Haber Detayı
Bir tohumdan doğan tasarımlar
Hızlı tüketim ve trend baskısının hâkim olduğu takı dünyasında Afemiea, el işçiliğini ve zamansızlığı merkeze alan bir tasarım dili kuruyor. Doğal taşlar ve gümüşle üretilen parçalar, takıyı geçici bir aksesuar değil, karakterle bütünleşen kişisel bir ifade alanı olarak konumlandırıyor. Afemiea, bu yaklaşımıyla modanın hızına karşı kendi ritmini yaratıyor.
Takı tasarımı çoğu zaman modanın hızlı döngüsü içinde konumlanır.
Ancak bazı tasarımcılar için takı, trendlerin değil karakterin bir parçasıdır.
Afemiea’nın kurucusu ve tasarımcısı Rana Kara da bu yaklaşımı benimseyen isimlerden biri.
Bir ağacın tohumunu üzerinde taşıma isteğiyle başlayan yolculuk, bugün el işçiliğine dayalı, zamansız ve güçlü bir marka kimliğine dönüşmüş durumda.
Rana Kara ile Afemiea’yı konuştuk.Afemia’yı kurma fikri nasıl ortaya çıktı?
Açıkçası başlangıçta bir marka kurmak için değil, sadece bahçemdeki bir ağacın tohumunu üzerimde taşıyabilmek için yola çıkmıştım.
Sanırım şehir yaşamının yoruculuğundan doğal olana kaçmak duygusu tetikledi beni.
Dolaştığım kuyumculardan aldığım olumsuz yanıtlar, beni 'bu işi sen yap o zaman' noktasına taşıdı.
Tek bir parça yapıp bırakacaktım ama işin içine girince hem birikimimi değerlendirebilmenin, hem de kendimi sanatsal bir yolla ifade edebilmenin gücü bütün yaşamımı doldurdu.
Ürettiğim her parça bir yenisini ve daha iyisini yapma duygumu kamçıladı.
Bunu; insanın kendisiyle yarışması, kendisini test etmesi, başka ne yapabilirsin duygusu olarak tanımlıyorum.
Gözlemleme yeteneğiniz artıyor.
Doğaya, objelere, arkeolojiye farklı bir gözle bakmaya başlıyorsunuz.
Yapılmışın dışında işler ürettiğinizde madenle ve taşlarla aranızda başka bir ilişki gelişiyor ve bu süreç insanı doğal olarak markalaşmaya götürüyor.Afemiea ismi neyi temsil ediyor?
Büyük İskender'in generallerinden Seleukos Nikator, MÖ 300'de Fırat Seleukeia' sı isminde bir kent kuruyor, bildiğimiz ismiyle Zeugma.
Bu kentin karşısına da eşi Afemiea'nın adıyla ikinci bir kent kurarak bu ikiz kenti bir köprüyle birbirine bağlar.
Markanın adı Afemiea, çok güçlü ve efsanevi güzelliği olan bu kadından alındı.
Kadın doğası gereği güçlü bir varlık ve bildiğiniz gibi güzellik görece bir kavram.
Ben fiziksel güzelliğin dışında ve üstünde bilgi, anlayış, zeka, cesaret, özgüven gibi değerlerin insanlara bir karakter ve güzellik verdiğine inanıyorum.
Dolayısıyla marka, seçtiği takıyı karakterleri ile bütünleştiren, güncel ve moda olanın peşinde koşmayan, o takıda kendi ruhunu ve rahatını bulan kadınlara sesleniyor.Tasarım süreciniz genellikle nasıl başlıyor, bir tasarımın ilk kıvılcımı nereden doğuyor?
İnsan yoğunlaştığı işte her şeyi o işe göre gözlemlemeye başlıyor.
Doğa karşınıza olağanüstü güzellikler seriyor ve daha önce üstünkörü bakıp geçtiğiniz şeyleri fark ediyorsunuz.
Bazen bir çiçeğin katmanları, bazen bir kaya yazıtı, bazen satın aldığım bir taşın formu beni anında o heyecana taşıyor.
Divriği Ulu Cami koleksiyonum bir kitap fuarında Doğan Kuban'ın 'Cennetin Kapıları' kitabını satın almamla ortaya çıkmıştı mesela.
Hiç görmediğim Divriği Camii ile aramda oluşan bağ camiyi üç kez ziyaret etmeme sebep oldu ve çok güzel bir koleksiyon çıktı.
