Haber Detayı

Orta Doğu'da savaş çanları çalıyor! ABD İran’a saldırır mı? Bölgeyi ne bekliyor? Uzmanlar Hürriyet'e değerlendirdi
Dünya hurriyet.com.tr
30/01/2026 09:33 (2 saat önce)

Orta Doğu'da savaş çanları çalıyor! ABD İran’a saldırır mı? Bölgeyi ne bekliyor? Uzmanlar Hürriyet'e değerlendirdi

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile Tahran arasındaki tansiyon son noktaya ulaşırken uluslararası kamuoyunun gündemi ABD'nin İran'a saldırı düzenleyip düzenlemeyeceği... Washington'ın Tahran'a yönelik saldırı düzenlemesi halinde hangi yönteme başvuracağına ilişkin çeşitli iddialar ortaya atıldı. Uzmanlar, ABD'nin İran'a yönelik olası bir saldırısının Türkiye ve Orta Doğu'ya etkilerini Hürriyet'e değerlendirdi.

ABD’nin Orta Doğu’da yaptığı hazırlık, sevk edilen uçak gemisi grubu ve yoğun askeri yığınakla tansiyonu en üst seviyeye taşıdı.

ABD'nin askeri gücünün bölgedeki varlığı, Başkan Donald Trump'ın İran'ı müzakere masasına çekmeye çalışması olarak yorumlanırken Tahran'dan Washington'a rest çeken açıklamalar yapıldı.ABD’nin İran’a yönelik olası bir askeri müdahalesi, Orta Doğu’da dengeleri değiştirebilecek bir senaryo olarak uluslararası kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.

Washington’un saldırı seçeneğini hayata geçirmesi halinde bunun yalnızca İran’ı değil, bölgedeki müttefik ve rakip ülkeleri de doğrudan etkileyeceği, İsrail ve İran’ın vekil güçlerinin sürece dahil olmasıyla çatışmanın genişleyebileceği değerlendiriliyor.Batı medyasında Trump’ın olası hamleleri arasında, Venezuela’da Nicolas Maduro’ya karşı yürütülene benzer bir askeri operasyon ve İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’e suikast girişimi düzenlenmesi gibi seçenekler de olduğu iddia ediliyor.

Öte yandan ABD ve İsrail'in geçen yaz İran'a düzenlediği saldırılar sonrası İran’ın savunma kapasitesinin hangi noktada olduğu ve nükleer tehdit iddialarının sürüp sürmediği de kritik başlıklar arasında yer alıyor.

Uzmanlar, olası bir ABD saldırısının başta Körfez ülkeleri olmak üzere bölgede yaratabileceği etkileri Hürriyet'e değerlendirdi. “REJİM DEĞİŞİKLİĞİ ABD İÇİN ŞART DEĞİL” Strateji ve Güvenlik Uzmanı İbrahim Keleş, ABD-İran gerilimine ilişkin değerlendirmesinde Washington’un olası bir saldırısının arka planını, hedeflerini ve muhtemel sonuçlarını çok boyutlu biçimde ele aldı.İbrahim Keleş, konunun başına temel bir soru koymak gerektiğini belirterek, “ABD, İran’a neden saldırsın, ABD’nin derdi ne?” sorusunu yöneltti.

Keleş, ABD’nin İran’a yönelik hasmane tutumunun yeni olmadığını, 1979 Devrimi’nden bu yana devam ettiğini vurguladı.Keleş, ABD’nin İran’dan bugün itibarıyla üç temel talebini de şöyle sıraladı:- Uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması ve zenginleştirilmiş uranyumun teslim edilmesi,- Balistik füze çalışmalarına son verilmesi,- Vekil güçler üzerinden bölgesel istikrarsızlaştırma girişimlerinden vazgeçilmesi.

