Haber Detayı
Otoriter olma olasılığımız var mı?
Erich Fromm’un faşizmin insan temeli olarak tanımladığı otoriter kişilik yapısı, bireyin yalnızlık ve zayıflık duygusuyla biçimlenir Sadist ve mazoşist eğilimlerin aynı zeminde buluştuğu bu karmaşık ilişki biçimi özgürlükten kaçışın, geçmişe tapınmanın ve güçsüzlüğe duyulan nefretin toplumsal izdüşümlerini bir araya getirir.
“Otoriter kişilik terimiyle örtülü olarak kastettiğimiz, faşizmin insan temeli olan kişilik yapısının temsilidir.” Son derece net bir açıklama.
Açıklamayı yapan kişi Erich Fromm.* Fromm’a göre “otorite” kelimesi açıklığa kavuşturulmaya muhtaç bir kelimedir.
Onun otoriter kişilik analizine geçmeden önce otorite” için ne söylediğine bakalım: “Otorite, bir kişinin bir mülkü olması veya fiziksel özelliklere sahip olması gibi sahip olduğu bir nitelik değildir.
Otorite kişiler arası bir ilişkidir.
Bu ilişkideki kişilerden biri ötekine, kendinden üstün biri gözüyle bakar.
Bu son derece önemli bir ayrıntı.
Otoriter kişinin otoriter olabilmesi için diğer kişinin bu otoriteye izin vermesi gerekir.
Ortada bir tür sado-mazo ilişki biçimi var gibidir.” SADİST VE MAZOŞİST Fromm yaptığı değerlendirmede insan davranışlarındaki sadist eğilimle (hükmetme eğilimi), mazoşist eğilimin (boyun eğme eğilimi) aynı zeminde olduğunu söyler.
Sadist aynı zamanda mazoşisttir, mazoşist aynı zamanda sadisttir.
Bu durumun kaynağıysa özgürlük ve bireyselliğin yokluğudur.
Kişi yalnızlığına ve zayıflığına katlanamadığı için otorite ilişkisinin taraflarından biri olmaya yönelir.
Sadist bir başkasını yutarak kendisine güvenlik alanı kurarken mazoşist kendisini ötekinde eriterek kendisi için güvenlik sağlar.
Fromm, “Bu özellikler herkeste vardır” diyor.
Gündelik yaşamada sadist özellikleriyle herkese hükmetme eğilimi gösteren insanlar genelde Tanrı ya da herhangi bir aşkınlığa da boyun eğme eylemi içindedirler.
Otoriter kişiliğin Fromm’a göre tarifini verdiğimizde bu yukarda söylediğimiz şeyler daha anlaşılır hale gelebilir. “Otoriter kişilik asla devrimci değildir.
Otoriter kişiliğin hayata karşı tavrı, bütün felsefesi, duygusal çabaları tarafından belirlenir.
Otoriter kişilik insan özgürlüğünü kısıtlayan koşullardan, yazgıya (kader) boyun eğmekten hoşlanır.” Ona göre kendi yaşamı ve dünyada olan bitenler bir aşkınlık tarafından belirlenmiştir.
Dünyada savaşların olması, insanlığın bir bölümünün diğer bölümü yönetmesi, doğal afetler ve sonuçları tamamen yazgı tarafından belirlenmiş şeylerdir.
GEÇMİŞE TAPMAK Otoriter kişiliğin bir başka özelliği geçmişe tapmasıdır.
Geçmiş, mutlak surette korunmalı ve geleceğe intikal ettirilmelidir.
Yeni bir şey, geçmişin yenilenmiş bir versiyonu değil ama yepyeni bir şey yapmaya kalmak ise bir tür günaha girmektir.
Onun gözünde dünya güçlü ve güçsüz kişilerden, üstün ve aşağı kişilerden oluşur.
Otoriter kişinin etkinliği genelde yenmeye çalıştığı bir güçsüzlük duygusundan kaynaklanır.
Etkinlik onun için kendi benliğinden daha yüce bir şey adına eylemde bulunmaktır.
Bu şey Tanrı, doğa veya geçmiş olabilir ancak asla gelecek, doğmamış olan veya güçsüz olan olamaz.
Güçsüzlük onun gözünde aşağı olmanın bir göstergesidir.
İşte tam bu nedenle inandığı bir otorite zayıflık belirtisi gösterirse bu otoriteye duyduğu saygı ve sevgisi kolaylıkla küçümseme ve nefrete dönüşür.
Otoriter düşüncede eşitlik kavramı yoktur.
Kendisiyle eşit koşullarda olan insanlara değil kendisinden üstün olan insanlara sevgi duyar.
Siyaset sahnesinde yer alacak kişinin kendi evine benzer bir evde oturmasını, kendi sofrasında yediği yiyeceklere benzer yemekler yemesini, kendisi gibi işe giderken otobüs, metro ya da bisiklete binmesini asla kabul edemez. * Erich Fromm - Özgürlük Korkusu, Doruk Yayınları.