Haber Detayı
Un, su, sabır ve bir hayal
Bazı mekânlar kahve satar, bazıları ekmek… Molen ise bir hikâye anlatmayı hedefliyor. Nişantaşı’ndaki bu yeni nesil fırın–kafe, ekşi mayanın yavaşlığıyla, emeğin değeriyle ve aile sıcaklığıyla kurulan bir hayat fikrini sofraya taşımayı amaçlıyor.
Nişantaşı’nın en sakin sokaklarından birinde sabahın ilk kokusu kahve değil; ekmek; mekânın adı Molen.
Yeni nesil “fırın–kafe” olarak konumlanan Molen, iyi, temiz ve adil gıda fikriyle hayata geçirilmiş.
Mekân, şehir temposunun ortasında bir yavaşlama alanı sunuyor.
Sabah ekmekle başlayan gün, öğlen sade tostlar, focaccialar, salatalarla devam ediyor.
Menü kısa ama güçlü; iddia gösterişte değil, sadelikte.
Bir hayalin mayası Molen’in hikâyesi, pandemi günlerinde ev mutfağında tutulan bir ekşi mayayla başlıyor.
Kurucuları Sajad Huseyininajad ve Elahe Yademellatian, İran asıllı iki turizmci.
İstanbul’da yolları kesişmiş, meslektaş olmuş, dostluk evliliğe; evlilik ise bir hayale dönüşmüş.
Sajad, çocukluğunu şöyle anlatıyor: “Beş kardeştik, kalabalık bir ev.
Annem bana hamur tutmayı öğretti.
Bizde mutfak, paylaşım demektir.” Pandemi sırasında evde yapılan ekmekler, zamanla bir fikir oluşturmuş.
Sajad, MSA’da aldığı fırıncılık eğitiminin ardından, yıllardır aklında olan hayali Elahe’yle birlikte gerçekleştirmiş.
Aynı dönemde bir de kızları dünyaya gelmiş: Derya.
Bu yüzden Molen, yalnızca bir fırın değil; bir doğum, bir başlangıç, bir aile hikâyesi.
Sajad Huseyininajad ve Elahe Yademellatian Değirmen nerede dönüyorsa Molen, Felemenkçe “değirmen” demek.
Unun öğütüldüğü, emeğin başladığı yer… Logodaki minik değirmen, bu felsefenin simgesi.
Gösterişsiz ama anlamlı.
Sajad’ın cümlesi net: “Bütün ekmeklerimiz yüzde yüz ekşi mayalı.
Katkı maddesi kullanmıyoruz.
Türkiye’nin farklı bölgelerinden özel buğdaylar getiriyoruz.
Maliyete değil, ürüne bakıyoruz.” Menüde coğrafya var Molen’de her tabakta bir hikâye gizli.
Kastamonu’dan siyez unu, Ayvalık’tan zeytinyağı… Malzeme yerel, reçete temiz.
Çılbırdan sıcak kahvaltı tabaklarına, focaccialardan sade sandviçlere, kruvasanlara kadar uzanan menü, “her şeyi yapalım” iddiasında değil.
Hamburger yok.
Çünkü burası hamburgerci değil; ekmeğin peşinde.
Sade tasarım Mekânın tasarımında Elahe Yademellatian’ın sanat eğitiminin izleri hissediliyor.
Ahşap dokular, yumuşak ışıklar, doğal tonlar… “Misafirler ‘mekân nefes alıyor’ diyor,” diyor Elahe.
Bu cümle, Molen’in atmosferini özetliyor.
Mahallenin fırını olmak Neden Nişantaşı? “Burası bizim mahallemiz,” diyorlar. 15 yıldır aynı semtte yaşayan bir çift için bu fırın, yalnızca bir işletme değil; günlük hayatın parçası.
Arka bahçe, şehrin ortasında küçük bir mola alanı.
Molen’in hedefi zincir olmak değil. “Ruhu koruyabildiğimiz kadar büyürüz,” diyor Sajad. “Ruh kaybolursa, ekmek de değişir.” İstanbul restoranlarda Bugün İstanbul’daki pek çok butik restoran ve seçili otel, ekmeğini Molen’den alıyormuş. “Biz restoranlara sadece ekmek göndermiyoruz,” diyor Sajad, “aynı bakış açısını paylaştığımız insanlarla ortak bir değer üretiyoruz.” Her işbirliği öncesi; şefin mutfağı, menünün dili, malzemenin kaynağı konuşuluyor.
Çünkü Molen’e göre ekmek, tabağın kenarında duran bir eşlikçi değil; anlatının kendisi.
Un, su ve sabır Elahe şöyle diyor: “Her sabah fırından çıkan ekmeğe bakıyorum ve diyorum ki: Hayaller bazen un, su ve sabırla gerçek oluyor.”