Haber Detayı

İslamcı gençlerin gündemi: ‘Resmi makamlardan hayır yok’... Sivilleşme kararı
Güncel odatv.com
09/02/2026 06:05 (1 saat önce)

İslamcı gençlerin gündemi: ‘Resmi makamlardan hayır yok’... Sivilleşme kararı

Taksim Camii konferans salonundayız. 8 Kasım 2025’te Rami Kütüphanesi’nde toplanan Anti Siyonizm Kongresi'nin devamı niteliğinde bir toplantı... Salonda 200’ü aşkın kişi var. Çoğu genç. "Devlet kurumlarıyla çalışmayı deneyimledik, ‘sahipsiz kaldık’" diyorlar. Peki neden? Yakından bakalım...

8 Şubat Pazar.

Taksim Camii konferans salonundayız. 8 Kasım 2025’te Rami Kütüphanesi’nde toplanan Anti Siyonizm Kongresinin devamı niteliğinde bir toplantı yapılıyor.

Salonda 200’ü aşkın kişi var.

Çoğu genç.

Politik psikoloji alanında uzman bir arkadaşımın daveti üzerine tartışmaları izleme ve konuşma yapma fırsatı buldum.

Buluşmayı ‘Cephe toplantıları’ olarak niteliyorlar.

Katıldığımız etkinlikte 15 ilden temsilci vardı.

Toplantı “yerel oluşumlarla kök salarak sürdürülebilirliği artırma”yı hedef olarak belirlemiş.

Kongre’yi toplayan İslamcı gençler, günlük olayların şekillendirdiği bir çaba içinde olmadıklarını -100 yıl önceki Siyonizm kongresine atıfla- 100 yıl sonraya etki edecek uzun vadeli bir plan içinde olduklarını belirtiyor."FİLİSTİN HALKI YALNIZ BIRAKILDI" “Koordinasyon, diyalog ve muhasebe zemini oluşturma” isteklerinin altını çiziyorlar.

Gazze’ye yönelik saldırıların gündemden düşmesini engellemeye çalışıyorlar.

Devletlerin hükümetlerin sorumluluklarını yerine getirmediklerini Filistin halkının yalnız bırakıldığını şöyle belirtiyorlar: “Kendi başımızın çaresine bakmak zorundayız” İşte sivilleşme kelimesi burada karşımıza çıkıyor; Devlet kurumlarıyla çalışmayı deneyimledik, ‘sahipsiz kaldık’ diyorlar.Farklı düşüncelerdeki Filistin dostlarını Anti Siyonist Kongre aracılığıyla tanıştırma çabası içindeler.

Kısa süreli bir eylem birlikteliği değil uzun süreli bir yol haritası çiziyorlar.

Toplantının sunuşunda ilk vurgu şu oldu: “Birbirimizi yargılamadan birbirimizi tanımak istiyoruz." 12 Kasım 2025’de ilan edilen sonuç bildirgesinde ‘sivillik’ savunusuyla ilgili olarak şu noktalar dikkat çekiyor:“Kongre, Siyonizme karşı sahici bir mücadelenin/savaşın devletler eliyle yürütülemeyeceği gerçeğinden hareketle sivilleri ve sivil oluşumları bu mücadelenin asıl unsurları, asıl sahipleri ve sorumluları olarak, sivilliği de mücadelenin yöntemi, aracı, yolu olarak benimsemiştir.”Sivilleşme konusunu aşağıda ayrıntılandırmadan sonuç bildirgesinden birkaç noktayı daha göz önüne getirmek isteriz:“Modernliğin efendileri modernliğin putunu (demokrasi, insan hakları vb) yiyerek kendi ilkelerine, kendi kurallarına, kendi ideallerine tüm insanlığın gözü önünde pervasızca ihanet edebiliyorsa bir çağın sonunu getirmek üzere telaş ve belki de panik halinde yeni bir oyunun başlatıldığından şüphe edilemez.

Tüm dünyayı etkisi altında tutan, devlet yapılarıyla istediği gibi oynayabilen küresel finans sistemi başta olmak üzere, uluslararası hukuk, enformasyon ağı, akademi ve sanat çevreleri de Siyonizmin doğrudan kullandığı araçlardır.

Siyonizmin karşısındaki tek güç insanlığın kendisidir.

Zira, hâlâ ve henüz Siyonizmin ekonomi, siyaset, uluslararası hukuk, enformasyon (medya, internet), akademi ve sanat çevreleri eliyle tesis ettiği küresel ağın dışında kalabilme imkânına sahip tek unsur insanlığın kendisidir.”"Kongre, Anti-Siyonizm fikrinin tesisinde, icraata geçirilmesinde yegâne istinatgâhın ”sivil insan” olduğu savını tartışmaya açmış, katılımcı ve destekçilerin de bu hususta hemfikir olduğu görülmüştür.”Görüldüğü gibi sonuç bildirgesi ‘devletler siyonizme bağlı olduğu için tepki gösteremiyor.

