Haber Detayı
Aydınlanma yolunda öldü, aynı yolda şehit olan Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Onat Kutlar, Ahmet Taner Kışlalı ve niceleri unutulmamalıdır: Kalpaksız Kuvayı Milliyeci Mumcu
Uğur Mumcu, gazetecilik kariyerinin en üst düzeyindeyken 24 Ocak 1993 tarihinde, kahpece hazırlanmış bir düzenekle arabası havaya uçurularak öldürüldü.
Uğur Mumcu , gazetecilik kariyerinin en üst düzeyindeyken 24 Ocak 1993 tarihinde, kahpece hazırlanmış bir düzenekle arabası havaya uçurularak öldürüldü.
Henüz 50’li yaşlarda, en verimli çağındaydı.
Uğur’u kaybedişimizin üzerinden tam 33 yıl geçmiş.
Uğur’un yazdıkları teker teker yaşandı.
Terör, Türkiye’de tavan yaptı.
Ölmeden bir yıl önce, 1992’de Berlin’de yaptığı konuşmada şunları söylemiş: “Terör, bir insanlık suçudur, bu terör kim tarafından yapılırsa yapılsın, devlet tarafından da yapılırsa yapılsın, PKK gibi, DevSol gibi ya da ülkücü gruplar gibi ya da İslamcı terör grupları gibi.
Terörün bir tanesinden yana olmak ya da bir tanesine hoşgörüyle bakmak ya da bu olayları suskunlukla geçirmek, bir insanlık suçudur.” (Berlin konuşması, 1992) Öldürülmesinden 11 gün önce Harp Akademileri konferans salonunda yaptığı konuşmasında şöyle demişti: “Silahlı sağ eylemciler de silahlı sol eylemciler de PKK örgütü de uyuşturucu madde satmakta, buna karşılık silah sağlamaktadır ve bu çokuluslu siyasette, birtakım ülkelerin sınırlarından silahlar vızır vızır geçerek Türkiye’ye sokulmaktadır. 12 Eylül öncesi ülkeye 822 bin silah, milyonlarca mermi sokulduğu anlaşıldı.” (Harp Akademileri konferansı konuşması-13 Ocak 1993) KÜRT SORUNU Uğur bir yazısında Kürt sorununu şöyle tanımlamıştır: “Emperyalizmin Kürt siyaseti çok tehlikeli bir oyundur.
Kürt sorununda bütün yollar Roma’ya değil, bütün yollar Kerkük’e; Ankara’ya değil, bütün yollar Washington’a, Paris’e, Berlin’e çıkıyor.” Her zaman olduğu gibi Uğur Mumcu yine haklı çıktı.
Bu gerçek, hafta başında Suriye’de bir kez daha görüldü.
ABD kendi çıkarlarına göre hareket etti ve ana omurgasını terör örgütü PKK’nin Suriye kolu YPG’nin oluşturduğu SDG’ye “Dur” dedi.
Uğur Mumcu yazılarında ılımlı İslam politikalarının sonuçlarını bir bir ortaya koydu, ülkemizdeki tarikat-siyaset-ticaret üçgeni üzerinde durdu, bu konuyu aynı zamanda kitaplaştırdı.
Bu konuda da yazdıkları gerçekliğini ve güncelliğini koruyor.
AYDINLANMA YOLUNDA Uğur Mumcu Aydınlanma yolunda öldü.
O şehit gazetecidir.
Aynı yolda şehit olan Turan Dursun, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Cavit Orhan Tütengil, Onat Kutlar, Ahmet Taner Kışlalı ve Necip Hablemitoğlu da unutulmamalıdır.
Bunların hepsi ADD üyesiydi, çoğunluğu Cumhuriyet yazarıydı.
Kuşkusuz bu bir rastlantı değildir.
Uğur Mumcu soyguncuların, hırsızların, kaçakçıların, Atatürk düşmanlarının maskesini indirmiştir.
Türkiye’de araştırmacı gazeteciliğin simgesidir.
Uğur, tükenmek bilmez çalışma azmi ve enerjisine sahipti.
Sevgili Uğur, senin yaptığın siyaset-tarikat-ticaret üçgeni şimdi tam anlamıyla yürürlükte.
Tarikatlar Meclis’in içinde.
Tarikatlar hükümetin içinde.
Tarikatlar İzmir gibi Atatürkçü bir kentte toplu tövbe ayinleri yapıyor.
İzmir’de güvenlik güçleri toplu tövbe ayinine izin veriyor.
Uğur Mumcu, ılımlı İslam politikası sonucunda imam hatip liselerinin ileride bir referans noktası olacağını belirtiyor. 11 Haziran 1987 tarihli yazısında imam hatip mezunlarının yargıç, savcı, kaymakam, vali ve bakan olacağını belirtiyordu.
Bunun açıkça bir “kadrolaşma hareketi” olduğunu belirtiyor ve adeta bugünlerin portresini çiziyordu.
Uğur Mumcu “Sesleniş” yazısında şöyle diyordu: “Ben Atatürkçüyüm, Ben, cumhuriyetçiyim, Ben laikim, Ben antiemperyalistim, Ben tam bağımsız Türkiye’den yanayım, Ben insan hakları savunucuyum, Ben terörün karşısındayım; Ben yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım.
Öyleyse vurun, parçalayın!
Her parçamdan benim gibiler, Beni aşacaklar doğacaktır.” Değerli dostum Uğur, bugün tüm Türkiye’de ulusalcı, Atatürkçü, Aydınlanmacı gençlerin bir yükselişi var.
Kuvayı Milliyeci bir yükseliş var.
Çoban ateşleri Anadolu’nun her yanında öbek öbek yanıyor.
Sevgili Uğur, gazeten Cumhuriyet, Atatürk’ün yolunda, ilkelerinden ödün vermeden görevini yürütüyor.
Sen ölmedin çünkü yazdıklarını, görüşlerini gazeten Cumhuriyet aynen sürdürüyor.