Haber Detayı

Bir tohumdan doğan tasarımlar
Dünya+ dunya.com
06/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Bir tohumdan doğan tasarımlar

Hızlı tüketim ve trend baskısının hâkim olduğu takı dünyasında Afemiea, el işçiliğini ve zamansızlığı merkeze alan bir tasarım dili kuruyor. Doğal taşlar ve gümüşle üretilen parçalar, takıyı geçici bir aksesuar değil, karakterle bütünleşen kişisel bir ifade alanı olarak konumlandırıyor. Afemiea, bu yaklaşımıyla modanın hızına karşı kendi ritmini yaratıyor.

Takı tasarımı çoğu zaman modanın hızlı döngüsü içinde konumlanır.

Ancak bazı tasarımcılar için takı, trendle­rin değil karakterin bir parçasıdır.

Afemiea’nın kurucusu ve tasarım­cısı Rana Kara da bu yaklaşımı be­nimseyen isimlerden biri.

Bir ağa­cın tohumunu üzerinde taşıma is­teğiyle başlayan yolculuk, bugün el işçiliğine dayalı, zamansız ve güçlü bir marka kimliğine dönüşmüş du­rumda.

Rana Kara ile Afemiea’yı konuştuk.Afemia’yı kurma fikri nasıl ortaya çıktı?

Açıkçası başlangıçta bir marka kurmak için değil, sadece bahçem­deki bir ağacın tohumunu üzerim­de taşıyabilmek için yola çıkmış­tım.

Sanırım şehir yaşamının yo­ruculuğundan doğal olana kaçmak duygusu tetikledi beni.

Dolaştığım kuyumculardan aldığım olumsuz yanıtlar, beni 'bu işi sen yap o za­man' noktasına taşıdı.

Tek bir par­ça yapıp bırakacaktım ama işin içi­ne girince hem birikimimi değer­lendirebilmenin, hem de kendimi sanatsal bir yolla ifade edebilme­nin gücü bütün yaşamımı doldur­du.

Ürettiğim her parça bir yenisi­ni ve daha iyisini yapma duygumu kamçıladı.

Bunu; insanın kendi­siyle yarışması, kendisini test et­mesi, başka ne yapabilirsin duygu­su olarak tanımlıyorum.

Gözlem­leme yeteneğiniz artıyor.

Doğaya, objelere, arkeolojiye farklı bir göz­le bakmaya başlıyorsunuz.

Yapıl­mışın dışında işler ürettiğinizde madenle ve taşlarla aranızda baş­ka bir ilişki gelişiyor ve bu süreç insanı doğal olarak markalaşmaya götürüyor.Afemiea ismi neyi temsil ediyor?

Büyük İskender'in generallerin­den Seleukos Nikator, MÖ 300'de Fırat Seleukeia' sı isminde bir kent kuruyor, bildiğimiz ismiyle Zeug­ma.

Bu kentin karşısına da eşi Afe­miea'nın adıyla ikinci bir kent kurarak bu ikiz kenti bir köprüy­le birbirine bağlar.

Markanın adı Afemiea, çok güçlü ve efsanevi gü­zelliği olan bu kadından alındı.

Ka­dın doğası gereği güçlü bir varlık ve bildiğiniz gibi güzellik görece bir kavram.

Ben fiziksel güzelliğin dışında ve üstünde bilgi, anlayış, zeka, cesaret, özgüven gibi değer­lerin insanlara bir karakter ve gü­zellik verdiğine inanıyorum.

Do­layısıyla marka, seçtiği takıyı ka­rakterleri ile bütünleştiren, güncel ve moda olanın peşinde koşmayan, o takıda kendi ruhunu ve rahatını bulan kadınlara sesleniyor.Tasarım süreciniz genellik­le nasıl başlıyor, bir tasarımın ilk kıvılcımı nereden doğuyor?

İnsan yoğunlaştığı işte her şe­yi o işe göre gözlemlemeye başlı­yor.

Doğa karşınıza olağanüstü gü­zellikler seriyor ve daha önce üs­tünkörü bakıp geçtiğiniz şeyleri fark ediyorsunuz.

Bazen bir çiçe­ğin katmanları, bazen bir kaya ya­zıtı, bazen satın aldığım bir taşın formu beni anında o heyecana ta­şıyor.

Divriği Ulu Cami koleksiyo­num bir kitap fuarında Doğan Ku­ban'ın 'Cennetin Kapıları' kitabını satın almamla ortaya çıkmıştı me­sela.

Hiç görmediğim Divriği Ca­mii ile aramda oluşan bağ camiyi üç kez ziyaret etmeme sebep oldu ve çok güzel bir koleksiyon çıktı.