Bu taleplerin arka planında İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidin ortadan kaldırılması hedefinin yer aldığına dikkat çeken Keleş, ABD’nin haziran ayında attığı adımların ve yıllardır uyguladığı yaptırımların da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.ABD’nin İran’da, Venezuela’da olduğu gibi kendisine itaat edecek bir lideri iş başına getirme ihtimaline değinen Keleş, İran’ın siyasal yapısının buna pek uygun olmadığını söyledi.

İran’da ikili bir devlet yapısı bulunduğuna dikkat çeken Keleş, bir yanda “velayet-i fakih” olarak tanımlanan ruhani yapı, diğer yanda cumhurbaşkanlığı makamının yer aldığı yürütme organı olduğunu hatırlattı.Bu sistemde, Hamaney’e yönelik olası bir suikast ya da kaçırma girişiminin rejimi otomatik olarak çökertmeyeceğini belirten Keleş, “Sistem, birinin yerine başka birinin geçmesi üzerine kurulu.

Bu nedenle İran’ı Venezuela’daki gibi teslim almak mümkün değil” değerlendirmesinde bulundu.ABD'nin 1979’dan bu yana İran’ı ekonomik darboğaza sürükleyerek halkı sokağa dökmeyi hedeflediğinin altını çizen Keleş, Son dönemde protestolar yaşanmasına rağmen, bugüne kadar bu stratejiden somut bir sonuç alınamadı.

Yöneticiler hâlâ görevlerinin başında dedi.

Bu tablo karşısında ABD’nin elinde kalan en güçlü seçeneğin askeri saldırı ihtimali olduğunu belirten Keleş, ABD’nin hava kuvvetleriyle İran’daki kritik tesisleri hedef alabilecek kapasiteye sahip olduğunu söyledi.

Daha önce üç nükleer tesisin vurulduğunu hatırlatan Keleş, İran’ın bu saldırıların ardından zenginleştirilmiş uranyumu tesislerden çıkardığını açıkladığını anımsattı.Washington’ın asıl hedefinin, Devrim Muhafızları karargâhlarını vurarak İran’da bir değişim yaratmak olabileceğini belirten Keleş, haziran ayında yaşananların bunun tersine sonuç verdiğini ifade etti ve dışarıdan gelen bir saldırı karşısında İran’da birlik ve beraberliğin güçlendiğini vurguladı.Keleş’e göre ABD, İran’da mutlaka rejim değişikliğine odaklanmış durumda değil. “ABD için önemli olan, kendisine itaat edecek bir yönetimin varlığıdır” diyen Keleş, Washington’un demokrasi söylemine rağmen krallıklarla, darbecilerle ve monarşilerle de iş yapabildiğini hatırlattı.İran’ın son açıklamalarının çok sert olduğunu vurgulayan Keleş, Tahran’ın “Füzelerimin menzilinde bulunan 35-40 bin kişinin yer aldığı ABD üslerini vurabilirim” mesajı verdiğini, bu durumun ABD’yi ciddi biçimde caydırdığını ifade etti.Olası bir saldırının petrol piyasaları üzerindeki etkisine de dikkat çeken Keleş, İran’ın dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz üreticilerinden biri olduğunu hatırlattı.

İran’ın zarar görmesi halinde petrol ve doğalgaz fiyatlarının hızla yükselebileceğini, Hürmüz Boğazı’nın kapanması durumunda ise dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’sinin risk altına gireceğini belirtti.Bu senaryoda petrol fiyatlarının varil başına 120-140 dolar seviyelerine çıkabileceğini, bunun da özellikle enerji ithalatçısı ülkeleri ağır biçimde etkileyeceğini ifade eden Keleş, ABD ve Rusya’nın ise bu durumdan görece kazançlı çıkabileceğini söyledi.

Alıntı Metni“İRAN’A KOMŞU TÜM ÜLKELER ETKİLENİR” Milli İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Dr.

Hakkı Uygur da İran’a yönelik olası bir askeri müdahalenin bölgesel ve küresel etkilerine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.Dr.

