Haber Detayı

AK Parti Sözcüsü Çelik'ten Flaş Suriye ve PKK Mesajı
Güncel gercekgundem.com
26/01/2026 17:10 (3 saat önce)

AK Parti Sözcüsü Çelik'ten Flaş Suriye ve PKK Mesajı

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MKYK toplantısında sonra Suriye'deki son gelişmeler ve PKK'ya ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Çelik'in açıklamalarından satır başları şöyle:* Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge konusundaki çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.

Daha önce de ifade ettiğim gibi terörsüz Türkiye ile terörsüz bölge iç içe, kol kola ve birbiriyle ayrılmaz bütünlüğe sahip iki kavramdır.

Terörsüz Türkiye, terörsüz bölgeden ayrılamaz, terörsüz bölge kavramı da terörsüz Türkiye kavramından ayrı düşünülemez.

Zaman zaman bu iki kavramın ayrı ayrı değerlendirilmeye çalışıldığını, aradaki bağın koparılmak istendiğini görüyoruz ancak bu bağı koparmaya çalışanların yerine neyi koymaya çalıştıklarına baktığımızda, terör örgütlerini meşrulaştıran, mazur göstermeye çalışan ve terör örgütlerinin sözde kazanımları olarak ifade edilen, aslında terör organizasyonlarının kurduğu diktatöryal vesayetleri kazanım gibi sunan yaklaşımların olduğunu net bir şekilde görüyoruz.

Bütün bu süreç, terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge kavramlarının ne kadar zamanlı, ne kadar doğru ve dünyanın içinden geçtiği bu dönemde ne kadar stratejik bir adım olduğunu bir kez daha göstermektedir.

Bu nedenle hem MKYK’mız hem de partimizin tüm organları açısından en hassasiyetle takip edilen konuların başında bu mesele gelmektedir.* Bu çerçevede Suriye’deki gündem son derece önemlidir.

Uzun zamandır Suriye’de terör örgütlerinin alan kapatma, bazı bölgelerde diktatöryal vesayetler kurma ve terörist faaliyetlerini sürdürme konusundaki uyarılarımızı dile getiriyoruz.

Burada da, Suriye’de herkesin kazandığı “tek Suriye, tek ordu” ilkesine bağlılık çerçevesinde tüm etnik, mezhepsel ve dini grupların haklarının garanti altına alındığı bir modelin ve iradenin ortaya çıkması gerektiğini ifade ediyoruz.

Gerçekten kastımız, Esad döneminin zulmünden, inkâr ve asimilasyon politikalarından sonra bütün Suriyelilerin Suriye’nin inşasına özne olarak katılması, kimsenin dışlanmaması gerektiğidir.

Türkmen, Arap, Kürt kardeşlerimiz, Müslümanlar, Hristiyanlar ile Şii, Sünni, Alevi, Nusayri, Dürzi başta olmak üzere saydığımız ve sayamadığımız tüm mezhep ve etnik grupların tek ve onurlu bir Suriye’nin eşit parçaları olarak ülkenin geleceğinde söz sahibi olması gerektiğini defalarca ifade ettik ve irademizin bu yönde olduğunu açıkça ortaya koyduk.'PKK TÜM UZANTILARINI FESHETMELİ'* Her zaman hassasiyetle uyguladığımız konulardan biri, Suriye’de DEAŞ’la mücadelenin, DEAŞ’a yönelik mücadelenin kesintisiz bir şekilde sürmesi gerektiğidir.

DEAŞ denilen bu katliam örgütünün hiçbir şekilde kendisine alan bulmaması esastır.

Aynı şekilde, hangi adı kullanırsa kullansın, hangi harfleri kullanırsa kullansın hiçbir terör örgütünün burada var olmaması gerektiğini net bir biçimde ifade ediyoruz ve bu konuda uzun süredir uyarılarımızı açık şekilde yapıyoruz.

Bu çerçevede iki hususta net cümleler kurduk ve izahını da yaptık.

Birincisi, terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreci kapsamında PKK’nın tüm şube, uzantı ve illegal yapılanmalarıyla kendisini feshetmesi ve silah bırakması gerektiğini, buna Suriye, Irak, İran yapılanmaları ile Avrupa’daki illegal yapılanmaların da dâhil olduğunu açıkça ifade ettik.