Belki bana çok büyük keyif verdiği için, belki dünyadan tamamen ko­pup işin içine girdiğim için olabilir, ama “yok, bu taş şunu hakkediyor” diyerek bir tasarımla yola çıkıp ça­lışma sırasında daha farklı bir yola saptığım da oluyor.Tasarımlarınızda sizi en çok tanımlayan estetik kod­lar neler?

Sanırım ben yaptığım her ürünü kendim için yapıyorum. 'Bunu ta­şımaktan ben mutluluk duyar mı­yım' diye bakıyorum, içine sinmek derler ya, öyle.

İnsanın karakteriy­le bütünleşen bir renk ve formda taş, abartılı olsa bile rahat kulla­nılacak takılar, başka hiç bir parça kullanmadan bir tek yüzükle sıra­danlığın dışında olabilmek benim için önemli.El işçiliği ve üretim süreci markanızın kimliğinde nasıl bir yer tutuyor?

Bütün ürünlerimin kalıplarını kendim hazırlıyorum.

Döküm son­rası mıhlama hariç tüm işlemler de bana ait.

Dolayısıyla döküm dışın­da, o da el işçiliği sayılabilir, tama­mı el işçiliği.

Zaten güzel olan da bu.

Ürünün her aşamasının hem karar vereni hem üreteni olmak işin en keyifli yanı bence.

Fabri­kasyon ürünler gibi yüzlerce, bin­lerce üretemediğiniz gibi fabrikas­yon ürünlere göre çok daha uzun zaman alıyor elbette ve verilen bu yoğun emek ürününüzle daha fazla bütünleşmenizi sağlıyor.Tasarımlarınızda sürdürü­lebilirlik ya da yavaş moda an­layışı ne kadar belirleyici?

Doğal taşlar ve gümüş kullana­rak el işçiliği ile yaptığım ürünle­rin zamansız ve geri dönüşümlü olması bu nedenle de çok değerli.

Kullan-at veya kullan-kutusuna koy, kaldır ürünleri sürdürülebi­lirlik kavramı ortaya çıkmadan da reddetmiştim.

O nedenle, takı ka­dının karakteriyle bütünleşmeli ve saçlarını nasıl doğallıkla taşıyorsa takısını da aynı doğallıkta taşıma­lı, on yıl sonra da aynı hazzı alacağı, felsefesi ve kalitesi olan ve modaya bağlı olmayan ürünler olmalı nok­tasında ısrarla duruyorum.

Yük­sek üretim, hızlı tüketim çağında kendimizi hem etik ve ağırlığı olan bir yaşamın parçası olarak sürdür­mek çok önemli.Moda trendleriyle ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?

Bence, moda trendleri tüketim amacıyla insanın üzerine uyum baskısı kuran, insanı benliğinden uzaklaştıran çağın tuzakları.

Be­nim ilişkim genellikle mesafenin de ötesinde, hiç ilgimi çekmiyor.

O nedenle tasarımlarımı yapar­ken olur da etkilenirim korkusuy­la sosyal medya dahil takıyla ilgili hiç bir görsele bakmamaya çalışı­yorum.

Kendini beğenmekle ilgi­li değil bu; kendin olmaktan vaz­geçmemek.

Ürettiğin şeyin senin aklından, senin ruhundan, senin felsefenden, senin yaşam algından süzülmüş olmasına önem vermek­le ilgili.

Kolay ulaşılan, herkeste olan ürünler ilgimi çekmiyor.Afemiea kadını kim?

Özgüveni olan, kendisini tanı­yan, ne istediğini ve bu isteğin ken­di içinden geldiğini bilen, güçlü ka­dınlar benim kadınlarım.

Tek bir parça ile kendisini bulan, basit gi­yimlerini o tek parçayla bir sanat eserine dönüştürmeyi başaran, sadece alışveriş yapmak için değil gerçekten sahip olmak istedikle­rine uzanan kadınlar.

Afemiea gibi adına şehirler kurulan, kendisin­den sonrakilerin ne ince zevki var­mış diyeceği kadınlar.Bir parçanın atölyede ta­mamlandığı an sizin için ne ifade ediyor?

Yapmak istediğimi yaptığıma şahit olmanın keyfi ve aynı anda onunla bağlantılı bir yenisi için ka­famın beni yeni doğumlara sürük­lemesinin sancısını yaşıyorum.

Bazılarından hiç ayrılmak istemi­yorum ve kendime ayırdıklarım oluyor ama kullanmak için değil de arada açıp bakmak için.

Ayrıl­dıklarımı “seni seven ve taşımayı bilen birisine gidiyorsun” diye iç huzuruyla gönderiyorum.

Çünkü bu bir yap-sat olayı değil, ürettiğim ürünün değerini bilen bir elde ol­ması ve o elle birlikte her ikisinin yerlerini bulduğunu bilmek insanı mutlu ediyor. ­

İlgili Sitenin Haberleri