Haber Detayı
Grönland’da gelecek savaşları
ABD Başkanı Donald Trump’ın talepleriyle gündeme gelen Grönland, iklim krizinin şaşırtıcı etkilerinin siyasi ve jeopolitik yansımalarına çok iyi bir örnek. Adadaki buzulları erimesi dünya çapında deniz seviyelerinin yükselmesine ve kıyı şeritlerinin sular altında kalması riskine neden oluyor. Öte yandan Grönland’ın kıyı şeridi ise aynı etki sonucu gözle görülür bir hızla genişliyor.
Küresel deniz seviyeleri yükseliyor.
Bu artık bir olasılık veya uzak gelecek senaryosu değil uydularla, kıyı ölçümleriyle ve uzun vadeli gözlemlerle doğrulanan bir gerçek.
Küresel ısınma nedeniyle okyanuslar daha da genişlerken kıyı bölgeleri ilk olarak hasar alacak yerler.
Çin, Bangladeş, Hollanda, Hindistan, Mısır, ABD, Brezilya, Avustralya gibi ülkeler ise riskin en yüksek seviyede olduğu ülkeler.
İklim değişikliği üzerine çalışan C40 Küresel Şehirler Ağı’na göre deniz seviyesindeki artış nedeniyle risk altındaki toplam kentsel nüfus, eğer emisyonlar düşmezse, 2050 yılına kadar 570 kentte yaşayan 800 milyon insan sayısını aşabilir.
Dünya Ekonomik Forumu'nun bir raporuna göre de 2100 yılına kadar 410 milyondan fazla insan yükselen deniz seviyeleri nedeniyle yerinden olacak.
Öte yandan bu genel tabloya bakıldığında kafa karıştırıcı bir istisna dikkat çekiyor: Grönland.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN KARMAŞIK ETKİLERİ Bilim insanları, Grönland çevresinde deniz seviyelerinin bu yüzyıl boyunca yükselmek yerine düşmesinin beklendiğini söylüyor.
İlk bakışta bu durum, küresel ısınma anlatısıyla çelişiyor gibi görünebilir.
Oysa Grönland’daki bu durum, iklim değişikliğinin ne kadar karmaşık ve çok katmanlı işlediğinin güçlü bir örneği.
Grönland Buz Örtüsü, bu yüzyılda küresel ortalama deniz seviyesi yükselişine önemli ölçüde katkıda bulunacak.
Eriyen buzlar, okyanuslara büyük miktarda tatlı su ekleyerek dünya genelinde deniz seviyesini yükseltiyor.
Ancak aynı süreç, Grönland özelinde farklı bir jeofiziksel etkiyi tetikliyor: Buzul izostatik ayarlama.
Buz tabakası kütle kaybettikçe milyonlarca yıldır bu ağırlık altında çökmüş olan kara parçası yukarı doğru yükseliyor.
Aynı zamanda küçülen buz örtüsünün okyanus üzerindeki yerçekimsel çekim etkisi azalıyor.
Bu iki etki, Grönland çevresinde bölgesel deniz seviyesinin düşmesine yol açıyor.
Yani Grönland sular altında kalmıyor; tam tersine kara yükselirken deniz geri çekiliyor.
Columbia Üniversitesi bünyesinde yer alan Lamont-Doherty Yer Gözlemevi araştırmacıları tarafından yürütülen ve Nature Communications dergisinde yayımlanan kapsamlı bir çalışma, bu yerel düşüşün 2100 yılına kadar, 2017 seviyelerine kıyasla düşük emisyon senaryosunda ortalama 0.9 metre, yüksek emisyon senaryosunda ise 2.5 metreye kadar ulaşabileceğini ortaya koyuyor.
Araştırma, bu tahminlerin deniz seviyesi ölçümleri ile dikey kara hareketi gözlemlerinin birlikte kullanıldığı buzul izostatik modellerle yapıldığını ve viskoz etkilerin bu yerel deniz seviyesi sinyalinin yüzde 20 ila 40’ını oluşturduğunu gösteriyor.
GRÖNLAND’DA DENİZ SEVİYESİ DÜŞÜYOR Bu tablo Grönland'ın iklim krizinden “kurtulduğu” anlamına gelmiyor.
Aksine, yerel deniz seviyesindeki düşüş kıyı toplulukları, limanlar, balıkçılık faaliyetleri, nakliye rotaları ve gıda güvenliği açısından yeni ve beklenmedik riskler yaratıyor.
Deniz çekildikçe limanlar sığlaşıyor, kıyı erişimi değişiyor ve denize ulaşan buzulların dinamikleri dönüşüyor.
Kriz burada da farklı bir biçimde hissediliyor.
Grönland örneği, iklim krizinin tek yönlü bir felaket anlatısıyla açıklanamayacağını gösteriyor.
Aynı süreç, bir bölgede deniz seviyesini düşürürken küresel ölçekte yaşam alanlarını yok edebiliyor.
Bu nedenle Grönland’daki yerel deniz seviyesi düşüşü bir “iyi haber” değil küresel bir krizin karmaşık, yerel ve eşitsiz yansımalarından biri.
Bugün asıl soru şu: Bilim bu kadar netken, siyaset neden hâlâ parçalı ve kısa vadeli tepkilerle yetiniyor?
Denizler yükseliyor, bazı yerlerde çekiliyor; haritalar sessizce değişiyor.
Grönland’ın yükselen kara parçaları bize şunu hatırlatıyor: İklim krizi yalnızca doğayı değil, düşünme biçimlerimizi de yeniden biçimlendiriyor.
Ve bu dönüşümü anlamadan alınan hiçbir karar, uzun vadede yeterli olmayacak.
GRÖNLAND KİMİN?
Grönland son yıllarda yalnızca iklim krizinin değil, küresel siyasetin de odağına yerleşmiş durumda.
ABD Başkanı Donald Trump, Grönland’ın “satın alınabileceğini” açıkça dile getirerek Arktik bölgeyi jeopolitik tartışmaların merkezine taşıdı.
Grönland’ın ABD tarafından satın alınması fikri 1867’ye uzanıyor.
Bu söylem, Trump’ın 2017’de başkan olmasıyla yeniden canlandı; 2025’te yeniden göreve gelmesiyle ise belirgin biçimde güç kazandı.
Trump, Çin ve Rusya'nın Arktik bölgedeki artan askeri ve ekonomik varlığını gerekçe göstererek adanın ABD'nin ulusal güvenliği açısından stratejik öneme sahip olduğunu vurguladı.
Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland’ın yönetimi ise adanın “satılık olmadığını” ve geleceğinin yalnızca Grönland halkının iradesiyle belirlenebileceğini dile getiriyor.
Grönland’ın nüfusunun yaklaşık yüzde 88’ini yerli İnuit halkı oluşturuyor.
Bu da adaya yönelik “satın alma” söylemlerinin yalnızca jeopolitik değil, aynı zamanda derin bir etik ve tarihsel boyut taşıdığını gösteriyor.
Buzullar hızla erirken Grönland’ın yaşayan bir coğrafyadan çok jeopolitik bir pazarlık nesnesi olarak ele alınması iklim krizinin nasıl kolayca güç, güvenlik ve mülkiyet diliyle çerçevelenebildiğini ortaya koyuyor.