Haber Detayı

Kırmızı Kedi Yayınevi'nde Çin günü... Yazarlardan Türkiye mesajı... En büyük gizem orada saklı
Kamil erdoğdu odatv.com
24/01/2026 16:15 (1 saat önce)

Kırmızı Kedi Yayınevi'nde Çin günü... Yazarlardan Türkiye mesajı... En büyük gizem orada saklı

Kamil Erdoğdu yazdı...

Çin Yazarlar Birliği üyesi yazarlar, Kırmızı Kedi Pera Kitabevi’nde düzenlenen “Çağdaş Çin Edebiyatı Buluşması” başlıklı 2026 Çin Edebiyatı Okurlar Kulübü Etkinliği’nde Türk okurlarla bir araya geldi.Kırmızı Kedi Yayınevi Genel Yayın Yönetmeni Enis Batur’un yönettiği etkinliğe Çin Büyükelçiliği Müsteşarı Zhu Yue; Çin Yazarlar Birliği Sekreterlik Kadrosu Üyesi, yazar ve edebiyat eleştirmeni, Mao Dun ve Lu Xun Edebiyat Ödülleri jürilerinde görev alan Li Yiming; Lu Xun Edebiyat Ödülü sahipleri Ji Hongjian ve Shi Yifeng ile Çin Yazarlar Birliği Dış İlişkiler Birimi, Avrupa-Amerika Masası direktörü Jin Liuyue katıldı.“ASYA’NIN AĞIRLIĞI ARTIYOR”Enis Batur açılış konuşmasında Türkiye’nin uzun bir dönem kültür ve edebiyat alanında Batı hegemonyası yaşadığını işaret ederek artık “Asya’nın ağırlığının duyulmaya başlandığını” belirtti. “Asya bir kıta, Çin onun içinde bir kıta” diye konuşan Batur, Kırmızı Kedi Yayınevi’nin daha fazla Çin edebiyatı eserinin Türk okurlarla buluşmasına öncülük edeceğini söyledi.Çin Büyükelçiliği Müsteşarı Zhu Yue köklü tarihe sahip iki büyük medeniyet olan Çin ve Türkiye’nin insanlık uygarlığının gelişimine önemli katkılarda bulunduğunu vurgulayarak iki ülke arasındaki beşeri ve kültürel iletişimin giderek arttığını ifade etti.Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in 2023 yılında Küresel Medeniyet Girişimi’ni ortaya koyduğunu hatırlatarak Çin’in dünya medeniyetlerinin çeşitliliğine saygı gösterilmesini, medeniyetler arası diyalogun güçlendirilmesini ve kültürel refahın teşvik edilmesini savunduğunu belirtti.

Çinli diplomat “Edebiyat toplumu ve hayatı algılar ve ifade eder, aynı zamanda insanlar arasında duygu ve sıcaklık aktırır.

Edebi etkileşim iki ülke ve iki halk arasındaki dostane ilişkilerin önemli bir parçasıdır ve halklar arası gönül bağının güçlenmesinde benzersiz bir rol oynamaktadır” diye konuştu.“DERİNDEN GELEN MEDENİYET PINARLARI”Li Yiming de konuşmasında şu sözlere yer verdi:"Yeni bir yılın başladığı, umutların ve her şeyin tazelendiği bu güzel günlerde; Avrasya’yı birbirine bağlayan o eşsiz medeniyetler kavşağında, İstanbul’da bir araya gelmiş bulunuyoruz.

Bugün burada, hep birlikte edebi bir diyalogun kapılarını aralıyoruz.

Bu buluşmamız, geleceğe dair güzel beklentilerimizi taşıdığı gibi; Çin ve Türkiye kültürel etkileşiminin yeni yıldaki o canlı, o coşkulu başlangıcını da simgeliyor.

Çin ve Türkiye; her ikisi de köklü bir tarihe, göz alıcı bir kültüre sahip, medeniyet pınarları çok derinlerden gelen iki kadim ülkedir.Son yıllarda, her iki tarafın ortak çabalarıyla, Çin-Türk edebiyat değişimi ve karşılıklı çeviriler konusunda son derece verimli sonuçlar aldık.

Giderek daha fazla Çin edebiyatı eseri Türkçeye kazandırılırken, seçkin Türk eserleri de Çinli okurların dünyasına girmeyi sürdürüyor.

Bu noktada, aramızda bulunan Sayın Prof.