Uygur, İran’a komşu tüm ülkelerin farklı açılardan etkileneceğini belirterek, “Irak üzerinde doğrudan sonuçlar ortaya çıkar.

Merkezi hükümetin zayıflaması ve etnik grupların hareketlenmesi halinde, Türkiye ve Pakistan dahil olmak üzere birçok ülke bu süreçten etkilenir.

Çatışmanın Körfez’e yayılması durumunda ise Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkeler de olumsuz etkilenir” dedi.ABD’nin İran’a yönelik planının net olmadığını vurgulayan Dr.

Uygur, İran’ın her türlü saldırıyı topyekûn savaş ilanı olarak kabul edeceğini duyurduğunu hatırlattı ve Bu da durumu daha karmaşık hale getiriyor ifadesini kullandı.İran’ın özellikle hava savunma sistemleri (HSS) başta olmak üzere bazı alanlarda zayıfladığını belirten Dr.

Uygur, “Ancak bu kez sürpriz unsuru olmayacağı için ABD ve İsrail’e çok daha ağır bir karşılık verme ihtimali bulunuyor” yorumunu yaptı.Dr.

Uygur, olası bir ABD'nin İran'a yönelik saldırısına ilişkin şöyle konuştu:“Kısa vadede kolay bir rejim değişikliği pek olası görünmüyor.

Ancak ağır bir hava bombardımanı sonucunda önce ‘kurtarılmış bölgeler’ oluşabilir.

Zaman içinde bu süreç rejim değişikliğine evrilebilir.” Dr.

Uygur, ABD’nin ciddi kayıplar vermesi halinde, Trump’ın siyasi kariyerinin ağır şekilde etkileneceğini de sözlerine ekledi.Tahran yönetimi ve ona bağlı vekil güçlerin (direniş ekseni) yeni bir çatışmayı büyük ihtimalle bir “varoluş savaşı” olarak değerlendireceğini belirten Dr.

Uygur, “Bu yaklaşım çatışmanın yayılmasına ve uzamasına neden olabilir.

İsrail de bu savaşın doğrudan bir parçası ve cephesi olacaktır” dedi.GÖÇ RİSKİ TÜRKİYE’NİN MEŞRU KAYGISI İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Başkanı Doç.

Dr.

Serhan Afacan da olası bir ABD saldırısından öncelikle İran’ın etkileneceğini vurguladı.

Haziran ayında büyük ölçüde İsrail tarafından gerçekleştirilen ve daha sonra ABD’nin dahil olduğu bir çatışmanın yaşandığını hatırlatan Doç.

Dr.

Afacan’a göre, benzer bir senaryoda İran’ın yarısı kadar etkilenecek başka bir ülke bulunmuyor.Afacan, olası bir saldırının diğer ülkelere etkileri tartışılırken kamuoyunda Türkiye’nin aktif rolü nedeniyle doğrudan hedef olacağı yönünde yorumlar yapıldığını belirtti.

