Haber Detayı

Sykes-Picot’u ısıtmak tuzak mı?
Gündem ahaber.com.tr
27/01/2026 07:10 (4 saat önce)

Sykes-Picot’u ısıtmak tuzak mı?

Bu coğrafyayı cetvelle suni devletlere ayıran 1916 tarihli Sykes–Picot Antlaşması, sadece tarih sayfalarında kalan bir antlaşma değil, hâlâ çizenlerin yeni oyun kurmalarının bir aracı olarak işlevini sürdürüyor. Bugün bu antlaşma, aradan yüz yıl geçmesine rağmen diplomatik ağızlarda tekrar...

Bu coğrafyayı cetvelle suni devletlere ayıran 1916 tarihli Sykes–Picot Antlaşması, sadece tarih sayfalarında kalan bir antlaşma değil, hâlâ çizenlerin yeni oyun kurmalarının bir aracı olarak işlevini sürdürüyor.

Bugün bu antlaşma, aradan yüz yıl geçmesine rağmen diplomatik ağızlarda tekrar tekrar dolaşıma sokuluyorsa, mesele geçmiş değil gelecektir.

Son dönemde ABD'nin Türkiye'deki diplomatik temsilciliğince Sykes-Picot'un sıkça gündeme getirilmesi, masum bir 'tarihsel muhasebe' değil, Ortadoğu'nun yeniden tasarlanmasına dair zihinsel ve siyasi bir hazırlığın çağrısıdır.

Tıpkı yüz yıl önceki gibi...

Neydi Sykes-Picot?

Osmanlı İmparatorluğu'nun Ortadoğu'daki topraklarının, halkların iradesi dikkate alınmadan İngiltere ve Fransa arasında paylaştırılmasını öngören gizli bir mutabakattı.

Cetvelle çizilen sınırlar; Irak'ı, Suriye'yi, Lübnan'ı ve Filistin'i kalıcı istikrarsızlık alanlarına dönüştürdü.

Bugün hâlâ süren etnik, mezhepsel ve siyasal çatışmaların önemli bir bölümü bu yapay düzenin ürünüdür.

Peki ABD Büyükelçisi'nin Sykes-Picot'u yeniden ve ısrarla hatırlatması nasıl bir mesaj taşıyor? '1916 düzeni çöktü, yeni bir Ortadoğu konuşulmalı.' Bu söylemin hedefi açıktır: Mevcut sınırların meşruiyetini tartışmaya açmak, bölgesel dönüşümü 'kaçınılmaz' göstermek ve bu dönüşümün hangi aktörler tarafından ve hangi çerçevede yönetileceğini belirlemek.

ABD, geçmişte yapılan hataları kabul eder gibi görünerek, bugünkü müdahalelerini 'düzeltici' bir rolün parçası olarak sunmak istiyor.

ABD ve düzeltici rol, kulağa hoş gelse de şüphe duymamak mümkün değil.

Türkiye, bu coğrafyada sıradan bir ülke değil.

Tarihsel hafızası, sahadaki askeri varlığı ve diplomatik kapasitesiyle bölgede oyun kurucu bir ülke...

Israrla Sykes-Picot söylemiyle Türkiye'ye herhâlde şöyle bir mesaj veriliyor: 'Yeni düzen konuşulacaksa, ya bizim çizdiğimiz çerçevede yer alırsın ya da dışında kalırsın.' Bu dayatma Türkiye'yi zamansız bir biçimde 'Eski sınırılar miadını doldurdu' tartışmasının bir parçası yapar.

Dikkatli olmak gerekir; çünkü bu söylemin Türkiye için barındırdığı riskler küçümsenemez.

En başta içinden geçtiğimiz kaotik süreçte sınırların tartışmaya açılması, güvenlik tehditlerini artırır.

Etnik ve mezhepsel fay hatlarını harekete geçirir, iç politikada baskı üretir.

Ve Türkiye'nin 'bölgeyi yeniden dizayn eden güç' olarak sunulması da onu bölgesel gerilimlerin hedefi haline getirir.

Kısaca, başkasının yazdığı senaryoda rol almak, hiç hesapta olmayan bir fatura getirir.

Oysa bu süreci doğru bir stratejiyle yönetmek ve tersine çevirmek mümkün.

Türkiye, 'sınırların değişmesi' söylemi yerine -ki şu anda onu yapıyor- bölgenin 'istikrar ve egemenlik' vurgusunun öncüsü olursa, bugüne kadar izlediği 'bölgede halk iradesini, devlet bütünlüğünü ve uluslararası hukuku' savunan siyasetini bir karşı anlatı olarak ısrarla sürdürürse, oyuna zorlanan değil, oyunun dengeleyici aktörü konumuyla öne çıkar.

Görünen o ki, Sykes-Picot'u tekrar gündeme getirmek, geçmişle hesaplaşmak değil; geleceği şekillendirmek için yapılan bir çağrıdır.

Bu çağrıyı değerlendirirken kimin oyun oynadığını ve kimin kazançlı çıkacağını doğru okumak gerekiyor.

Aksi hâlde tarih, bir kez daha başkalarının kalemiyle yazılır; bedelini ise sahada olanlar öder...

İlgili Sitenin Haberleri