Sivil insanları harekete geçirerek sonuç alabiliriz’ fikrini savunuyor.

Cephe toplantıları sonrasında yayımlanan metinde de şu ifadeler var:“Kongre sivilliğin en doğru ifadesine ulaşabilmesi için başlattığı tartışmanın arkasında durmakta, vesayet sorunu halledilmeden de bu hususta herhangi bir yol alınamayacağı düşüncesini savunmaktadır.

Yani başta devlet olmak üzere tüm kurumsal yapıların bireyin düşünce ve hareket alanını daraltacak şekilde kullandığı vesayet müessesesi kırılmadıkça sivillik fikrine ulaşılamayacaktır.” ‘Liberal İslamcılar radikalleşiyor’ başlığı atılabilecek bir metin.

Fakat salondaki hava pek metindeki gibi değildi.

Sebebini şöyle anlatalım: Hem konuşma sıram geldiğinde hem de sonrasındaki sohbetlerde; ‘sivil toplumculuğun’, siyasi öncüleri siyasi mücadelenin dışına ittiğini vurgulayarak ve ‘devlet kötüdür’ ön kabulüne yaslandığı için edilgen bir durum yarattığının altını çizdik.

Toplantı sonrasında çok istifade ettiğim bir münakaşanın içinde bulunduk.

Toplantıda aktif görev alanlar; Sivillik kelimesiyle bireysel irade vurgusu yapıldığını, halkı harekete geçirmeye odaklandıklarını bu yüzden de ‘yapılacak bir şey varsa devlet yapsın’ kolaycılığını değiştirmeye çalıştıklarını belirtti.

SİVİL TOPLUMCULUĞUN DUVARA TOSLADIĞI YER: FİLİSTİN'E DEVLETAltını çizdiğimiz olgular şöyle: Bugün Filistin’deki mücadeleyi tek kelimeyle ifade etmemiz gerekirse şöyle diyebiliriz: Devlet talebi!

Filistin; bir devlet kurma/ tanıtma/ kabul ettirme/ meşrulaştırma mücadelesidir.

Bir numaralı hedefi budur.

Diğer bütün işler bu önceliğe göre belirlenmelidir.

Filistin liderleri de her fırsatta bunun altını çiziyor: -Lübnan’da Osama Hamdan yıllar önce Batılı gazetecilere: ‘Bize dayanışma önerip durmayın.

Filistinlilerin devleti olsun mu, olmasın mı?

Bizim böyle bir hakkımız olduğunu kabul etmiyorsanız dayanışma ne işe yarayacak?’ diye sormuştu… - Ömrünün 24 yılını İsrail cezaevlerinde geçiren Hasan El Fatafta’yla üç sene önce bir söyleşi yapmıştım.

İlk sözü ‘Devlet sahibi olacağız.

Devlet sahibi olmamız için devlet desteği lazım.

Türkiye ve İran güç birliği yapsın yeter’ olmuştu. -Yaser Arafat, kendisini sıkıştıran BBC muhabirine "Bu söyleşi bittikten sonra nereye gideceksin" diye bir anda karşı soru yöneltmiş afallayan muhabir “evime” yanıtı vermişti.

Arafat da bunun üzerine “Benim evim yok.

Filistin meselesi budur!” demişti.

Filistinliler için devlet, ev demektir.

Filistin liderleri her fırsatta devlet sahibi olmak için “devletlere çağrı, devletleri harekete geçirme” çizgisi izliyor.

Batı dünyası, bugün Filistinlilere yönelik haksızlıkların dile getirilmesine karşı çıkmıyor; ‘Ne istersen iste devlet isteme!’ diyor. ‘Ne söylersen söyle HAMAS’ın bir kurtuluş örgütü olarak meşru müdafaa hakkından bahsetme’ diyor.

Silahı olmayan devlet mi olur?

Devlet mücadelesi bugün konunun can alıcı noktasıdır.

RESMİ GÖREVLİLER SİVİLLEŞİYORİkinci nokta; Türkiye’de yıllardır Filistin yanlısı kitlesel ‘sivil eylemler’ yapılıyor.

İşin tuhafı Galata Köprüsü’nde düzenlenen eylemler de dahil olmak üzere eylemlerde resmi kişiliklerin sivil dayanışma vurgusu yapmasıydı.

Bu işte bir terslik yok mu?

Sivil toplum kuruluşları resmi makamları tavır almaya, etkin olmaya teşvik etmeliyken, zorlamalıyken; resmi makamlar sivil toplum kuruluşu gibi davranmaya başladı.