Bunun devamı olarak, bu sürecin farklı yöntemlerle ilerleyebileceğini, Irak’taki yöntemin farklı, Suriye’deki yöntemin farklı olabileceğini dile getirdik.

Suriye açısından bizim önemsediğimiz, hem kan dökülmemesi, hem Suriye’deki Kürt kardeşlerimizin haklarının garanti altına alınması ve terörün vesayetinden kurtulması, hem de Suriye’nin birlik ve bütünlüğüne zarar veren terör ve asimetrik silahlı grupların ortadan kalkması, ancak bunun Suriye’nin bir parçası olarak gerçekleşmesidir.

Bu bakımdan 10 Mart Mutabakatı’nın önemini özellikle vurguladık.* 10 Mart Mutabakatı esasında son derece sade bir yöntemi içeriyordu.

SDG’nin, içindeki Suriyeli olmayan PKK unsurlarından arındığı ve terör faaliyetlerinden vazgeçtiği takdirde, SDG unsurlarının bireysel olarak Suriye ordusunun bir parçası hâline gelmesi ve tek Suriye ilkesi çerçevesinde bu entegrasyona yönelmesi durumunda, tüm bu sürecin çatışmasız şekilde çözülebileceği öngörülüyordu.

Günün sonunda havalimanlarının, gümrük kapılarının ve enerji bölgelerinin Suriye devletine devri de Suriye’nin kuzeyinde bir terör devletçiği kurmak isteyenlerin bu yanlış yaklaşımdan vazgeçtiğinin somut göstergesi olacaktı.

Bu konuda da sürekli olarak şunu ifade ettik: Tek Suriye, tek ordu ilkesine aykırı bir tutum almanın hem Türkiye açısından bir millî güvenlik sorunu ve tehdidi olduğu, hem de Suriye açısından bir millî güvenlik sorunu ve tehdidi teşkil ettiği noktasında Türkiye ile Suriye’nin ortak düşündüğünü vurguladık.

Ayrıca önemsediğimiz bir diğer husus, Esad rejimi döneminde kimlikleri ve varlıkları yok sayılmış Kürt, Türkmen ve diğer unsurların kimlik ve kültürlerinin garanti altına alınmasıdır.* Bu çerçevede daha önce de ifade ettiğim gibi, Sayın Cumhurbaşkanımız, Esad henüz katliamlara başlamadan önce rejimle yapılan görüşmelerde, başbakan olduğu dönemde, Suriye’deki Kürtlere kimlik haklarının verilmesini, insan hakları konusunda eksiklik bırakılmamasını ve vatandaşlık haklarından eşit şekilde yararlanmalarını özellikle vurgulamıştır.

Bizler bu toplantılarda Sayın Cumhurbaşkanımızın bu hususları Esad’a ve heyetine defalarca bizzat söylediğine tanıklık ettik, hatta o dönemde bugün bu konularda çok konuşan ve yanlış değerlendirmeler yapan bazı siyasi partilerin gündeminde Suriye Kürtleri meselesi dahi bulunmuyordu.* Suriye’deki devrimden sonra da bu hassasiyetlerimizi sürdürdük ve burada tek bir Suriye’nin, tek bir Suriye iradesinin ortaya çıkması, Türkmen, Kürt ve Arap kardeşlerimizin ortak bir irade ile kendi ülkelerine ve devletlerine eşit özne olarak katılmalarının sağlanması gerektiğini ifade ettik.

Hatta biliyorsunuz, geçenlerde sizlerden biri bana SDG’nin Türkiye’yi ziyaret etmesi gerektiğine dair bazı siyasetçilerin açıklamalarıyla ilgili değerlendirmemi sormuştu.

O zaman da şunu söylemiştim: Bahsettiğimiz şekilde Suriyeli olmayan PKK unsurlarından arınırlar, terörist faaliyetlerden vazgeçerler ve Suriye ordusuna entegre olurlar, daha sonra siyasi parti olarak yollarına devam eder, mecliste ve hükümette yerlerini alırlarsa, elbette Türkiye’yi ziyaret etmelerinde bu açıdan bir mahsur olmaz.