Belki bana çok büyük keyif verdiği için, belki dünyadan tamamen kopup işin içine girdiğim için olabilir, ama “yok, bu taş şunu hakkediyor” diyerek bir tasarımla yola çıkıp çalışma sırasında daha farklı bir yola saptığım da oluyor.Tasarımlarınızda sizi en çok tanımlayan estetik kodlar neler?
Sanırım ben yaptığım her ürünü kendim için yapıyorum. 'Bunu taşımaktan ben mutluluk duyar mıyım' diye bakıyorum, içine sinmek derler ya, öyle.
İnsanın karakteriyle bütünleşen bir renk ve formda taş, abartılı olsa bile rahat kullanılacak takılar, başka hiç bir parça kullanmadan bir tek yüzükle sıradanlığın dışında olabilmek benim için önemli.El işçiliği ve üretim süreci markanızın kimliğinde nasıl bir yer tutuyor?
Bütün ürünlerimin kalıplarını kendim hazırlıyorum.
Döküm sonrası mıhlama hariç tüm işlemler de bana ait.
Dolayısıyla döküm dışında, o da el işçiliği sayılabilir, tamamı el işçiliği.
Zaten güzel olan da bu.
Ürünün her aşamasının hem karar vereni hem üreteni olmak işin en keyifli yanı bence.
Fabrikasyon ürünler gibi yüzlerce, binlerce üretemediğiniz gibi fabrikasyon ürünlere göre çok daha uzun zaman alıyor elbette ve verilen bu yoğun emek ürününüzle daha fazla bütünleşmenizi sağlıyor.Tasarımlarınızda sürdürülebilirlik ya da yavaş moda anlayışı ne kadar belirleyici?
Doğal taşlar ve gümüş kullanarak el işçiliği ile yaptığım ürünlerin zamansız ve geri dönüşümlü olması bu nedenle de çok değerli.
Kullan-at veya kullan-kutusuna koy, kaldır ürünleri sürdürülebilirlik kavramı ortaya çıkmadan da reddetmiştim.
O nedenle, takı kadının karakteriyle bütünleşmeli ve saçlarını nasıl doğallıkla taşıyorsa takısını da aynı doğallıkta taşımalı, on yıl sonra da aynı hazzı alacağı, felsefesi ve kalitesi olan ve modaya bağlı olmayan ürünler olmalı noktasında ısrarla duruyorum.
Yüksek üretim, hızlı tüketim çağında kendimizi hem etik ve ağırlığı olan bir yaşamın parçası olarak sürdürmek çok önemli.Moda trendleriyle ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?
Bence, moda trendleri tüketim amacıyla insanın üzerine uyum baskısı kuran, insanı benliğinden uzaklaştıran çağın tuzakları.
Benim ilişkim genellikle mesafenin de ötesinde, hiç ilgimi çekmiyor.
O nedenle tasarımlarımı yaparken olur da etkilenirim korkusuyla sosyal medya dahil takıyla ilgili hiç bir görsele bakmamaya çalışıyorum.
Kendini beğenmekle ilgili değil bu; kendin olmaktan vazgeçmemek.
Ürettiğin şeyin senin aklından, senin ruhundan, senin felsefenden, senin yaşam algından süzülmüş olmasına önem vermekle ilgili.
Kolay ulaşılan, herkeste olan ürünler ilgimi çekmiyor.Afemiea kadını kim?
Özgüveni olan, kendisini tanıyan, ne istediğini ve bu isteğin kendi içinden geldiğini bilen, güçlü kadınlar benim kadınlarım.
Tek bir parça ile kendisini bulan, basit giyimlerini o tek parçayla bir sanat eserine dönüştürmeyi başaran, sadece alışveriş yapmak için değil gerçekten sahip olmak istediklerine uzanan kadınlar.
Afemiea gibi adına şehirler kurulan, kendisinden sonrakilerin ne ince zevki varmış diyeceği kadınlar.Bir parçanın atölyede tamamlandığı an sizin için ne ifade ediyor?
Yapmak istediğimi yaptığıma şahit olmanın keyfi ve aynı anda onunla bağlantılı bir yenisi için kafamın beni yeni doğumlara sürüklemesinin sancısını yaşıyorum.
Bazılarından hiç ayrılmak istemiyorum ve kendime ayırdıklarım oluyor ama kullanmak için değil de arada açıp bakmak için.
Ayrıldıklarımı “seni seven ve taşımayı bilen birisine gidiyorsun” diye iç huzuruyla gönderiyorum.
Çünkü bu bir yap-sat olayı değil, ürettiğim ürünün değerini bilen bir elde olması ve o elle birlikte her ikisinin yerlerini bulduğunu bilmek insanı mutlu ediyor.