Haber Detayı
Bir semptom olarak skandal
Açıklanan, Epstein dosyalarındaki, salt bireysel sapkınlıkların, “ahlaksız birkaç zenginin” hikâyesi değildir.
Açıklanan, Epstein dosyalarındaki, salt bireysel sapkınlıkların, “ahlaksız birkaç zenginin” hikâyesi değildir.
Bu dosyalara bakınca (saldırganların adı sansürlü, kurbanların adı açık; dosyaların çoğu hâlâ kilit altında) kapitalist ve erkek egemen uygarlığın resimlerinden birini görüyoruz: Dünyayı yöneten bir “süper-sınıf” (yüzde 94 erkek, ortalama yaş 58) gücü kolektif biçimde kullanıyor, canı çektiğinde hukuki, ahlaki normları askıya alarak kız çocuklarını iç rahatlığıyla, tecavüz, fiziki şiddet, hatta belki cinayet ve organ trafiği yoluyla istismar ediyor. ‘SUPERCLASS’ VE ADASI Dosyaların merkezinde bir ada var.
Bu ada ortadaki skandalın öyküsüne çok uygun.
Tarih boyunca adalar, hukukun, ahlakın geçici olarak askıya alındığı “istisna mekânları” olmuştur.
Epstein rezaleti, 21. yüzyıl elitlerinin yalnızca müstehcen servetleri değil, suçu, şiddeti, ahlaki çürümeyi de adalarda gözlerden gizlemeye çalıştıklarını gösteriyor.
David Rothkopf , Superclass (2008) adlı çalışmasında günümüz dünyasında, aynı yönetim kurullarında oturan, aynı mekânlarda, kulüplerde tatile giden, hemen her zaman özel uçaklarla, yatlarla gezen, yaklaşık 6 bin 600 kişinin , ulusal sınırları aşan biçimde milyarlarca insanın hayatını etkileyen kararlar aldığını anlatıyordu.
Bu grup, dünya nüfusunun milyonda biri bile değildi ama küresel gündemi belirleyen, “Neyin, normal, mümkün, tolere edilebilir” olduğuna fiilen karar veren bir “ilişkiler ağı” oluşturuyordu.
Bu ağın ekonomik gücü dudak uçuklatacak düzeydedir.
Rothkopf’un aktardığına göre, bu elitin yönetim kurullarında oturduğu, dünyanın en büyük 250 şirketinin cirosu küresel GSYH’nin yaklaşık üçte birine eşitti.
En büyük 2 bin şirket, doğrudan ya da dolaylı olarak yaklaşık bir milyar insanın hayatını etkiliyordu.
Dünyanın en büyük 50 finans kuruluşu yaklaşık 50 trilyon dolarlık varlığı (toplam finansal varlıklar 2007’de 190+ trilyon dolar) kontrol ediyordu.
Daha güncel veriler dünya nüfusunun yüzde 0.001’ini oluşturan 60 binden az kişinin, insanlığın en yoksul yarısının sahip olduğu servetin üç katı servete sahip olduğunu gösteriyor.
En zengin yüzde 10 toplam gelirin yüzde 90’ından fazlasını alıyor.
Dünyanın 3 bin 28 milyarder toplam 16.1 trilyon dolarlık servete sahiptir; dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in GSMH’si 19 triyon dolar.
GÜÇ ÇÜRÜTÜR Rothkopf’un tanımladığı elit tipi, kendini gücünü sınırsız hisseder ama aynı zamanda kırılgandır; duygusal olarak olgunlaşmamış, kurumsal olarak toplumdan yalıtılmıştır.
Epstein’ın çevresinde toplanan tipler de tam olarak bu profile uyuyor.
Böyle bir güç yoğunlaşmasının etik olarak masum kalması mümkün değildir.
Epstein öyküsünde yaşananlar da bedenlerin (hemen her zaman kadın) metalaştırıldığı, arzunun pornografikleştiği, gücün (erkek) sadist bir şiddetle birleştiği, siyasetin satın alındığı kapitalist bir düzene ilişkindir.
Dosyaların yarattığı büyük sarsıntı, bu yapının kendisiyle de ilgilidir.
Nasıl oluyor da tek bir figür, siyaset, finans, akademi ve istihbarat çevrelerinin kesişme noktasına yerleşebilmiş?
Bu sorunun cevabı gücün yoğunlaşma biçiminde yatar.
Bu ölçekte bir yoğunlaşma, yalnızca ekonomik değil, ahlaki bir iklim de yaratır.
Normlar esner, istisnalar kalıcılaşır.
Roma tarihçileri -Tacitus, Sallustius- iktidarın merkezindeki ahlaki ve cinsel çürümeyi, siyasi çöküşün belirtisi olarak okurlardı.
Epstein dosyaları, tam da bu okumayı anımsatıyor.
Böyle bir egemen sınıf iktidarda kaldıkça meşruiyetini yitirir ama hesap vermeden kurtulursa (ki kurtuluyorhâlâ kimse tutuklanmadı) yol ahlaki nihilizme açılır.
Epstein dosyaları bireysel suçtan çok bir ahlaki nihilizmle beslenen kolektif iktidar biçimiyle ilgilidir.
Gerçekten de 21. yüzyıl kapitalist uygarlığının tam da bu eşikte duruyor.
Cinsel, finansal, hukuki ve entelektüel gücün, ahlaki çöküşün aynı anda, utanmazlıkla, satılık siyasilerle hizalanabildiği bir elit yapıdan söz ediyoruz.
Rothkopf’un tarif ettiği süper-sınıf, burada salt soyut bir kavram olmaktan çıkıyor somut bir ahlaki şekillenmenin, bir uygarlığın hastalığının semptomu haline geliyor.
Boşuna mı her fırsatta tekrarlıyoruz: “Şimdi canavarların zamanında yaşıyoruz.