum sağlama ve direnç geliştirme şansı verir.Buna karşılık, dar spektrumlu antibiyotikler yalnızca küçük bir bakteri grubunu hedef alır.
Bu tür antibiyotikler, enfeksiyona karışmayan bakterileri rahatsız etmeden enfeksiyonu tedavi ederler.
Bununla birlikte, enfeksiyona neden olan bakterinin tam olarak belirlenmesi birkaç gün sürebilir.
Bu bekleme süresi boyunca, klinisyenler genellikle geniş spektrumlu tedaviye başlamaktan başka seçenekleri olmadığını düşünürler özellikle hasta ciddi şekilde hastaysa.Ancak yeni teknoloji, bakteriyel patojenlerin tanımlanmasını hızlandırarak, örneklerin başka bir yere gönderilmesi ve sonuçların uzun süre beklenmesi yerine, tıbbi testlerin hastanın bulunduğu yerde yapılmasını sağlayabiliyor.Buna ek olarak, genom dizileme, mikroakışkanlar ve yapay zekâ araçlarındaki gelişmeler, bakteriyel türleri ve bunlarla mücadele etmek için etkili antibiyotikleri günler yerine saatler içinde belirlemeyi mümkün kılıyor.
Tahmin araçları, direnç evrimini bile öngörebiliyor.Bu hız, doktorların sadece hedef bakteriyi öldüren 'dar spektrumlu' ilaçları güvenle kullanmasını sağlayarak direnç gelişimini yavaşlatıyor. 2- Geleneksel antibiyotiklerin ötesine geçmekAntibiyotikler 20. yüzyılda tıbbı dönüştürdü ancak yalnızca onlara güvenmek insanlığı 21. yüzyıldan geçirmeyecek.
Yeni antibiyotiklerin geliştirme süreci endişe verici derecede yetersiz kalmaya devam ediyor ve şu anda geliştirilmekte olan ilaçların çoğu yapısal olarak mevcut antibiyotiklere benziyor, bu da etkinliklerini potansiyel olarak sınırlıyor.Önde kalabilmek için araştırmacılar, çoğu standart antibiyotiklerden temelde farklı şekillerde çalışan geleneksel olmayan tedavilere yatırım yapıyorlar.Araştırmacılar artık sadece bakteriyi doğrudan öldüren ilaçlara değil, çok daha farklı yöntemlere odaklanıyor:- Bakteriyofaj terapisi: Umut vadeden yaklaşımlardan biri, zararlı bakterileri özel olarak enfekte edip öldüren virüsleri kullanan bakteriyofaj terapisidir.- CRISPR tabanlı çözümler: Araştırmacılar ayrıca, direnç genlerini hassas bir şekilde devre dışı bırakmak için gen düzenleme araçlarını kullanan CRISPR tabanlı antimikrobiyaller geliştiriyorlar.
Bakterilerin zarlarını delerek onları öldüren antimikrobiyal peptitler gibi yeni bileşikler, yeni nesil ilaçlar olarak umut vaat ediyor.- Nanopartiküller: Bilim insanları, antimikrobiyalleri daha az yan etkiyle doğrudan enfeksiyon bölgelerine taşımak için nanopartikül dağıtım sistemleri tasarlıyorlar.- Mikrobiyom tedavileri: Sağlıklı bakteri topluluklarını geri kazandırarak patojenlerin (zararlıların) çoğalmasını engelleyecek çalışmalar yapılıyor.Bu seçeneklerin çoğu henüz başlangıç aşamasında ve bakteriler zamanla bunlara karşı evrim geçirebilir.
Ancak bu yenilikler güçlü bir değişimi yansıtıyor: Araştırmacılar, direnci ele almak için tek bir antibiyotik keşfetmeye bel bağlamak yerine, antibiyotik dirençli patojenik bakterilerle mücadele etmek için daha çeşitli ve dayanıklı bir araç seti oluşturuyorlar.3- Hastane dışındaki tehditAntibiyotik direnci sadece hastanelerde yayılmaz.
İnsanlar, vahşi yaşam, bitkiler, atık sular, toprak ve küresel ticaret ağları aracılığıyla da yayılır.Tarımda kullanılan antibiyotikler dirençli bakteriler yaratarak insanlara geçer.
Atık su sistemlerinden nehirlere sızan direnç genleri çevresel ‘sıcak noktalar’ oluşturur.Çözümün sadece tıp dünyasında değil; mühendislik, tarım ve kamu sağlığı disiplinlerinin ortak çalışmasında (Tek Sağlık yaklaşımı) olduğu artık kabul ediliyor. 4- Gelecekte hangi tedavi yöntemlerinin uygulanacağına dair politikalarİlaç şirketleri yeni antibiyotikler geliştirirken para kaybediyor.
Yeni antibiyotikler etkinliklerini korumak için az miktarda kullanıldığından, şirketler genellikle Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) ilacı onayladıktan sonra bile geliştirme maliyetlerini karşılayacak kadar az doz satıyor.
Bu nedenle birçok antibiyotik şirketi iflas etti.Antibiyotik inovasyonunu teşvik etmek için ABD, Pasteur Yasası gibi önemli politika değişikliklerini değerlendiriyor.
Bu yasa tasarısı, ilaç üreticilerine hap başına ödeme yapmak yerine, kritik antibiyotiklere erişim için beş ila on yıl içinde 3 milyar dolara kadar ödeme yapmasına olanak sağlayacak abonelik tarzı bir ödeme modeli oluşturmayı öneriyor.Bu yasa tasarısı, ABD tarihinde antimikrobiyal dirençle ilgili en önemli politika önerilerinden birini temsil ediyor ve gelecekte hangi antibiyotiklerin var olacağını belirleyebilir.Antibiyotik direnci bazen kaçınılmaz bir felaket olarak gösteriliyor.
Ancak uzmanlara göre gerçeklik daha umut verici: Toplum, daha akıllı teşhis yöntemleri, yenilikçi tedaviler, ekosistem düzeyinde stratejiler ve antibiyotik geliştirme sürecini yeniden yapılandırmayı ve aynı zamanda antibiyotik kullanımını yönetmeyi amaçlayan politika reformları çağına giriyor.Bu durum, halk için daha iyi araçlar ve daha güçlü koruma sistemleri, araştırmacılar ve politika yapıcılar için ise yeni yollarla iş birliği yapmak anlamına geliyor.