Biz bölgedeki bütün partilerle görüşüyoruz ama bunu meşru zeminde yapıyoruz diye açık ve net bir şekilde ifade etmiştim.* Bütün bu çerçeveye baktığımızda, Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Şara tarafından yayımlanan ve Suriye’deki Kürt kardeşlerimizin haklarını, kimliklerini garanti altına alan kararnamenin son derece sevindirici olduğunu belirtmek isterim.

Kararname tam olarak okunduğunda, Suriye Kürtlerinin Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğu, dillerinin ve kültürlerinin güvence altına alındığı açıkça görülmektedir.

Bazıları bu kararnameyi küçümsemeye çalışsa da unutulmamalıdır ki Esad rejiminin özellikle inkâr ve yok sayma politikaları dikkate alındığında, Kürt kardeşlerimizin orada nüfus cüzdanı dahi yoktu.

Bugün bunun devlet düzeyinde bir kararnameyle garanti altına alınması ortaya konan irade beyanı açısından hem sevindirici hem de son derece önemlidir.* İkinci olarak, Orta Doğu’da kimlik, etnik ve mezhep kavgalarının ne kadar acı sonuçlar doğurduğu ortadadır ve belki de son 100 yıl içinde ilk defa çoğulculuğu benimseyen böyle bir kararname ortaya çıkmıştır.

Orta Doğu’daki devletlere bakıldığında, resmen o ülkede çoğulculuğun benimsendiğini ifade eden bir hukuki zemin oluşmuştur.

Elbette önemli olan eylemlerdir ancak sonuçta Kürt kardeşlerimiz için hukuki bir zemin ortaya çıkmıştır ve bunun takibi gerekmektedir.

Bu konudaki hassasiyetlerimizi Suriye yönetimiyle paylaşıyoruz, Sayın Şara ve yönetimi de tek Suriye ilkesi etrafında bu konularda son derece hassas olduklarını ifade etmektedir.

Tüm bu çerçevede, ne yazık ki 10 Mart Mutabakatı’na SDG tarafından uyulmadığı için herkesin bildiği askeri operasyonlar başlamış, 18 Ocak mutabakatıyla ise bir noktaya varılmıştır.

Bugün itibarıyla bir kez daha görülmüştür ki Suriye’de terör örgütleri ortadan kalktığında ve terör örgütlerine alan açan unsurlar bertaraf edildiğinde en çok kazananlar Suriye Kürtleri, Türkmenleri, Arapları ve diğer tüm gruplar olmaktadır.

Dolayısıyla Suriye’de ortaya çıkan son tabloyu bütün Kürtlerin, bütün Türkmenlerin ve bütün Arapların kazanımı olarak görmek gerekir.

Eğer birileri herhangi bir yerde bir terör örgütünün kazanımını bir etnik grubun kazanımı olarak sunuyorsa, burada son derece hastalıklı bir zihniyetin işlediğini söylemek gerekir.

Birilerinin çıkıp SDG’nin Kürtleri temsil ettiği gibi hastalıklı bir cümle kurması ile bir başkasının DEAŞ’In Arapları temsil ettiği gibi hastalıklı bir cümle kurması arasında hiçbir fark yoktur; bu sebeple terör örgütleri konusunda ilkesel bir tutum ortaya koymak şarttır ve gerçek kazanım, Suriye’de Kürt kardeşlerimizin, Türkmenlerin ve Arapların bu terör örgütlerinden kurtulmasıdır.* Açıkça beyan edilecek politik süreçlerin ve siyasal katılım mekanizmalarının hukuk temelinde sağlıklı işlemesine yönelik gayretlerin ortaya konulması, aynı zamanda kurumsal kapasitenin açık biçimde inşa edilmesi anlamına gelmektedir.

Dolayısıyla SDG’nin ya da DEAŞ’in kaybını Kürtlerin veya Arapların kaybı gibi kodlayanların, gerçekte Kürt ya da Arap diye bir derdi olmadığı, sahadaki gelişmeler ve 10, 20, 30 yıllık tarihsel perspektiften bakıldığında çok net biçimde görülmektedir.

Günün sonunda esas kazanımın, birincisi Suriye devleti tarafından Kürt kardeşlerimizin haklarını ve kimliklerini garanti altına alan kararnamenin yayımlanmış olmasıdır.

İlgili Sitenin Haberleri