Haber Detayı
Deprem
“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.
“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır. 6 Şubat 2023.
Saat yine sabaha karşı...
Herkes uykudayken...
Bu ülkenin milyonlarca insanı bir daha asla eskisi gibi uyanamayacağı bir güne açtı gözlerini.
Hatay’da, Kahramanmaraş’ta ve çevre illerde çöken yalnızca binalar değildi.
Devlet aklı, denetim sistemi, “Bir daha olmaz” yalanı da enkaz altında kaldı.
Sonrasını biliyorsunuz zaten. (Hiçbir zaman doğruluğuna inanamadığım resmi sayılar: 53 bin ölüm. 11 ilde 500 binden fazla konutun toz yığınına dönüşmesi. 13 milyon insanın etkilenmesi.) Aradan 3 yıl geçti.
Şimdi sormanın tam zamanı: Hiç ders aldık mı?
Hesap sorabildik mi?
Yaraları sardık mı?
Bu soruları iktidarın sorması gerekirdi ama soruların yanıtını şu son günlerde en çok Özgür Özel ’den alıyoruz.
Ve biliyoruz ki yanıt HAYIR!
DERS ALMAK Ders almak için önce yüzleşmek gerekir.
Yüzleşmek için de sorumluluk almak.
Peki biz ne yaptık?
İmar aflarını mı kaldırdık, yoksa yeni isimler altında mı sürdürdük?
Denetimsizliği mi bitirdik, yoksa denetimsizliği yönetenleri mi koruduk?
Hesap sorduk mu?
Yoksa birkaç, birkaç vitrin davasıyla, “kader” kelimesinin arkasına mı saklandık?
En az deprem kadar korutucu olan, unutmak...
Unutursak aynı rezillikleri tekrar yaşarız.
Aynı çaresizlikle, aynı ağıtlarla...
Ve bir sonraki 6 Şubat’ta yine şaşırmış gibi yaparız.
Oysa şaşıracak hiçbir şey yok.
Çünkü bu ülkede doğa değil, ihmal süreklidir.
Ve cezasızlık, en yıkıcı fay hattıdır. “Deprem öldürmez, ihmal öldürür” cümlesi klişe olabilir ama hâlâ geçerli.
İmar affı, denetimsizlik, rant, müteahhit-siyaset-bürokrasi zinciri, günü kurtarma, liyakatsizlik...
İnsan yaşamının sıfır değeri olması...
Bunların tümü hâlâ geçerli.
UNUTMAMAMIZ GEREKENLER Unutmamamız gerekenler arasında şunlar da var: Dönemin Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş ’ın yıllar boyu hükümete, bakanlara yolladığı çağrılara tek bakan, tek yetkilinin yanıt vermemesi.
İktidarın “Sen bize oy vermedin, ölmeye mahkûmsun” tavrı.
Uzmanların “Yapmayın, ölümcüldür” uyarılarına rağmen fay hatları üzerine, dere yataklarına, su havzalarına gökdelenler dikilmesi, hastaneler, havaalanları yapılması.
Her alanda liyakatin değil, “Bizdensin ya da bize karşısın, ya biat edersin ya düşmansın” anlayışının dayatılması ve insan yaşamının, insan onurunun yok sayılması. 1999 Marmara depreminden beri tüm muhalefet partilerinin sorduğu “Deprem vergileri nereye gitti” sorusuna, o gün bugün “Gerektiği yere gitti” den başka yanıt verilememesi.
Deprem sonrasında koordinasyon kurmak yerine, üç gün boyunca askerin yardımı, muhalif belediyelerin, kimi STK’lerin yardımlarının engellenmeye çalışılması.
Bunları unutmadık.
Unutmayacağız.
BİR SONRAKİ DEPREMDE Bir sonraki depremde aynı rezaletleri yaşayacak mıyız?
Eğer unutursak, evet aynı rezillikleri yaşarız.
Eğer hâlâ “afet” diyerek gerçeği görmezsek de!
Çünkü bin kez, milyon kez tekrarlandı: Deprem değil öldüren.
Öldüren; imar affıdır, denetimsizliktir, ranttır, göz yummaktır.
Öldüren; “Müteahhit yakınımızdır” diyen siyaset, “evrak tam” diyen bürokrasi, “Bir şey olmaz” diyen aymazlıktır.
Kaç imar affının siyasi bedeli ödendi?
Kaç bilim insanının “yapmayın” dediği projeden vazgeçildi?
Cevap acı verici: Enkazdan cesetler çıktı, sorumlular değil.
Bugün hâlâ aynı şehirlerde, aynı fay hatları üzerinde, aynı zihniyetle yapılaşma sürüyor.
Aynı denetimsizlik, aynı “Nasıl olsa unutulur” rahatlığı...
Unutuluyor da.
Çünkü bu ülkede felaketlerin ömrü kısadır.
Sonra yeni bir gündem gelir, yeni bir hamaset dalgası yükselir ve suç mahalli bantları sessizce kaldırılır.
Oysa bu bir suç mahallidir.
Ve suç mahallinde yapılması gereken bellidir: Deliller karartılmaz.
Sorumlular korunmaz. “Takdiri ilahi” denerek dosya kapatılmaz.
Eğer bugün hâlâ gerçek bir hesaplaşma yoksa, eğer hâlâ ders alamıyorsak şunu kabul edelim: Bir sonraki depremde yine ağlayacağız.
Yine ağıt yakacağız.
Yine “Nasıl oldu?” diyeceğiz.
Ve yine hiçbir şey olmamış gibi devam edeceğiz.
Deprem kader değildir.
Ama cezasızlık bir tercihtir.
Ve bu tercih, her yeni yıkımın asıl failidir.