Haber Detayı

Ateş, sohbet ve ölçülü menü…
Yaşam keyfi ekonomim.com
08/02/2026 12:02 (4 saat önce)

Ateş, sohbet ve ölçülü menü…

İstanbul’un hızına inat yavaşlamayı, gösterişin gürültüsüne inat sadeliğin lezzetini arayanlar için; şömine başında, acele etmeden kurulan bir dostluk sofrasının hikâyesi…

Aslında yeni yıl kutlaması için planlanmış bir buluşmaydı.

Sevgili Ebru Koralı’nın küçük bir gruba gönderdiği davet, kar yağışının İstanbul’u yavaşlatmasıyla ertelenmiş, tekrar bir araya gelişimiz Şubat başını bulmuştu.

Belki de bu gecikme, akşama iyi gelmişti; acele etmeyen, zamana yayılan bir sofranın önünü açmıştı.

Şehrin o bitmek bilmeyen telaşı dışarıda, soğuk rüzgârlarla birlikte kalmış; biz ise içeriye, o tanıdık sıcaklığa sığınmıştık.

Masamız şöminenin hemen önündeydi.

Ateşin çıtırtısı, mutfaktan yükselen iştah açıcı kokularla birleşiyor; mekân insanı durmaya, dinlemeye ve yavaşlamaya çağırıyordu.

Gösterişsiz ama sıcacık bir atmosfer… Tam da böyle anlarda, sofranın sadece bir “etkinlik” olmaktan çıkıp yaşamın en samimi parçasına dönüştüğünü hissediyorsunuz.

Bir marka vaadinden öte Modern Restoran Grubu çatısı altında hizmet veren Grill Prime’daki bu özel yemekte bir konuşma yapan Yönetim Kurulu Başkanı Onur Tahincioğlu “Kaliteli yemek ve profesyonel hizmeti ‘herkesle’ buluşturmak.

Özgün ve kaliteli olmayı ilk sıraya koyan, sunduğu çeşitlerle konuklarının memnuniyetini devamlı kılan ve zengin menüsü ile her zaman tercih edilen marka olmayı hedefledik” diyordu. 2015’ten bu yana steakhouse çizgisini sade ama net bir yerde tutan Grill Prime, Ataşehir’de Palladium Tower, Avrupa yakasında ise Vadistanbul’daki şubeleriyle resmi iş yemeklerinden dost sofralarına kadar uzanan çok geniş ve samimi bir alan açmayı amaçlıyordu.

Ölçülü bir menü, dengeli bir akşam Menüde her şey olması gerektiği kadar, olması gerektiği zamandaydı.

Ortaya gelen ilk tabaklar, sofrayı paylaşma fikrini güçlendiren, sohbeti koyulaştıran tatlardan oluşuyordu.

Masaya eşlik eden grissiniler ve armut marmeladı akşamın önemli kahramanları arasındaydı.

Brasserie Prime restoran zincirlerinin pastane ve ekmekhane şefi Şeyma Gören’in imzasını taşıyan bu lezzetler, yalnızca eşlikçi değil; sofranın ritmini tamamlayan, dokusuyla ve kokusuyla iştahı açan bir başlangıçtı.

Orman meyveli Ege ezmesi, sıcak tartar ve beef tataki… Hepsi, ana lezzetlere geçmeden önce damakta zarif bir hazırlık yapıyor; akşamın ritmini yavaşça, âdeta notaları dizer gibi belirliyordu.

Başlangıçta sunulan fesleğenli, pesto soslu kabaklı enginar, masaya geldiği an o ferah kokusuyla dışarıdaki Şubat soğuğunu unutturuverdi.

Doğadan gelen bir tazelik, süslü sözlere gerek bırakmayan bir sadelik… Ardından ara sıcaklar geldi.

Chimichurri sosla sunulan bone marrow (kemik iliği), yoğun aroması ve ipeksi dokusuyla sofrayı derinleştirirken; dana incik, avokado dilimleri ve mevsimle uyumlu eşlikçileriyle bu çizgiyi ustalıkla sürdürdü.

Bu lezzetlerin arkasında ateşle kurduğu ilişkiyi sessiz bir ustalıkla yöneten isim ise mutfağın başındaki Şef Serkan Erdoğan’dı.

Yemekler, tek tek “ben buradayım” demiyor; birlikte, dengeli bir bütün oluşturuyordu.

Sofranın en bilge anlatıcılarından biri de Avşalıların yakından tanıdığı Alp Törüner’di.

Biz lezzetlerin tadına varırken, o bize ada rüzgârlarından, toprağın karakterinden ve o toprağın sunduğu cömertlikten söz ediyordu.

Konuşulan yalnızca bağlar ya da teknik detaylar değildi; asıl mesele uyumdu.

Ateşle toprağın, etle ona eşlik eden gizli tatların kurduğu o sessiz ama sarsılmaz denge… Damakta kısa bir mola Damak ferahlatıcı olarak gelen Şeyma Şef’in hazırladığı limon ve taze kekikli sorbe, bu yoğun ve keyifli yolculuğa kısa ama yerinde bir mola verdi.

Ana yemeklerde patlıcan beğendi ve konfi domatesle sunulan özel kesim kuzu karski, farklı pişirme tekniğiyle iddiasını bağırmadan, lezzetiyle ortaya koyuyordu.

Ribeye ise kuşkonmaz ve patates püresiyle, steakhouse geleneğinin neden hâlâ bu kadar güçlü ve vazgeçilmez olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatıyordu.

Finalde ise ada kızıl poşe armut vardı; mascarpone peyniri, manda kaymağı ve vanilyayla tamamlanan tabak, akşamı başladığı gibi yumuşak, tatlı bir kapanışa taşıdı.

Tatlıların zarif dengesi, sofranın başından beri süregelen o “ölçü” duygusunu son ana kadar koruyordu.

İlgili Sitenin Haberleri