Haber Detayı

Üniversitelerde bitmeyen sorunlar - Kaya Özgen
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
28/01/2026 04:00 (1 saat önce)

Üniversitelerde bitmeyen sorunlar - Kaya Özgen

Üniversitelerimizde büyük sorunlar yaşandığı biliniyor.

Üniversitelerimizde büyük sorunlar yaşandığı biliniyor.

Zaten bilinen bu sorunlar üniversite sayısının aşırı ölçüde artmasıyla daha da katmerlendi. 2002 yılında 93 olan üniversite sayısı, içlerinde bir bölümü vakıflara ait olmak üzere 208’e yükselmiş durumunda.

Vakıf üniversiteleri kendi öğretim kadrolarını, devlet üniversitelerindeki ortamdan bunalan, emekliliği gelmiş öğretim üyeleriyle kolayca dolduruyor.

Bu bağlamda kıdemli öğretim üyelerinin ayrılmasıyla bu kurumların içlerinin boşaltılarak zaafa uğratıldıkları düşünülmüyor.

Anadolu’daki devlet üniversitelerinde ise hiçbir alt yapı/kadro oluşturulmadan ”devşirme” elemanlarla öğretime başlıyorlar; bu durumda bu üniversitelere gitmek zorunda kalan öğrencilerin gelecekleri belirsizdir.

Dahası bu kurumlarda akademik ve idari personel alımlarında “adrese teslim” ilanların yoğunluğu göze çarpıyor.

Ülkenin en eski üniversitesi, İstanbul Üniversitesi’nin öğretim üyeleri ve yönetim kurulunun 30 yıl önceki diplomaları iptal etmelerini kabul etmek mümkün değildir; bu nedenle oluşan itibar kaybının telafisi de yoktur.

Daha da şaşırtıcı olan ise böylesi bir uygulamaya üniversitelerin ve mensuplarının/ akademisyenlerin büyük çoğunluğunun sessiz kalması.

NİTELİK DÜŞÜYOR Tüm bunlar yetmezmiş gibi 45 yıldır varlığı tartışılan YÖK şaşırtıcı kararlar alıyor; 4 yıllık lisans öğretimi üç yıla indirilmek isteniyor!

Bu amaçla halen iki yarıyıl olarak uygulanan öğretim sürecinin, yaz dönemini de kullanarak üçe çıkarılması öngörülüyor.

Bu bağlamda böylesi radikal kararların tüm üniversiteler ve ilgili meslek kuruluşlarıyla paylaşılarak olgunlaştırılması gereği göz ardı ediliyor.

Bununla birlikte mevcut düzende üniversitelerin YÖK’e karşı çıkması olası görünmüyor.

Buna karşılık TMMB Yönetim Kurulu’nun 20.01.2026 tarihli “üniversite eğitiminin süresi değil, niteliği tartışılmalıdır” başlıklı son derece tutarlı basın açıklamasıyla konu kapsamlı olarak değerlendiriliyor ve olumsuzluklar ortaya konuluyor.(1) Hiç olmazsa bu bildiri göz ardı edilmemelidir.

Söz konusu YÖK kararında şu önemli konuların gözden kaçırıldığı anlaşılıyor: - Üniversitelerin çoğunda yazlar boş geçirilmiyor, yaz okullarında öğrencilerin eksik derslerini tamamlamaları sağlanıyor. - Mevcut öneriyle akademisyenlerin bir tür lise öğretmenlerine dönüşeceği bir gerçek; yoğun ders yükü nedeniyle araştırma zamanları kısıtlanıyor. - Özellikle teknik eğitimde, öğrencilerin yetişmeleri için zorunlu olan staj uygulamalarının, zaman bırakılmadığı iptal edileceği düşünülmüyor. - Mevcut öğretim programlarında, isteyen başarılı öğrencilerin, üst sınıflardan ders alarak üç yılda bitirmelerinin önünde bir engel yok.

Tüm bu bilgilerin ışığında konunun yeniden ele alınması, değerlendirilmesi ve iptal edilmesi zorunlu görülüyor.

YÖK’ün tartışmaya açık başka kararları da var. 12.01.2026 tarihli genelgesiyle, üniversitelerde ders programlarının cuma namazı saatlerine göre düzenlenmesi öngörülüyor. (2) Bunun Anayasamızdaki laiklik ilkesine aykırı olmasının yanında, üniversite özerkliğine açık bir müdahale olduğundan hareketle, iptal cihetine gidilmesi gereği açıktır.

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki özgürlük direnişi, işten atılmalarla beşinci yılını doldurmuş oluyor. (3) Bu konuda da diğer üniversitelerin ve akademik çevrelerin suskunluğu düşündürücü.

Üniversitelerdeki olumsuz ortamdan rahatsız olan bir bölüm öğretim üyesi, 2025 yılı verileriyle yoksulluk sınırının altındaki maaşların da etkisiyle, çareyi yurtdışına gitmekte buluyor.

Bu şekilde devlet üniversitelerinden 20 bin yetkin öğretim üyesinin yurdu terk ettiği biliniyor.

Bu yoldan, bu akademisyenlerin ülkeye maliyeti düşünüldüğünde, büyük bir kaynak israfı ortaya çıkıyor.

GELECEĞE YÖNELİK PLANLAMA Belirtilen bu olumsuzluklar nedeniyle üniversitelerimizde seviye sürekli olarak düşmektedir; öyle ki dünya sıralamasında ilk 500’e giren üniversite kalmamıştır.

YÖK’ün asıl bunları değerlendirmesi ve çözüm üretmesi zorunlu görünüyor.

Söz konusu seviye düşüklüğünde orta öğretimdeki bilinen yetersizliklerin de etkili olduğu gözetilerek, kapsamlı bir reform çalışmasının yapılması zorunlu görünmektedir.

Ülkenin geleceğine yönelik planlamanın ışığında, yüksek öğretimde kontenjanlar belirlenmeli, gerekirse sınırlamaya yönelinmelidir.

Böylece hiç olmazsa süregelen atanamayan öğretmenler ve iş bulamayan üniversite mezunları gibi sorunların artmasının önüne geçilmesi mümkün olacaktır.

Eğitim planlaması kapsamında meslek ve sanat okullarının önemi gözetilerek, öğrencilerin bu okullara yönlendirilmesi sağlanmalıdır. (4) Bu yoldan gelecek kuşaklara çalışma olanağı yaratılmasının yanında, halen usta-çırak yöntemiyle yetişen ve gündelik yaşamın olmazsa olmazları arasındaki teknik elemanların (elektrik, demir işleri, tesisat, marangoz vb. sanatkârlar) hizmet kalitesinin artırılması da sağlanmış olacaktır. --- Kaynaklar: (1) TMMB odası basın açıklaması, 20 Ocak 2026. (2) A.

Saltık; Genelge ile Dayatılan Teokrasi, Cumhuriyet Gazetesi, 22 Ocak 2026. (3) S.

Uçan; Akademiyi Nasıl Öldürdüler, Sözcü Gazetesi, 9 Ocak 2026. (4) K.

Özgen; Sanat Okullarının Önem, Cumhuriyet Gazetesi, 28 Haziran 2024.

PROF.

DR.

KAYA ÖZGEN

İlgili Sitenin Haberleri