Türkiye’nin mutlaka etkileneceğini ifade eden Afacan, “Ancak bu etkiyi abartmamak gerekir” diye konuştu.Türkiye açısından en önemli riskin güvenlik ve göç olduğunu belirten Afacan, bu durumun Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise çok daha büyük ölçekte yaşandığını hatırlattı.İran’da yaklaşık 90 milyon kişinin yaşadığını vurgulayan Afacan, “Bu nüfus dikkate alındığında ortaya çıkabilecek tabloyu tahmin etmek zor değil” dedi.İran’da çok sayıda Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya gitmek istediğinin bilindiğini söyleyen Afacan, İranlı nüfusun da bu tabloya eklenmesi halinde büyük bir göç dalgası yaşanabileceğini ifade etti.Afacan, bunun Türkiye’nin meşru kaygılarından biri olduğunu belirterek, İran’da kaotik bir ortam oluşması ve Tahran yönetiminin ülke genelindeki kontrolünü kaybetmesi halinde güvenlik tehditlerinin artabileceğini vurguladı.Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Al Jazeera’ya verdiği röportajda PKK için söylediği “dört ülkede var” ifadesini hatırlatan Afacan, Türkiye, Suriye, Irak ve PJAK’ın bulunduğu İran’ın bu kapsamda Bakan Fidan tarafından işaret edildiğini söyledi.PKK ve SDG içinde İranlı terörist unsurların bulunduğunun unutulmaması gerektiğini belirten Afacan, uzun süredir PKK içinde İranlı bir terörist nüfusun varlığına dikkat çekti.Bu unsurların İran içinde daha serbest bir alan bulması halinde, Türkiye’nin Kuzey Irak ve Suriye ile eş zamanlı olarak İran kaynaklı bir güvenlik tehdidiyle karşı karşıya kalabileceğini ancak bu risklerin Türkiye’nin baş edemeyeceği boyutta olmadığını vurguladı.Türkiye’nin “İran’a bir şey olursa felaket olur” noktasında olmadığını belirten Afacan, Ankara’nın asıl kaygısının bölgesel ölçekte büyük bir istikrarsızlık olduğunu, bu istikrarsızlığın Irak’tan başlayarak Basra Körfezi ve Körfez ülkelerini kaçınılmaz biçimde etkileyeceğini söyledi.

HÜRMÜZ BOĞAZI VE ENERJİ GÜVENLİĞİ Basra Körfezi’nin dünyanın en önemli enerji sevkiyat alanlarından biri olduğunu vurgulayan Afacan, olası bir çatışmanın Hürmüz Boğazı’nda ciddi sorunlara yol açabileceğini dile getirdi.Ayrıca Körfez ülkelerinde İran’la bağlantılı Şii toplulukların bulunduğunu hatırlatan Afacan, Lübnan, Irak ve Bahreyn’in yanı sıra Suudi Arabistan’da nüfusun yaklaşık yüzde 15’inin Şii olduğunu, bu bölgelerde yaşanabilecek huzursuzlukların güvenlik tehdidine dönüşebileceğini belirtti.Afacan, Güney Kafkasya’da Azerbaycan’ın da denkleme dahil edilmesi gerektiğini ifade ederek, İran’daki Türk nüfusun Bakü yönetimini alarma geçirebilecek sonuçlar doğurabileceğini söyledi.İRAN-VENEZUELA KIYASLAMASI YANILTICI İran ile Venezuela örneklerinin karşılaştırılmasının yanlış olduğunu belirten Afacan, 28 Aralık’ta İran’da protestoların hararetlendiği dönemde ABD Başkanı Trump’ın Venezuela’ya operasyon emri verdiğini hatırlattı.

Bu nedenle “İran’da da benzeri bir durum olur mu?” sorularının gündeme geldiğini ancak iki örneğin hiçbir şekilde örtüşmediğini zira Caracas’ın denize yakın ve erişimi kolay bir şehir olduğunu vurgulayan Afacan, “Tahran’a ulaşım ise son derece zor” dedi.4 Kasım 1979’daki elçilik krizinde ABD’nin 49 personelini kurtarmak için düzenlediği Kartal Pençesi Operasyonu’nun Tebes yakınlarında başarısız olduğunu ve ABD’nin asker kaybettiğini anımsatan Afacan, bu nedenle Maduro'ya düzenlenene benzer bir operasyonun Tahran'da da gerçekleştirilmesinin coğrafi olarak kolay olmadığını ifade etti.Suikast ihtimalinin ayrı bir başlık olduğunu belirten Afacan, ABD’nin isterse teknik olarak Hamaney’e suikast düzenleyebileceğini söyledi.Ancak böyle bir senaryoda, İsrail’in Hasan Nasrallah’a yönelik saldırısında olduğu gibi geniş bir alanın hedef alınması ve yüzlerce sivilin hayatını kaybetmesi riskinin ortaya çıkacağını vurguladı.Afacan, “ABD böyle bir bedeli ödemek ister mi?” sorusunun kritik olduğunu belirterek, Hamaney’in öldürülmesi halinde İran’ı kontrol altında tutabilecek hiçbir gücün kalmayacağını ifade etti.İRAN REJİMİ KOLAY YIKILMAZ Afacan’a göre Trump, siyasi kariyerini büyük ölçüde Çin rekabeti ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nı bitirme vaadi üzerine kurdu.Uzun süreli bir İran savaşının Trump’ın hesaplarına hizmet etmediğini belirten Afacan, yaklaşan Kongre seçimlerine ve Trump’ın kendisini “savaşları bitiren lider” olarak konumlandırma çabasına dikkat çekti.

