Haber Detayı

Değer kaybı ticareti ve doların geleceği
Michael roberts aydinlik.com.tr
08/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Değer kaybı ticareti ve doların geleceği

Değer kaybı ticareti ve doların geleceği

Altın fiyatları, geçen haftaki kısa ve sert daralmanın ardından ABD doları karşısında yeniden 5 bin dolar/ons seviyesinin üzerine çıktı.

Altın fiyatlarında özellikle bir yıl önce başlayan “İkinci Donald Trump Dönemi” ile birlikte görülen bu benzeri görülmemiş yükseliş, “debasement trade” (paranın değer kaybına karşı pozisyon alma) olarak adlandırılan durumun bir sonucu.

Bu işlem, hem kamu hem de özel finansal kurumların ABD finansal varlıklarından, özellikle de dolar nakit ve dolar borçlanma araçlarından çıkış yapması anlamına geliyor.

Peki neden?

Görünüşe göre yabancı ve Amerikalı yatırımcılar ile spekülatörler, sahip oldukları varlıkların dolar cinsinden değerinin düşeceğinden korkuyor.

Bunun birkaç temel sebebi var: İlk olarak, Trump enflasyonun hızla düştüğünü iddia etse de kanıtlar bunun tam tersini gösteriyor.

ABD tüketici enflasyonu resmi verilere göre hala “yapışkan” ve Federal Rezerv’in (Fed) yıllık yüzde 2’lik resmi hedefinin üzerinde seyrediyor.

Dahası, önceki verilerin de gösterdiği üzere, resmi oran gerçek enflasyonu yaklaşık 2 puan kadar eksik hesaplıyor.

Buna rağmen Trump, Fed’in politika faizini düşürmesi konusundaki baskısını sürdürüyor ve mevcut Fed Başkanı Jay Powell’ın yerine kendi emirlerini yerine getirecek birini (Kevin Warsh) getirmeyi planlıyor.

Düşük faiz oranları ile yüksek enflasyonun birleşimi, yatırımcılar için dolar varlıklarından kaçış reçetesidir; çünkü dolar varlıklarından elde edilen reel (enflasyondan arındırılmış) faiz oranı daha da düşecektir.

FAİZ MAKASI VE KÜRESEL PARA POLİTİKALARI Buradaki bir diğer anahtar gösterge, dolar üzerinden alınan faiz ile başta Avro ve Yen olmak üzere diğer para birimleri üzerinden alınan faiz arasındaki farktır.

Finansal yatırımcılar, önümüzdeki yıl ABD faiz oranlarının diğer büyük ekonomilere kıyasla daha fazla düşeceğini öngörüyor.

İngiltere Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası —bugünkü toplantılarında duyurdukları üzere— faiz oranlarını daha fazla düşürmek için acele etmezken, Japonya Merkez Bankası Yen’i desteklemek için faiz artırmaya hazırlanıyor.

Sonuç olarak, doların diğer para birimlerine karşı “vadeli” (piyasa öngörüsü olan) faiz farkı düşüş gösteriyor.

Trump faktörü de doların son dönemdeki değer kaybında ve dolayısıyla devalüasyon ticaretinde önemli bir rol oynuyor.

Trump’ın öngörülemezliği ve diğer ülkelere yönelik baskıcı taktikleri, yabancı varlık sahiplerini (ABD’ye yatırım yapan şirketler, ABD hisse senedi ve tahvili tutan finansal kurumlar ve büyük miktarda kısa vadeli ABD varlığına sahip merkez bankaları) portföylerini diğer para birimlerine veya altına yönlendirerek çeşitlendirmeye zorluyor.

Nitekim, geçmiş para sisteminin o “barbar kalıntısı” altın, artık doların ve hatta Avro, Sterlin veya Yen gibi diğer “itibari” paraların yerine geçerek güvenli liman haline geldi.

ABD HEGEMONYASININ GERİLEMESİ Geçmişte ne zaman bir finansal kriz veya büyük bir siyasi çatışma çıksa, yatırımcılar dolar varlıklarına yönelir ve —2008 finansal krizinde olduğu gibi— doları yükseltirdi.

Ancak Trump döneminde bu gerçekleşmedi; dolar endeksi 2025 yılında diğer para birimlerine karşı yüzde 10 değer kaybetti.

Bu kez sahneye “devalüasyon işlemi” çıktı.

Merkez bankası rezervlerinde ve uluslararası ticaret ile finans işlemlerinde dünyanın ana para birimi olan dolar, onlarca yıldır kademeli bir düşüş içerisindeydi.

ABD emperyalizmi 1945’ten bu yana küresel ölçekte hakim güç olmuştur ve bu hakimiyet dört faktöre dayanmaktadır: endüstriyel üstünlük, teknolojik üstünlük, finansal üstünlük ve askeri güç.

ABD, 1950’ler ve 1960’larda dünyanın en büyük üretim ekonomisiydi ancak bu konumunu önce Avrupa’ya, ardından Japon imalat sektörüne kaptırdı.

Bu durumun en somut göstergesi, ABD’nin diğer uluslarla olan ticaret fazlasının açığa dönüşmesi ve o günden beri bu durumun devam etmesidir.

Sonrasında ABD, sadece dış yatırımlarla değil, yerli üreticilerin yabancı rekabete karşı zemin kaybetmesiyle birlikte ithalatın ihracattan fazla olması nedeniyle küresel piyasaya dolar sızdırmaya başladı.

ALTIN STANDARTINDAN BORÇLANMA EKONOMİSİNE GEÇİŞ Eski sabit dolar-altın standardı altında, ticaret ve sermaye akışlarındaki dolar dengesizliklerinin külçe altın transferleriyle mahsup edilmesi gerekiyordu.

Savaş sonrası yeniden yapılanma sürecinin yaşandığı 1953 yılına kadar ABD, rezervlerine 12 milyon troy ons altın eklerken; Avrupa ve Japonya toparlanmalarını finanse etmek amacıyla 35 milyon troy ons kaybetmişti.

Ancak bu tarihten sonra ABD’den Avrupa ve Japonya’ya altın sızmaya başladı. 1965 yılının sonuna gelindiğinde, Avrupa ve Japonya’nın altın rezerv hacmi savaş sonrası dönemde ilk kez ABD’yi geride bıraktı.

Sonuç olarak bu ülkeler, ABD varlıklarını satın almak için kullanabilecekleri devasa rezervler biriktirdiler. 1970’lerin başında Nixon yönetimi altın standardından çıktı ve doları dalgalı kura bıraktı.

Küresel ekonomi artık ABD’nin aleyhine dönmeye başlamıştı.

ABD, 1890’lardan bu yana ilk kez yurt içi ve yurt dışı harcamalarını finanse etmek için dış finansmana bağımlı hale geldi.

Artık ABD’nin dış hesapları mal ve hizmetlerden ziyade, ABD finansal varlıklarına olan küresel talep ve bu varlıkların sağladığı likidite tarafından yönlendiriliyordu. 21. yüzyılda, özellikle 2008 küresel çöküşünden sonra, ABD sanayisi yüksek katma değerli teknoloji sektörlerindeki üstünlüğünü de kaybetmeye başladı.

Evet, “Muhteşem Yedili” olarak bilinen teknoloji devlerine sahip ve yapay zeka patlamasına öncülük ediyor; ancak Çin ve Doğu Asya birçok kilit teknoloji sektöründe liderliği ele geçirdi.

Bu bölgelerin ABD ile olan ticaret fazlaları artık temel tüketim mallarından ziyade yüksek teknolojili ürünlerden kaynaklanıyor.

DOLARIN ‘OLAĞANÜSTÜ İMTİYAZI’ VE SINIRLARI Buna rağmen ABD, bugüne kadar dünyanın baskın finansal gücü olmayı rahatlıkla sürdürdü.

Normal şartlarda, bir ülkenin cari hesabı kalıcı olarak açık veriyorsa ve ülke giderek dış kaynaklara bağımlı hale geliyorsa, para birimi sert değer kayıplarına karşı savunmasız kalır.

Arjantin’den Türkiye’ye, Zambiya’dan Birleşik Krallık’a kadar dünyanın hemen her ülkesinin deneyimi budur.

Ancak dolar hala uluslararası ana para birimi olduğu için durum ABD için farklıdır.

Küresel döviz işlemlerinin yaklaşık yüzde 90’ında dolar bir taraftır; ABD dışındaki küresel ticaretin yaklaşık yüzde 40’ı dolar üzerinden faturalandırılır ve takas edilir.

Ayrıca, ABD doları banknotlarının yaklaşık yüzde 60’ı küresel bir değer saklama ve değişim aracı olarak uluslararası dolaşımdadır.

Yabancı merkez bankaları ve parasal otoritelerin elindeki küresel döviz rezervlerinin yaklaşık yüzde 50’si dolar cinsinden tutulmaktadır.

Üstelik sadece ABD hazinesi dolar “basabilir” ve bunun sonucunda “senyoraj” denilen bir kâr elde eder.

Dolayısıyla, ABD emperyalizminin sanayi açısından yaşadığı göreceli gerilemeye rağmen, ABD doları bu “olağanüstü imtiyazını” korumaya devam etmektedir.

İlgili Sitenin Haberleri