Haber Detayı
Sistemin sömürüsü fason işi yarattı
Asiye Çetin, fason iş yaparak üç çocuğunu tek başına büyüttü, okuttu. Sigortasız yıllarca tek başına evin geçimini sağlayan Çetin, yaptığı ağır işler sonunda kolunu çalıştıramaz hale geldi. Fabrikalardaki sömürü düzenini eleştirien Çetin, binlerce kadın işçiden sadece biri...
Büyük fabrikalar işçiyi daha ucuza daha fazla üretime zorlarken sessiz filmlerin ünlü oyuncusu Charlie Chaplin’in (Şarlo’nun) üretim bandındaki film sahneleri geliyor gözümün önüne.
Meslek hastalıkları, bel, boyun fıtığı, görme sorunları...
Sistem insani çalışma koşullarına uymadığından insanı öğütüyor.
İşte Asiye Çetin, uzun yıllar boyunca fason iş yapan binlerce kadından sadece biri.
Yıllarca sigortasız, düşük ücrete çalışmış.
Çetin, yaşadıklarını Aydınlık’a anlattı.
EŞİM ALKOL BAĞIMLISIYDI - Çalışma hayatına nasıl başladınız?
Annemin ayaklı dikiş makinesini kullanmaya çocuk yaşta başlamıştım.
Babam Zonguldak madenlerinde bekçi olarak çalışıyordu.
Emekli olunca Bursa’ya yerleşmeye karar verdik.
Gelin oldum, üç çocukla, alkol bağımlısı eşim ile hayatta kalmanın çarelerine baktım.
Önce bir komşu vesilesi ile parça başı dikiş dikmeye başladım.
Komşu fason dikiş işleri alıp dikerken ben de ondan iş aldım.
Zaten ucuz yapılan parça başı işler, biraz daha ucuza gelmiş oldu benim için.
Dayıbaşı ya da bugün yaygın olarak kabul gören taşeronun taşeronu gibiydim.
Bu arada eşim çalışmıyordu.
Kredi kartları ile sürekli borçlanıyor, kartların birine borçlanıp öbürüne ödeme yapıyordu.
Bense sürekli daha fazla parça dikerek eşimin borçlarını ödemeye çalışıyordum. - Çocuklar bu durumdan nasıl etkileniyordu?
Esas sorun bu oldu sonunda.
Aile içi geçimsizlik, kavgalar ile geçen günler… Sonunda gördüm ki çocuklar kötü etkileniyorlar.
Çocuklarımın ikisinin yaşı biraz daha büyük.
Kızları aldım karşıma, oğlan küçük daha anlayacak yaşta değil.
Sordum, ‘Böyle yaşamaya devam mı edelim, daha sağlıklı ve güvenli yeni bir hayat mı kuralım?’ Kızlar ikincisini seçti.
Boşanarak eşimin evinden ayrılıp küçük bir ev kiraladık. - Dayıbaşılık, kiralık işçilik gibi mi?
Dayıbaşı ucuza parça başı, fason iş alıp dikiyor.
Bana da parça başı işte daha düşük fiyat veriyor.
Benim işim zordu.
Artık kira ödüyor, çocuk okutuyor, evin gıda, fatura gibi birçok masrafını karşılamam gerekiyordu.
Yeni bir yol bulmalıydım.
Doğrudan iş alacağım bir fasoncu bulmalıydım.
Bulmak zor olmadı, küçücük bir dükkândan onlarca kadın, evine parça başı fason dikiş alıyordu, ben de aldım.
SU, YEMEK, SERVİS GİDERİ YOK! - Neden bir atölyeye değil de evlere iş veriliyor?
Birçok küçük dükkânda işler böyle evlere veriliyor.
Haftada bir, işler evlere dağıtılıyor, biten iş teslim alınıp yeni işler veriliyor.
Gelinliklere işlemeler, nakış işlemeler, tülbent, boncuk, çarşıda gördüğümüz pek çok şey, özellikle tekstilde, evlere fason, parça başı veriliyor.
Tabii ki onlar için maliyet çok düşüyor.
Sigorta, elektrik, su, yol, servis gibi pek çok gider yok.
Fason iş alan kendi sigortasını kendi ödemek durumunda ama aldığı para kolay kolay buna yetmez.
Ailece, çoluk çocuk bu işler yapılıyor. - Sigortanız oldu mu?
Sigortaya başvuramadım.
Zaten bir işverenim yok, isteğe bağlı olsam iyi olurdu ama benim o sigorta parasına ihtiyacım vardı.
Üç çocuğa bakmam, kira, sanayi tipi dikiş makinesinin taksitlerini ödemem gerekiyordu.
Sigortamı ödeyecek bir para ayırmam mümkün değildi.
Günde 2 bin çanta diktim.
Seçim zamanları, aylarca… Bir haftanın parasını kiraya, bir haftanınkini çocukların harcamasına, bir haftanınkini de pazar, yiyecek harcamasına diğer hafta gelenle ise faturaları ve makine taksitini yatırdım.
Çocuklar da üniversite tatillerinde marketlerde, kafelerde çalıştılar.
Ailemden gördüğüm görgüleri, aldığım öğütleri çocuklarıma anlattım.
Ahlak, vicdan, paylaşım, namus...
KOLUM İYİLEŞMEDİ Sonunda kolumun tendonları koptu.
Aylarca sıra bekledikten sonra ameliyat oldum.
Fizik tedaviye gittim ama kolum iyileşmedi.
Pişman olduğum şey ne yapıp yapıp sigortamı yatırmamam oldu.
Şu an hiçbir gelirim yok.
Onca yıl deli gibi çalıştım ama bir emekli maaşım yok.
Çocuklarımdan yol parası istemek bile zul geliyor... - Yaptığınız işte bunca yıl edindiğiniz deneyim nedir? 1980 öncesi çırak olarak işe giren bir çocuk işçinin bile işe girdiği gün sigortasının başladığını biliyorum.
Türkiye’de koca koca işletmeler yabancı markalara fason dikiş dikiyor.
Ben artık iş göremez oldum.
Onlar fabrikalarını kapatıp, Mısır’da vs daha ucuza işçi çalıştıracaklar.
Enerji ve vergi maliyetlerinin düşük olduğu ülkelere kaçıyorlar.
Bu sömürü düzeni nereye kadar gider ve sürdürülebilir? ‘Çin’le rekabet gerek, oradaki kadar ucuz iş gücü!’ diyorlar.
Unuttukları, Çin’de çalışanların başta konut, eğitim, sağlık, ulaşım olmak üzere emekçilere ve halkına sunduğu hizmetler parasız.
Bunu görmüyorlar, göstermek istemiyorlar.
Sistemin sömürüsü fason işi yarattı.
Ama bu sömürü düzeninin sonu yok, mutlaka Türk Milleti bunun çözümünü bulacak, bir gün bu çarktan çıkışı yaratacaktır.
Eğitimlerde LGBT propagandası - Evlere parça başı iş alan fason çalışan ile dünya düzeyinde mağazalar zinciri bulunan markalara fason parça üreten işletmeler arasında ne fark var?
Markalara fason iş yapan koca işletmelerde, çalışanlara “toplumsal cinsiyet eşitliği” adı altında eğitimler veriliyor.
Bu eğitimlerde “Kız bebeklere pembe, erkek bebeklere mavi giydirmeyin, onlar kendi cinsiyetlerini tayin edebilirler.
Aileler ve toplum böylece giysi ve oyuncaklarla onlara cinsiyet atamakta!” diye yapılan işçi eğitimlerinin anlamı nedir? “Toplumsal cinsiyet eşitliği” denince ilk önce akla kadın erkek eşitliği gelmekte, ancak eşit işe eşit ücret ve eşit sosyal haklar, eşit saat ücreti, işçi ve çalışan kadın sayısının yüksek olması nedeniyle emzirme odaları, vardiyadaki annenin bebeğini, çocuğunu bırakabileceği, kreş, bakım evleri konuşulması gereken işyeri eğitimlerinde, LGBT propagandası yapılmaktadır.
