Haber Detayı
Tayvan’da yaşam ve Türkiye ile Çin’e bakış
Taipei’de Türk olduğunuzu söylediğinizde, özellikle 50-60 yaş üstü kuşakta hemen Kore Savaşı hafızası canlanıyor. Türkiye’nin o dönemdeki hükümetleri, NATO’ya giriş biletini alma motivasyonuyla Kore iç savaşına müdahil olmuştu. Bu tarihsel gerçeklik, bugün Tayvanlıların zihninde hâlâ çok canlı
Tayvan seyahatimin ilk bölümünde, Taipei’in neon ışıklı gece marketlerinde “düşman” görünen partilerle nasıl aynı masada buluştuğumuzu ve Ada’nın bugünkü statükosunun tarihsel geçmişini anlatmaya çalışmıştık.
Bu ikinci kısımda ise madalyonun diğer yüzüne; yani Ada insanına, bölgedeki Türkiye algısına, “peşkeş çekilen” stratejik sektörlere ve Washington’un çizdiği o tehlikeli “cephanelik” senaryosuna bakacağız.
Ancak her şeyden önce, Ada’nın sokaklarında gördüğüm ve bir toplumun karakterini özetleyen o sivil manzaradan başlamak istiyorum.
TOPLUMSAL GÜVEN VE KİŞİLİKLİ YETİŞEN ÇOCUKLAR Tayvan sokaklarında dolaşırken beni en çok şaşırtan manzara devasa gökdelenler değil, restoranlarda ve kafelerde ebeveynleri olmadan vakit geçiren ilkokul ve ortaokul öğrencileriydi.
Tayvan, suç oranının düşüklüğüyle dünyanın en güvenli bölgelerinden biri olmasının meyvesini burada topluyor.
Ancak mesele sadece güvenlik değil; çocukların küçük yaşta özgür vakit geçirmesine imkân tanıyan bir eğitim felsefesi hâkim.
Bu özgüvenle büyüyen çocuklar, Ada’nın ve bölgenin gelecekte umut edilen sükunetinin teminatı gibi duruyor.
CHONGQING RESTORANINDA LAMIAN KEYFİ Tayvanlıların misafirperverliği, siyasi gerilimlerin çok üzerinde bir derinliğe sahip.
Pekin’den geldiğimi duyan Tayvanlı dostlarım, beni hemen Chongqing’den Ada’ya gelen bir iş insanının açtığı meşhur bir Lamian restoranına götürdüler.
Gecede sadece 200 tabak çıkan bu mekânda, misafir kotasından bana özel bir tabak ayarlandı.
Restoranın sahibi beni, “Pekin’den gelen kardeşim umarım yemeklerimizi beğenir.” diyerek karşıladı.
Türkiye’de Japonya kültüründen ötürü “Ramen” olarak tanınan ancak menşei Çin-Lanzhou bölgesi olan Lamian’ın acılı Chongqing versiyonunu yine siyaset ve günlük yaşam üzerine konuşarak tattık.
BATI MEDYASI HEGEMONYASI VE MADURO’NUN KAÇIRILMASI Ada’da Çince konuştuğumu gören hemen herkes dili nasıl öğrendiğimi sordu. “Pekin’de öğrendim, hâlâ orada yaşıyorum.” dediğimde yüzlerdeki o kısa süreli şaşkınlık, yerini derin bir merak duygusuna bırakıyordu.
ABD’nin haydutça bir operasyonla Venezuela Lideri Maduro’yu kaçırmasının hemen akabinde, birkaç Tayvanlıya bu konudaki görüşlerini sordum.
Kimileri “Xi’nin arkadaşıydı, iyi oldu.” diyerek Batı merkezli ajansların dilini yansıtıyor.
Onlara şunu sordum: “Yarın bir gün diyelim Çin de sizin liderinizi aynı şekilde kaçırsa ne dersiniz?
Bugün dünyada barışı hâlâ koruyorsak, bunu Pekin’in sakin ve barışçıl politikasına biraz da borçlu değil miyiz?” Saygı çerçevesinde tartışsak da burada ABD etkisinin dünyayı çoktan “Pekin’in dostları ve düşmanları” diye ikiye ayırdığını yeniden gördüm.
KORE SAVAŞI VE NATO REFERANSI: BİR ALGI ÇIKMAZI Taipei’de Türk olduğunuzu söylediğinizde, özellikle 50-60 yaş üstü kuşakta hemen Kore Savaşı hafızası canlanıyor.
Türkiye’nin o dönemdeki hükümetleri, NATO’ya giriş biletini alma motivasyonuyla Kore iç savaşına müdahil olmuştu.
Bu tarihsel gerçeklik, bugün Tayvanlıların zihninde hâlâ çok canlı: “NATO’nun en büyük ikinci ordusu bir savaş çıksa bize de yardıma gelir mi?” diye soruyorlar.
Onların zihnindeki Türkiye imajı, hâlâ Soğuk Savaş yıllarının askeri müttefiklik kalıplarına hapsolmuş durumda.
TARİHSEL ÇELİŞKİ: JAPON MİRASI VE SUN YAT-SEN Tayvan halkının bugünkü aidiyet hissiyatını anlamak için 1895’e bakmak gerekir.
Qing Hanedanlığı, savaşı kaybedince Tayvan’ı adeta bir “çeyiz” gibi Japonya’ya devretti. 1945’e kadar süren bu dönem, Ada’da eğitimden altyapıya bir Japon mirası bıraktı.
Bugün halkın kendisini Japonya ve ABD’ye yakın hissetmesinin altında, Batı merkezli “demokrasi” anlatısının kurduğu kültürel hegemonya yatıyor.
Ancak burada devasa bir çelişki var: Eğer Tayvan tamamen ayrı bir “milli kimlik” inşa ediyorsa, milli lideri kim?
Tayvan halkı, 1949’da adaya gelen Çan Kay-Şek’in yerel halka yönelik acımasız uygulamalarını bugün hâlâ eleştiriyor.
Öte yandan Ada, Milli Bağımsızlık Günü olarak 10 Ekim 1911’deki Çin Cumhuriyet Devrimi’ni kutluyor ve kurucu lider olarak Sun Yat-Sen’i saygıyla anıyor.
Oysa Sun Yat-Sen de Anakara doğumlu bir lider.
Yani DPP’nin Tayvan’ı Anakara’dan tamamen koparma stratejisi, bizzat Ada’nın kutladığı milli bayramlar ve saygı duyduğu kurucu figürlerle somut bir çelişki içeriyor. ‘SESSİZ ÇOĞUNLUK’ VE EKONOMİK PEŞKEŞ Washington merkezli düşünce kuruluşları Ada’yı bir “barut fıçısı” olarak pazarlasa da yapılan araştırmalar halkın sadece yüzde 2-3’lük küçük bir kısmının “hemen birleşme” veya “hemen bağımsızlık” istediğini gösteriyor.
Geri kalan yüzde 95’lik devasa kitle ise statükonun korunmasını istiyor.
Ancak iktidardaki DPP yönetimi, halkın bu masumane güvenli gelecek arzusunu suistimal ederek, Ada’nın stratejik sektörlerini (özellikle çip ve yarı iletken teknolojisini) Batı’ya “peşkeş” çekiyor.
Washington, Ada’yı koruma vaadi verirken bir yandan da stratejik üretimi kendi topraklarına kaydırması için Taipei’ye baskı yapıyor.
İşin daha çelişkili tarafı ise kamuoyu önünde Çin’e en sert tepkiyi veren DPP’li iş insanlarının bile, kapalı kapılar ardında Çin Anakarası’yla devasa ekonomik ilişkiler yürütmesinde yatıyor.
SONUÇ YERİNE Tayvan, nazik insanların yaşadığı, oldukça stratejik konumu olan bir coğrafya.
Gelecek, üç yol ayrımında: Washington’un istediği bir “vekil” veya “topyekûn” bir savaş, halkın çoğunun arzuladığı görülen mevcut “statüko” veya dış müdahale sustuğunda iki yakanın tarihsel gerçeği olan “barışçıl birleşme”.
Gelecek ise, 25 günlük ziyaret tecrübem ekseninde okyanus ötesinden gönderilen füzelerde değil, Taipei sokaklarında Chongqingli bir ustanın elinden Lamian yiyen o paylaşımcı “kardeşlik” sofralarında ve Sun Yat-Sen’in ortak mirasında yatmaktadır.