Giray Fidan gibi sessiz sedasız ama büyük bir sabırla, adeta iğneyle kuyu kazarak çalışan çevirmenlerimize ve akademisyenlerimize özel bir teşekkürü borç biliriz.

Dilin bir engel olmaktan çıkıp, hikayelerin ve fikirlerin dağları denizleri aşarak okura ulaşması, işte onların bu ustalığı ve tutkusu sayesindedir.DİPLOMATİK İLİŞKİLERİN 55’İNCİ YILDÖNÜMÜAynı şekilde, Çin edebiyatı eserlerini yayımlamaya ve iki ülke arasındaki edebi alışverişi güçlendirmeye kendini adamış olan Kırmızı Kedi Yayınevi gibi kültür ve yayın kuruluşlarına da şükranlarımızı sunuyoruz.Özellikle belirtmek isterim ki; 2021 yılından bu yana Kırmızı Kedi Yayınevi’nin düzenli olarak ev sahipliği yaptığı 'Çin Edebiyatı Okurları Kulübü' etkinlikleri, Türk okurların Çin edebiyatını anlamasına çok önemli katkılar sağladı.

Kendilerine huzurlarınızda en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Bu yıl, Çin ile Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 55. yıldönümünü kutluyoruz.

İnanıyorum ki bu tarih, sadece ikili ilişkilerimizde önemli bir kilometre taşı olmakla kalmayacak, aynı zamanda kültürel iş birliğimizi derinleştirmek adına da yeni bir başlangıç noktası olacaktır"“DEĞİŞİM EDEBİYATIN MADENİ OLDU”Yazar Ji Hongjian "Ulusal Anlatı Üzerinden Çin’in Dönüşümünü Yazmak" başlıklı konuşmasında şunları belirtti:"Özellikle içinde bulunduğumuz bu yeni dönemde, Çin toplumu tarihi bir değişim geçirdi.

Bu büyük dönüşüm, bugünün Çinli yazarları için adeta tükenmez bir edebiyat madeni haline geldi.Hayat, edebiyatın yegâne kaynağıdır.

Çinli yazarlar; hayatın bizzat içine karışarak, olayları estetik bir süzgeçten geçiriyor; ülkenin kalkınması, ulusun yeniden doğuşu ve insanlığın ortak kaderi gibi derin meseleleri keşfediyorlar.

Amaçları, Çin’in hikâyesini en iyi şekilde anlatmak ve dünyaya duyurmak.Bir yazar olarak hayatın derinliklerine indiğimde, kendimi daima bir ilkokul öğrencisi gibi görürüm; sadece ciddiyetle dinler ve not alırım.

Yazarken ise odağıma her zaman sıradan insanları, yani halkı alırım.

Olaylara onların gözünden bakar, onların kalp atışlarını duyurmaya çalışırım.ÇAĞIN NEFESİNİ ALIP VERMEKŞuna hep inandım: Bir yazar samimiyetle eğilmeli, tabana inmeli, halkla iç içe olmalı ve onların iç dünyasını gerçekten anlamaya çalışmalı.

Ancak böylelikle çağa yakın, hayata yakın ve insana yakın eserler üretilebilir; ancak bu sayede çağla aynı nefesi alıp veren bir edebiyat ortaya konabilir.Uzun soluklu belgesel eserim 'Kırsalın Gerçeği'ni kaleme alabilmek için; 3 yıl boyunca yollara düştüm; 14 eyaleti, 39 ilçeyi ve toplamda 202 köyü adım adım dolaştım.Amacım; Çin halkının kırsalın çehresini değiştirme konusundaki o destansı çabasını ve yaşanan büyük dönüşümü canlı bir tablo gibi gözler önüne sermek ve 'Çin Ruhu'nu çok boyutlu olarak anlatmaktı.

Bu kitapta; sıradan vatandaşların ve yoksullukla mücadele görevlilerinin, yokluğa ve zorluklara karşı verdiği o inatçı savaşı kayda geçirdim.İki bin yıl önceki kadim İpek Yolu ve bugünkü Kuşak ve Yol Girişimi; Çin ve Türkiye’yi birbirine sımsıkı bağlamıştır.

Ancak bu İpek Yolu’ndan akan şey sadece ticaret değildir; aynı zamanda kültürlerin ve medeniyetlerin kaynaşmasıdır.