Evde fason iş yapanla zincir markalara iş yapan işletmelerde ortaya çıkan fark, bu eğitimlerin dayatılması ve tüm işçilere verilmesidir. 1980’den bugüne kayıtsız kadın emeği SONGÜL ÇAĞLAR 1980’li yıllardan itibaren Türkiye’de uygulanmaya başlayan yapısal uyum programlarında, ihracata dayalı sanayileşme, özelleştirme, kamu hizmetlerinin küçültülerek ve müdahale gücü zayıflatılarak tasfiyesi, sosyal harcamaların kısılması, serbest piyasa egemenliğini sağlamak için sınırlamaların kaldırılması, rekabet edebilmek için işgücü maliyetlerinin düşürülmesi, emeğin örgütlenme gücünün zayıflatılması öngörülmüştü.
Yapısal uyum programları kapsamında uygulanan tarım politikaları, yani tarımsal ürünlere kota getirilmesi, kamunun tarımsal desteklerini kaldırması, tarımsal üretimi ve tarımla uğraşan nüfusu azalttı.
Uygulanan bu politikalar sonucunda gelirleri azalan ve yoksullaşan kırsaldaki insanlar, kentlere göç etmek zorunda kaldı.
Göç ile kente gelen kadınlar, ya ev kadını olarak işgücü piyasası dışında kaldılar ya da kentsel işgücü piyasasındaki işlerin azlığı nedeniyle kayıt dışı işlerde çalışmaya başladılar.
İŞSİZLİK VE YOKSULLUK Özelleştirme uygulamaları, kadınlar açısından iş kayıplarına yol açtı.
Uygulanan programın olumsuz sonuçları işsizlik ve yoksulluk olarak ortaya çıktı.
Kadın işgücü, erkeklere göre daha yüksek oranlarda kayıt dışı oldu.
Bu durum da sosyal güvenceden yoksun çalışmaya yol açtı.
Kayıt dışı çalışan kadınlar, sendikasız ve sosyal güvenlik kapsamı dışında, sağlıksız ortamlarda, iş güvenliği olmadan, pazarlık gücünden yoksun ve korumasız olarak çalışmak zorunda kaldı.
Kayıtdışı istihdam, kadın emeğinin işgücü piyasasında görünmezliğine neden oldu.
Bu durum, kadınların kentsel işgücü istatistiklerinde görünmemesine neden olmaktadır.
Bu istihdam biçimi, yaşlılık, hastalık ve iş kazası gibi riskleri kadınlar için daha ağır hale getirmektedir.
Sanayi sektöründe özellikle kadınların yoğun olarak çalıştığı tekstil, gıda işkollarında Kayıt dışı çalışma ve istihdam, özellikle kadınlar açısından yaygınlaşma eğilimi göstermektedir.
DÜŞÜK ÜCRETLE İSTİHDAM Kentlerde hizmet sektöründe gündelikçi olarak çalışma ve ev eksenli çalışma, kadınlar için önemli istihdam alanları sunmaktadır.
Ancak bu işlerde çalışan kadınların, her türlü yasal güvenceden, örgütlenme olanağından yoksun bir şekilde düşük ücretlerle istihdam edilmesi demektir. 24 Ocak 1980 kararları ve bu kararları uygulamak için yapılan 12 Eylül 1980 darbesi ile birlikte Türkiye’de, uluslararası piyasalara uyum için ihracata dayalı sanayileşme, kamu harcamalarının kısılması, devletin küçültülmesi ve kamu hizmetlerinden çekilmesi, özelleştirme, rekabet edebilmek için işgücü maliyetlerinin düşürülmesi politikalarını içeren yapısal uyum programları uygulamaya konulmuştur.
GELİR DAĞILIMI BOZULDU Bu programlar Türkiye’de gelir dağılımının bozulmasına, reel ücretlerde düşüşe ve çalışma koşullarının bozulmasına neden olmuştur.
Programın olumsuz etkilerini en çok yaşayan kesimler, yoksullar, kadınlar ve çocuklar olmuştur.
Aynı şekilde çocuk işçiliği de kayıt dışına itilmiş, merdiven altı işlerde güvencesiz ve sağlıksız bir hal almıştır. 1980’lerden bu yana yaşanan küreselleşme sürecinde, Türkiye’de uygulanan ekonomik politikaların kadın istihdamına etkileri, düşük işgücüne katılım ve istihdam, düşük ücretli ve güvencesiz çalışma, sendikal örgütlenmeden yoksunluk-sendikasızlık, kayıt dışı işlerde çalışma, yüksek işsizlik olmuştur.