Haber Detayı

UMUT o duvar yıkılıncaya kadar devam edecek
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
24/01/2026 04:00 (3 saat önce)

UMUT o duvar yıkılıncaya kadar devam edecek

Türkiye’nin yakın dönem siyasi tarihinin en kritik kırılma noktalarından biri, 24 Ocak 1993’te gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun Ankara’da evinin önünde hunharca ve kalleşçe öldürülmesiydi.

Türkiye’nin yakın dönem siyasi tarihinin en kritik kırılma noktalarından biri, 24 Ocak 1993’te gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun Ankara’da evinin önünde hunharca ve kalleşçe öldürülmesiydi.

Bu suikast, yalnızca bir gazetecinin yaşamına kasteden bir suikast değil, aynı zamanda devlet-toplum ilişkilerinde güven krizini derinleştiren bir dönüm noktasıydı.

Çünkü aradan geçen 33 yıla rağmen davanın seyri, hukuksal ve siyasal açıdan çözülemeyen bir “faili meçhul” uygulamasının yaşanmasına neden oldu.

Hem de ihmallerle, çelişkilerle, nedense bulunmayan sanıklarla ve hâlâ yanıtlanmamış sorularla...

Faili meçhul cinayetler, modern hukuk sistemlerinde devletin temel yükümlülüklerinden biri olan yaşam hakkının korunamaması ve faillerin cezalandırılamamasıyla doğrudan ilişkilidir.

Mumcu’yla birlikte Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı gibi aydınlara yönelik 1990’larda işlenen siyasi suikastların sistematik saldırılar olduğu, aradan zaman geçtikçe daha net olarak gözler önüne seriliyor.

Çünkü bu suikastların, siyasi ve toplumsal yaşam biçimini değiştirmeyi hedefleyen cinayetler olduğu ortaya çıkmıştı.

Bu bağlamda, 22 faili meçhul cinayeti kapsayan UMUT davasında faili meçhul kavramı yalnızca adli bir eksiklik değil, aynı zamanda siyasal bir olgu olduğunun kanıtıdır da.

Suikasttan yedi yıl sonra başlayan UMUT (Uğur Mumcu Uzun Takip) adı verilen soruşturmayı ta başında yakından takip eden bir gazeteci olarak suikastın asıl faillerinin, bir ara açıklandığı gibi Hamit Özçelik ile Yusuf Karakuş adındaki sanıkların olmadığını yaptığım haberlerden kamuoyu ilk kez öğrenmişti.

O dönem soruşturmayı yürüten Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Hamza Keleş; davanın en kritik ve düğümü çözecek isimlerinden biri olarak nitelediği “TevhidSelam/Kudüs ordusu” yasadışı örgüt üyesi Oğuz Demir’in Mumcu’nun aracına bombayı yerleştirdiğini, Ferhan Özmen’in bomba düzeneğini gerçekleştirdiği ve Necdet Yüksel’in de gözcülük yaptığını kayıtlara geçirmişti.

Oğuz Demir, 2000 yılında Sincan’da polislerin elinden kaçtı, bir daha bulunamadı.

Hakkında kırmızı bülten çıkarılmasına rağmen yıllardır izine rastlanmadı.

Oysa Demir’in defalarca İran’da, Çeçenistan’da, Kuzey Avrupa ülkelerinde görüldüğü dillendirildi ve hatta ailesini de yurtdışına çıkardığının resmi makamlarca bilindiği iddia edildi.

Buna rağmen dosyası ana dosyadan ayrılan Demir davanın en karanlık ismi olarak halen karşımızda duruyor. 9 Şubat 2026 tarihinde Ankara 5.

Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılacak olan 14. duruşmasında Demir’le ilgili nasıl bir gelişme yaşanacak merakla bekleniyor.

Mahkeme heyeti, bir önceki duruşmada sanık Oğuz Demir ve ailesinin bulunduğu yerin araştırılması için Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Milli İstihbarat Başkanlığı ile Dışişleri Bakanlığı ve bakanlığa bağlı konsolosluklar ile elçiliklere müzekkere yazılmasına karar vermişti.

Bu müzekkere kararı da Mumcu ailesinin avukatı Yalçın Akbal’ın mahkemeye “1991-1999 tarihleri arası Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı cinayeti dahil 11 olaya doğrudan katılan Oğuz Demir’in bu kadar rahat cinayetler işlemesine rağmen hakkında bilgi sahibi olunamaması tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır” yönündeki ifadelerin bulunduğu dilekçe sonrasında alındı.

Davada ikinci kritik karar da yine aradan uzun zaman geçtikten sonra verildi.

Bu karar da yine avukat Akbal’ın mahkemeden dilekçeyle dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın dinlenmesi talebinden sonra geldi.

Bu isteme neden Ağar’ın suikasttan sonra Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’ya kendisine “Bir tuğla çekersek duvar yıkılır” demesiydi.

Devlet yapısı içinde yuvalanmış karanlık odakların varlığına dair bir ipucu olarak kabullenilen bu sözü Ağar, geçen duruşmada reddetti.

SEGBİS aracılığıyla tanık olarak dinlendiğinde, “Ben neden korkayım?

Duvar da çekerim tuğla da” diyerek kendini savundu.

Ancak yıllar sonra mahkeme huzurunda gelen bu reddetme, kamuoyunu ikna edecek unsurları taşımaktan çok uzak olarak yorumlandı.

Özce, bugün hâlâ sorulması gereken sorular var: Oğuz Demir gerçekte kimdi ve nerede?

Bir tuğla çekilseydi duvar yıkılır mıydı?

Mumcu cinayetinin arkasında karanlık odaklar var mı, varsa kimler?

Bu sorular, kanıtlarıyla yanıtlanana dek sorulmaya devam edilecek.

Devam etmelidir de...

Çünkü aydınlık ve demokratik bir ülke için bu soruların yanıtlarına ihtiyaç var.

Yanıtlar verilmezse bu faili meçhullerin vebaliyle örülen o duvarın altında ezilmekten kimse kurtulamaz ama hiç kimse.

UMUT bu, bir gün mutlaka...

İlgili Sitenin Haberleri