İran rejiminin dış saldırıyla kolayca düşeceği yönündeki değerlendirmelerin gerçekçi olmadığını söyleyen Afacan, rejimin içerde toplumsal destek sorunları yaşasa da hava saldırılarıyla yıkılacak bir yapı olmadığını vurguladı ve Rusya ve Çin'de de İran rejiminin düşeceğine dair acil bir risk algısı yok dedi.İran’ın nükleer silaha sahip olmadığını hatırlatan Afacan, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ve ABD istihbarat raporlarının da bunu doğruladığını söyledi.İran’ın savunmasını büyük ölçüde balistik füzeler üzerine inşa ettiğini belirten Afacan, haziran ayından bu yana çift vardiya üretime ağırlık verildiğinin bilindiğini kaydetti.Afacan, olası bir çatışmada İran’ın ABD’yi mağlup edemeyeceğini ve dengeli bir savaş yürütemeyeceğini belirterek, “İran’ın mevcut yapılanması ve ABD karşısındaki askeri durumu bunu imkansız kılıyor” dedi.BÖLGE ÜLKELERİ NEDEN KARŞI?

İRAM Uzmanı Oral Toğa ise olası bir İran merkezli çatışmanın Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine kadar geniş bir coğrafyayı etkileyeceğini söyledi.Toğa’ya göre, İran ile bölge ülkeleri arasında aşiret bağlarından mezhep ilişkilerine, enerji akışlarından turizme kadar çok sayıda doğrudan ilişki bulunuyor.

Bu nedenle bölgede etkilenmeyecek tek bir ülke yok.Toğa, bu geniş etki alanı nedeniyle bölge ülkelerinin olası bir saldırıya net bir şekilde karşı çıktığını vurguladı.ABD açısından İran lideri Ali Hamaney’i kaçırmanın ya da öldürmenin, “Maduro benzeri” senaryolardan çok daha yüksek maliyetli olacağını belirten Toğa, “İran’ın içi kadar dışı da dahil olmak üzere Hamaney’in özgürlüğü için ortalığı yakacak bir tablo ortaya çıkabilir” dedi.ABD ve İsrail’in uzun süredir uyguladığı askeri vizyonun, lideri etkisizleştirmek üzerine kurulu olduğunu ifade eden Toğa, böyle bir senaryonun gündemde olabileceğini öngörmenin zor olmadığını söyledi.Ancak Toğa’ya göre, Hamaney’i kaçırmak coğrafi olarak mümkün değil.

Caracas ile Tahran’ın aynı koşullara sahip olmadığını belirten Toğa, “Tahran İran’ın kalbinde, ABD gemilerine ise son derece uzak bir noktada” değerlendirmesinde bulundu.Siyasi boyutta bakıldığında, geniş çaplı bombalı bir saldırının teorik olarak mümkün olduğunu ifade eden Toğa, bunun da düşük ihtimal olduğuna dikkat çekti.Böyle bir saldırı için hedefin net biçimde tespit edilmesi gerektiğini vurgulayan Toğa, 12 gün süren savaş sırasında ABD ve İsrail’in neyin nerede olduğunu tam olarak tespit edemediğini, bu bilginin bizzat İsrailliler tarafından dile getirildiğini hatırlattı.

Toğa, istihbarat başarısına göre senaryonun değişebileceğini de sözlerine ekledi.İran’ın şu an için doğrudan bir nükleer tehdit olarak tanımlanmasının zor olduğunu söyleyen Toğa, buna karşın “irade noktasında bir sorun olmadığını” vurguladı. 12 gün süren çatışmada kaybedilen füzelerin İran tarafından ikame edildiğini belirten Toğa, İran’ın olası bir senaryoda savunma savaşı yürüteceğini ifade etti.İran’ın elindeki imkanların yalnızca balistik füzelerle sınırlı olmadığını vurgulayan Toğa, Hürmüz Boğazı’nı kapatma ihtimali, Zagros Dağları’nın sağladığı korunak ve benzeri coğrafi avantajlara dikkat çekti.İran’ın topyekûn bir savaşa girmek istemediğini belirten Toğa, 12 gün süren çatışmada da saldırıları savuşturmakla yetindiğini hatırlattı.Toğa, İran Ulusal Savunma Konseyi’nin bu sürecin devam etmesi halinde “topyekûn savaşı çekeriz” mesajı verdiğini aktardı.İran’da rejim değişikliğinin kolay olmadığını belirten Toğa, asıl hedefin rejim değişikliğinden ziyade bir dönüşüm olabileceğini ifade etti.Toğa’ya göre, Trump’ın İran’da başarılı olması siyasi kariyerine artı yazarken, İran’ın başarılı çıkması Trump için büyük bir eksi anlamına gelebilir.İsrail’in olası bir İran saldırısına doğrudan dahil olmasının İsrail hava sahasını ciddi şekilde yoracağını belirten Toğa, bunun algıyı İran’dan tüm bölgeye yayacağını söyledi.Bu durumun, çatışmayı bölgesel müdahaleler zincirine dönüştürebileceğini ifade eden Toğa, “Bu iş 12 günde bitecek bir süreç olmaz.

Uzun soluklu bir dönem başlar” değerlendirmesinde bulundu.

Gözden Kaçmasın Trump'a sunulan gizli İran raporları: ABD neden şimdi harekete geçti?

İşte saldırı hazırlıklarının perde arkası Haberi görüntüle ANKARA-WASHINGTON HATTI BELİRLEYİCİİstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr.

Canan Tercan, ABD’nin İran’a yönelik yaklaşımının yalnızca nükleer faaliyetlerle açıklanamayacağını belirterek, sürecin arkasında jeopolitik ve ekonomik hesapların bulunduğunu söyledi.Dr.

Tercan, ABD’nin İran’a müdahale gerekçesinin yalnızca zenginleştirilmiş uranyum faaliyetleri ve halkın güvenliği olarak sunulmasının eksik bir okuma olacağını vurguladı.

İran’ın doğal gaz, petrol, nadir elementler, altın ve demir gibi kıymetli yeraltı kaynaklarına sahip olduğuna dikkat çeken Tercan, ülkenin jeopolitik konumunun da büyük önem taşıdığını ifade etti.İran’ın Hazar Denizi, Hürmüz Boğazı ve Hindistan hattı üzerinde yer aldığını hatırlatan Tercan, dünyanın en zengin petrol yatakları ve verimli denizlerle çevrili olmasına rağmen İran’ın yaptırımlar nedeniyle ekonomik potansiyelini kullanamadığını söyledi.

Tercan, “Yaptırımlar İran ekonomisini baskılarken, yurt dışındaki vekil güçlere ayrılan ciddi fonlar da halk üzerindeki ekonomik krizi derinleştiriyor” dedi.

İran’ın “Güney Kafkasya’ya açılan kapı” konumunda olduğuna dikkat çeken Tercan, ABD’nin hem Orta Doğu’yu hem de Sovyetler Birliği’nin bakiyesi olan Güney Kafkasya’yı kontrol etmeyi hedeflediğini belirtti.

Bu hattın Hazar Denizi kıyısından İran üzerinden geçtiğini kaydeden Tercan, ABD’nin Zengezur Koridoru, Azerbaycan ve Ermenistan ile yaptığı anlaşmalarla bölgede etkinliğini artırdığını ifade etti.Dr.

Tercan, İran’ın Rusya ve Çin’e açılan stratejik bir sınır kapısı olduğunu belirterek, “İran’ın ABD ile birlikte hareket etmesi, Washington açısından Rusya ve Çin’e karşı son derece kıymetli” değerlendirmesinde bulundu.Tercan’a göre, İran yönetiminin ABD ile uyumlu hale gelmesi durumunda rejim üzerindeki baskılar ve yaptırımlar da kaldırılabilir.Tercan, “Asıl mesele nükleer program değil.

Nükleer kapasite, İsrail’i tehdit etmesi ve ABD varlığına karşı silahlı gücünü artırması bu sürecin bir parçası” derken protestoların ise tıpkı Irak’a müdahalede kullanılan “demokrasi” söylemi gibi, müdahaleyi meşrulaştırıcı bir araç olarak öne çıkarıldığını savundu.ABD’nin İran’a olası bir operasyonunun Venezuela’daki müdahalelerle kıyaslanamayacağını belirten Tercan, İran’ın vekil güçleri, askeri kapasitesi ve nükleer altyapısının güçlü olduğunu söyledi.

İran’ın Orta Doğu’nun “can damarını” elinde tuttuğunu vurgulayan Tercan, olası bir saldırıda ABD üslerinin ve Körfez ülkelerinin hedef alınabileceği uyarısında bulundu.İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt gibi ülkeleri hedef almasının dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı felç edeceğini belirten Tercan, “Bu senaryo dünya ekonomisini altüst eder” dedi.İran’ın deniz suyunu kimyasal maddeler ve uranyumla kirletme tehdidine de dikkat çeken Tercan, bunun başta Suudi Arabistan ve Katar olmak üzere bölge ülkeleri için büyük bir su ve ekoloji krizi anlamına geleceğini ifade etti ve “Bu tür bir kirlilik, deniz ekosisteminde onlarca yıl sürecek bir yıkım yaratır” diye ekledi.

Dr.

Tercan, İran rejiminin çökmesi halinde Hizbullah, Husiler ve Haşdi Şabi gibi vekil güçlerin de dağılacağını, bunun İsrail’in Orta Doğu’da geniş bir alan üzerinde etkisini artırabileceğini söyledi.

Bu durumun Orta Doğu’da haritaların yeniden çizilmesine ve yıllarca sürecek iç savaşlara yol açabileceği uyarısında bulundu.Türkiye açısından olası risklere de değinen Tercan, İran’a müdahalenin Suriye’de yeniden kaos yaratabileceğini, PJAK ve diğer terör unsurlarının Türkiye sınırlarına yönelebileceğini belirtti.

Tercan, “Türkiye hem ticaretini hem de güvenliğini riske atan böyle bir ortamı istemiyor.

Bu nedenle Körfez ülkeleriyle birlikte ABD’ye savaş çıkmaması yönünde mesajlar veriyor” dedi.Son olarak Tercan, Türkiye’nin ABD ile İran konusunda yürüttüğü diplomatik temasların, tıpkı Körfez ülkelerinde olduğu gibi, İran’a yönelik olası bir askeri müdahaleyi engelleyen önemli faktörlerden biri olduğunu vurguladı.

Gözden Kaçmasın Trump'ın donanması İran füzeleriyle karşı karşıya: Topyekûn savaş sayılacak Haberi görüntüle Gözden Kaçmasın Tahran’ın sırrı: ‘Mozaik Savunma’...

ABD İran’da rejimi devirebilir mi Haberi görüntüle

İlgili Sitenin Haberleri