Siyasi müdahaleyi zorlamayan, siyasi mücadelede gözünü kazanımlara dikmeyen bir sivil irade nasıl bir işe yarar?ABD SALDIRGANLIĞINA GÖZÜNÜ KAPATANLAR Kimi “sivil kurumlar” ABD saldırganlığına gözünü kapatıyor.

Siyonizmin güvencesinin ABD emperyalizmi olduğu gerçeği perdeleniyor.

Bu iki kavram neden birlikte kullanılmıyor?

Kamu kurumları üzerinden sağlanan maddi olanaklar sivil toplum örgütlerinin iradelerine ket mi vuruyor yoksa?

Öz gücüne dayanarak özgürlüğünü inşa etmeyen kurumlar resmi tavrın sivil ayağı gibi hareket etmek zorunda kalıyor.HER ÜLKEDE KIRILMASI GEREKEN ABLUKAHer ülkedeki Filistin mücadelesi o ülkede emperyalist/siyonist siyasi-kültürel-ekonomik ablukanın kırılmasından geçer.

Türkiye’de bu mücadele ABD tahakkümünün ve İsrail işbirlikçiliğinin doğrudan hedef alınmasıyla olur.

Filistinli kardeşlerimize en büyük yardım Türkiye’nin bu zincirlerden kurtarılmasıyla verilir.

Yoksa İsrail bombalar biz de battaniye taşımakla yetiniriz… Hakkını yemeyelim İHH, 5 Kasım 2023’te İncirlik Üssü önünde kuvvetli bir eylem düzenlemişti.

Sonra onlara da sınır çekildi…TÜRKİYE - İSRAİL RESTLEŞMESİTürkiye’de Filistin duyarlılığını büyütmenin ve tüm milleti harekete geçirecek bir enerji oluşturmanın yolu İsrail saldırganlığının Türkiye’yi de hedef aldığı cepheleri somut olarak anlatmaktan geçiyor.

ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizmi ile bütün insanlık arasındaki cepheleşmede, Doğu Akdeniz yoğunlaşma bölgesi oldu.

Filistin insanlığın ön cephesidir.

Aynı zamanda Türkiye’nin de güvenliğinin ön cephesidir.

Güney Kıbrıs Rum Yöneticileri, “Soydaşımız Yunanistan bize uzak ama İsrailli kurtarıcılarımız bize üç dakika mesafededir” diyorlar. 'FİLİSTİNLİLERİN ERKEKLİĞİNİ YOK ETME' TATBİKATI İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın ortak askeri tatbikatlarına Tevrat'tan ve Yunan mitolojisinden intikam mesajları veren isimler konmuştur.

Nobel Dina hikâyesinde Filistinlilerin erkekliği yok edilmektedir.

Nemesis ise Yunanlıların intikam tanrıçasıdır.

İNSANLIK MÜCADELESİNE İSLAMİ SINIR HAMAS, ABD-İsrail eksenine karşı bir insanlık cephesi oluşturmaya çalışıyor.

HAMAS Arap ve Müslüman olmayan güçleri de kazanmaya yönelik doğru bir strateji ve taktik izliyor.

Ama Türkiye’deki İslamcıların etkinliklerinde böyle bir hassasiyet göremiyoruz. “İnsanlık mücadelesi” denilmesine rağmen İslami sınırlar çizme hatası hemen göze çarpıyor.

Anti Siyonist Kongre bu açıdan benzerlerinin ilerisinde.

Kongre metinlerinde bir insanlık mücadelesi olduğu net bir şekilde dile getiriliyor.Sohbetlerimizde şunu da sorduk: ABD ve İsrail, İran’a yine saldırdığında ‘sivil irade’ ne yapacak.

İran milletinin ve devletinin hakkını hukukunu savunamayan bir irade Filistinliye devlet isteyebilir mi?

İran halkıyla sivil dayanışmaya mı geçeceğiz?

Onlar resmi saldırsın İran halkı devletsiz, sivil dirensin öyle mi?

İSLAMCILARA KONULAN NATO SINIRINATO bilindiği gibi askeri kuvvet kullanan, siyasi / ideolojik bir hegemonya örgütüdür.

İsrail, ABD/NATO silahı sayesinde bu kadar pervasızca saldırabilmektedir.

İslamcı yapılar içerisinde Türkiye’nin NATO sistemindeki ‘resmi’ konumunu sorgulayan bir ‘sivil’ irade var mı?

Varsa, bu sorgulama, ima yoluyla dahi olsa, neden metinlerde yer almıyor?

Zira yüzümüze çarpan gerçek şu: NATO isterse dünyanın öbür ucuna, Kore'ye tam bir tugay asker gönderirsiniz, NATO istemezse burnunuzun dibinde yüzbinlerce Müslüman katledilirken, ülkemiz de aynı kuvvetler tarafından tehdit edilirken, yutkunmakla yetinirsiniz...Mustafa İlker YücelOdatv.com

İlgili Sitenin Haberleri