Haber Detayı

Ankara’nın kışı sahneyle kırılıyor: ANTİYAPFEST-2’ye doğru
Kültür-sanat cumhuriyet.com.tr
03/02/2026 17:47 (3 saat önce)

Ankara’nın kışı sahneyle kırılıyor: ANTİYAPFEST-2’ye doğru

Ankara, kışın kendine özgü bir şehirdir: Hava soğur, sokaklar sertleşir, insanlar adımlarını hızlandırır; ama tam da bu mevsimde bir şey olur—şehir, ısınmayı “günlük hayatın telaşından” değil, sanatın ortak nefesinden dener.

Tiyatro, Ankara’da çoğu zaman yalnızca bir eğlence biçimi değildir; kent belleğinin, dayanışmanın ve yeniden başlama iradesinin dili olur.

Bu yüzden Ankara Tiyatro Yapımcıları Derneği (ANTİYAP)’ın öncülüğünde ve Çankaya Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen festivalin ikinci yılı, bende bir “takvim haberi” duygusundan çok daha fazlasını uyandırıyor: Şehrin kendi hikâyesini, kendi sahnesinde yeniden kurma çabası.

ANTİYAPFEST-2, 5–15 Şubat 2026 tarihleri arasında Ankara’da izleyiciyle buluşuyor.

Festivalin en kıymetli yanı, bence tam da burada: Bu buluşma, dışarıdan hazır bir paket gibi gelmiyor; Ankara’da üretilmiş oyunlar ve atölyeler üzerinden kentin tiyatro üretimini görünür kılıyor.

Yani mesele, “kaç oyun sahnelenecek?” sorusunu aşarak “bu şehir neyi, nasıl anlatıyor?” sorusuna doğru genişliyor.

FESTİVALİN SANATSAL KATKISI: YALNIZ OYUN DEĞİL, BİR ÜRETİM İKLİMİ Tiyatro festivallerini bazen yalnız program sayısı üzerinden okuyoruz; oysa tiyatronun asıl gücü, sayılara sığmayan bir şeydir: Bir aradalık.

ANTİYAPFEST’in bende bıraktığı iz, tam olarak bu.

Bağımsız sahnelerin aynı başlık altında buluşması, yalnızca bir “organizasyon” değil; Ankara’nın tiyatro haritasında bir dayanışma çizgisidir.

Bu çizgi, üç açıdan önemli bir sanatsal katkı üretiyor: 1.

Yerel üretimi merkezde tutuyor.

Ankara’nın özel tiyatroları, çoğu zaman geniş görünürlük ağlarının dışında kalabiliyor.

Bu festival, kentin kendi üretimini ana akım bir şenlik duygusuyla öne çıkarıyor. “Yerel” sözcüğünü daraltan değil, genişleten bir tutum bu: Yerel olanın, şehir ölçeğinde bir estetik çeşitliliğe dönüşmesi. 2.

Türler arası bir geçiş alanı kuruyor.

Pantomim, modern dans, doğaçlama… Tiyatro yalnız metinle değil; bedenle, ritimle, jestle de konuşur.

Festival programında bu türlerin yan yana gelişi, seyircinin tek bir oyun izleyicisi olmaktan çıkıp sahne sanatlarına daha bütünlüklü bir gözle yaklaşmasına imkân veriyor. 3.

Yeni seyirciyi davet ediyor.

Çocuk oyunlarının programdaki varlığı, yalnızca “aile etkinliği” değildir.

Çocuk tiyatrosu, bir şehrin kültür geleceğine atılan en somut imzadır.

Küçük yaşta sahneyle kurulan bağ, büyüdüğünde yalnız tiyatro sevgisi değil; empati, dil ve düşünme alışkanlığı da üretir.

TAKVİMİN ANLAMI: ACI VE UMUDUN AYNI ÇİZGİDE BULUŞMASI Bu yılın festival günlerinde, hafızamızdan çıkmayan bir tarih var: 6 Şubat.

Hemen yanı başında ise 14 Şubat.

Birinin içinde ağır bir acı, ötekinin içinde iyileştirici bir umut var.

Bu iki tarih, takvimde yan yana durunca insan şunu daha iyi anlıyor: Hayat tek renk değil; tiyatro da tek duygunun sanatı değil.

Dernek Başkanı Ali Nihat Yavşan’ın çağrısında geçen “sağaltılmak” vurgusu, bence bu yüzden kıymetli.

Çünkü tiyatronun iyileştirici yanı, “her şeyi unutturan” bir eğlence olmasından değil; tam tersine, hatırlatırken taşıyabilmeyi öğretmesinden gelir.

Tiyatro, acıyı estetize etmeden ama ondan kaçmadan; umudu da ham bir slogan hâline getirmeden anlatabildiğinde gerçek anlamına yaklaşır.

Festivalin bir başka sanatsal katkısı, mekân meselesinde ortaya çıkıyor.

Oyunlar ve etkinlikler, Çankaya’nın sahneleriyle özel tiyatro mekânlarına yayılıyor.

Bu yayılımı ben “lojistik” değil, “estetik” bir tercih olarak da okuyorum: Çünkü mekân, oyunun yorumuna sızar; seyircinin deneyimini değiştirir; tiyatroya gidişi bir ritüele dönüştürür.

SEÇKİDEN NOTLAR: SAHNE TÜRLERİ VE İZLEYİCİYE BIRAKTIĞI İZ Festival programının bütününü elbette tek tek saymak mümkün; ama gazete dili için asıl olan, bu seçkinin taşıdığı tondur.

Bu ton, farklı seyirci beklentilerine açılan bir yelpaze kuruyor: • Yetişkin oyunları, anlatı ve karakter merkezli bir hat kuruyor: insanın iç dünyasına, toplumsal yüzeye, hesaplaşmaya, mizaha ve dramatik çatışmaya açılan metinler… • Çocuk oyunları, yalnız çocuklara değil, ailelerin ortak zamanına da hitap ediyor; kukla, masal, pantomim gibi biçimlerle “ilk tiyatro deneyimi”ni zenginleştiriyor. • Pantomim ve dans, tiyatronun sözden taşan yanını hatırlatıyor: bedenin dili, ritmin dramaturjisi, jestin şiirselliği… • Doğaçlama atölyesi, seyirciyi pasif alıcı olmaktan çıkarıp üretimin eşiğine taşıyor: Tiyatronun “canlı” tarafı, tam da burada parlıyor.

Ben bu çeşitliliği “herkese bir şey olsun” pragmatizmi olarak görmüyorum.

Daha çok, Ankara tiyatrosunun uzun süredir taşıdığı bir hakikatin altını çizen bir tavır bu: Bu şehir, tek bir estetik çizgiye sığmayacak kadar çok sesli.

ANKARA, SAHNEDE KENDİNİ YENİDEN KURUYOR Festival haberlerinin en kolay yanı tarihler ve mekânlardır.

En zor yanı ise o tarihlerle mekânların neye karşılık geldiğini anlatmak.

Benim açımdan ANTİYAPFEST-2’nin karşılığı şu: Ankara, kışın ortasında—üstelik hafızası ağır bir takvim çizgisinde—tiyatroyla kendine bir “yeniden başlama” alanı açıyor.

Bu festival, yalnızca oyunların toplandığı bir etkinlik değil; şehirle sahne arasındaki bağı onaran bir çaba.

Perde açıldığında belki de en değerli şey şu olacak: Oyunlar bitecek, izleyici dağılacak; ama Ankara’nın içinde bir yer, “burada hâlâ birlikte düşünülebilir, birlikte gülebilir, birlikte dayanılabilir” diyecek.

İlgili Sitenin Haberleri