Edebiyat, bu kaynaşmanın en önemli taşıyıcısıdır."GÜNDELİK HAYATIN GİZEMİYazar Shi Yifeng “Gündelik Hayatın Gizemi” başlıklı konuşmasında şunları belirtti:“Avrupa’nın neredeyse tüm şehirleriyle kıyasladığımızda, İstanbul Çin’e çok daha yakın.

Sadece coğrafi olarak değil, buranın içecek kültürü de Çin’e bir o kadar yakın; zira burada herkes çay içiyor.

İnsan gurbette, dışarıda uzun süre kaldığında; midesi ruhundan daha önce sıla hasreti çekmeye başlar.

İşte İstanbul, bir Çinlinin çaya duyduğu o derin susuzluğu dindiriyor.Sıradan bir Çinli için Türkiye denilince akılda kalan çok güçlü bir imge daha vardır: Türk Döneri.

Hafızam beni yanıltmıyorsa, bu yeme biçimi daha 1990’lı yıllardan itibaren Pekin sokaklarında görülüyor.

Sözü edebiyat ile gündelik hayat arasındaki ilişkiye getirmek istiyorum.Gündelik hayat dediğimiz şey; yeme, içme, barınma ve bir yerden bir yere gitmekten ibaret gibi görünse de; biz insanlar, medeniyet tarihimiz boyunca bitmek bilmez bir merakla onu inceledik, keşfetmeye ve tanımaya çalıştık.On binlerce yıldır araştırıyoruz, yine de 'hayatımızı gerçekten çözdük, anladık' demeye cesaret edemiyoruz.

Başımızın üzerindeki yıldızlı gök, ayağımızın altındaki toprak ve Türkiye’nin iki kıtayı birbirine bağlayan o eşsiz boğazının açıldığı denizler, Bunların hepsi çözülmemiş sayısız gizemle dolu.

Fakat asıl muamma yanı başımızdadır; kendi yemek masamızda, bir komşunun sohbetinde ya da yıllardır görmediğimiz bir dostun hatırasında saklı olan sırlar; yıldızlardan, topraktan ve denizlerden çok daha fazladır.Üstelik hayatın içindeki bu sırlar bize öylesine yakındır, ki belki de doğrudan kendimizle, kendi benliğimizle ilgilidir.

Bir bakıma, her roman yazma süreci, aslında bu bilmeceleri keşfetme ve onları açıklama çabasıdır.“SIRADAN ŞEYLER EN GİZEMLİ OLANLARDIR”Cevapsızlıktan korkmamalıyız, asıl sorusuz kalmaktan korkmalıyız.

Çünkü cevap yoksa, peşine düşebilir, arayabiliriz.

Ama ortada bir soru yoksa, bu hayata duyduğumuz ilgiyi kaybettiğimiz anlamına gelir.

İşin en büyüleyici tarafı ise, bu bilmecelerin sınır tanımaması, birbirine bağlı olmasıdır.Öyle ki, bir Çinlinin hayata dair sorduğu bir soru, pekâlâ bir Türkün de merakını uyandırabilir.

Aynı şekilde, bir Türkün bir muammaya bulduğu cevap, bir Çinlinin zihnindeki kafa karışıklığını giderebilir.

İnsanlık olarak bizler, hayatın içindeki bu bilmeceleri hep birlikte çözmeye çalışıyoruz.Türümüzün binlerce yıldır süren savaşlara ve siyasi anlaşmazlıklara rağmen; sıradan insanların birbirini hâlâ 'kendi türünden' görmesinin, hatta aile olabilmesinin nedeni belki de budur.

İnsanlık var olduğundan beri 'İnsan nedir?' sorusunun cevabını arıyor.

Kim bilir, belki de insan kısaca; 'birlikte bilmece çözebilen' bir canlıdır.Ben Çin’in en büyük şehirlerinden birinde, Pekin’de yaşıyorum.

Kaleme aldığım romanların birçoğu, bu şehirdeki sıradan insanların hayata dair kafa karışıklıklarını ve aradıkları cevapları anlatır.

Unutmayalım ki; en sıradan şeyler aslında en gizemli olanlardır; en mütevazı şeyler, en yüce anlamları taşır.

İnanıyorum ki, sıradan bir Türk de tıpkı sıradan bir Çinli gibi gündelik hayata büyük bir tutkuyla bağlı ve yine inanıyorum ki, birbirimizle iş birliği yaparak, el ele vererek hayatlarımızı çok daha iyi bir hale getirebiliriz"Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri