Haber Detayı
Toprağın altındaki iktidar; havuç neden hiç masum olmadı
Hep sofradaydı, bu yüzden hiç sorgulanmadı. Oysa havuç; rengiyle siyasete, tadıyla tıbba, varlığıyla propaganda diline karışmış bir kök.
Mevsimi olmayan sebzeler vardır.
Takvime bakmazlar, hep oradadırlar.
Bu yüzden de çoğu zaman görünmez olurlar.
Havuç, mutfağın en suskun ama en kalabalık tarihine sahip köklerinden biri.
Masum bir garnitür gibi durur; oysa rengiyle iktidara, tadıyla tıbba, biçimiyle savaş propagandasına karışmıştır.Biraz toprağı eşeleyince havucun, sandığımızdan çok daha gürültülü bir geçmişe sahip olduğunu göreceğiz.
HAVUÇ HER ZAMAN TURUNCU DEĞİLDİBugün “havuç” dediğimizde zihnimizde beliren turuncu kök, tarihin büyük bölümünde yoktu.
İlk evcilleştirilen havuçlar mor, koyu menekşe, sarımsı beyaz ve hatta siyaha yakın tonlardaydı.
Afganistan ve Orta Asya çıkışlı bu yabani kökler, bugünkü tatlı havuçlardan çok daha sert, lifli ve acıydı.Bu yüzden sofradan önce eczaneye aitti.
Kaynatılır, suyu içilir, kökü değil özü kıymetli sayılırdı.
Tatlılaşması, yumuşaması ve “yenebilir” bir sebzeye dönüşmesi için yüzyıllar geçmesi gerekecekti.
Havuç uzun süre bir yemek değil, bir tedavi aracıydı.TURUNCU BİR SEBZE NASIL DEVLET SEMBOLÜ OLUR?16. ve 17. yüzyılda Hollanda’da ortaya çıkan turuncu havuç, tarım tarihinin en bilinçli “seçici üretim” örneklerinden biridir.
Daha tatlı, daha düzgün, daha parlak kökler özellikle çoğaltıldı.
Ama mesele sadece damak tadı değildi.Turuncu, Orange Hanedanı’nın rengiydi.
Havuç bir anda sadece toprak ürünü olmaktan çıktı, politik bir simgeye dönüştü.
Sofraya gelen sebze, devlete sadakatin sessiz işaretiydi.
Bir kökün rengi değişti; algısı, değeri ve kaderi de onunla birlikte dönüştü.İLAÇ, AFRODİZYAK, UYARIAntik Yunan ve Roma’da havuç pharmakon olarak kabul edilirdi.
Yani aynı anda hem ilaç hem tehlike barındıran maddelerden biri.
Hippokrates, havucu sindirim ve doğurganlıkla ilişkilendirirken, Romalılar özellikle havuç tohumuna ayrı bir anlam yüklerdi.Tohum afrodizyak kabul edilir, fakat kökün kendisi ölçüsüz tüketildiğinde “bedeni gevşeten”, iradeyi zayıflatan bir etkiyle suçlanırdı.
Antik dünya için mesele her zaman dozdu.
Havuç faydalıydı ama fazla geldiğinde kuşkulu.Orta Çağ Avrupa’sında havuç, soyluların değil halkın sebzesiydi.
Dayanıklıydı.
Toprağın altında saklanır, uzun süre bozulmazdı.
Kıtlık zamanlarında hayatta kalmayı sağlayan köklerden biriydi.Şeker pahalıydı.
Meyve sınırlıydı.
Havuç, soğuğu gördükten sonra tatlanırdı.
Bu yüzden don yemesi beklenirdi.
Fakirin mutfağında tatlı bir umut gibiydi; gösterişsizdi ama vazgeçilmezdi.İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE “HAVUÇ GÖZÜ”Havuç tarihinin en ilginç kırılmalarından biri, İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşandı.
İngiltere, radar teknolojisini gizlemek için pilotlarının gece görüş başarısını havuca bağlayan bir propaganda yürüttü. “Havuç yersen daha iyi görürsün” söylemi böyle doğdu.Gerçekte A vitamini eksikliği gece körlüğüne yol açabilirdi ama havuç mucize değildi.
Yine de bu anlatı o kadar güçlü yayıldı ki, havuç bir anda askeri başarıyla ilişkilendirilen bir sebzeye dönüştü.
Besin değil, strateji oldu.Fransız mutfağında mirepoix’in temel taşı, Anadolu’da zeytinyağlıların sessiz eşlikçisi, Orta Asya’da etin dengeleyicisi… Havuç mutfakta hiçbir zaman başrolü zorlamaz ama yokluğu hemen fark edilir.Tat verir ama bastırmaz.
Renk katar ama bağırmaz.
Bu yüzden şeflerin gizli silahıdır.
Havuç, yemeğin omurgasıdır.Havuç, zamanda göçlerle taşınan, savaşlarla anlam kazanan, yoksullukla şekillenen bir kök; toprağın altında büyür ama tarih boyunca hep insanın hayatında olmuştur.Sessizliği aldatıcıdır.
Çünkü bazı sebzeler konuşmaz; yaşar.Yani kısacası, masum bir sebze gibi görünür ama tarih boyunca ilaç oldu, devlet sembolüne dönüştü, savaş anlatılarında rol aldı.
Havuç, mutfağın en sessiz ama en politik köklerinden biri.Odatv.com