Haber Detayı

İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
21/01/2026 04:00 (3 saat önce)

İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Ancak bugüne kadar Atatürk rolüne soyunan liderlerin hemen hiçbiri kendi ülkesinin Atatürk’ü olmayı başaramadığı gibi Rıza Pehlevi de bunu başaramadı.

Geçen hafta bu sayfada “İslam Dünyanın Derin Uykusu ve Atatürk” başlıklı yazımda, Kemalist Devrim’in ezilen, sömürülen, geri kalmış dünyayı derinden etkilediğini, ancak İslam dünyasında Atatürk rolüne soyunan liderlerin, ülkelerinin Atatürk’ü olmayı başaramadığını anlatmıştım.

Bu hafta da bu konuyu İran özelinde, Rıza Pehlevi ekseninde inceleyeceğim.

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK-İRAN İLİŞKİLERİ Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye ile İran arasında iyi ilişkiler kurulmaya başlanmakla birlikte 1930’lara kadar Türkiye-İran ilişkileri fazla gelişmedi.

Yüzyıllarca devam eden Şii ve Sünni çatışması, İttihat ve Terakki’nin izlediği Pantürkizm politikası, I.

Dünya Savaşı sonunda İran’ın Türkiye’nin doğusundaki bazı bölgeleri istemesi, Kürt Aşiret Reisi Simko’nun İran’daki ayaklanması, dört beş yıl Türkiye’yi uğraştıran Ağrı İsyanları ve bitmeyen sınır sorunları ile İranlı muhafazakârların cumhuriyete karşı olması gibi nedenlerle, Türk-İran ilişkileri çok fazla gelişmedi. 22 Nisan 1926’da Türkiye ve İran arasında Dostluk ve Güvenlik Antlaşmas ı imzalandı.

Türkiye ve İran bu antlaşmaya ek olarak 15 Haziran 1928’de bir protokol imzaladılar.

Ancak buna rağmen 1926, 1927 ve 1930 Ağrı İsyanları Türk-İran ilişkilerinde ciddi bir gerginlik yarattı.

Ağrı İsyanlarının ardından Türkiye ve İran arasında 23 Ocak 1932’de “Sınır Hattının Tayinine Dair Antlaşma” ve iki ülkenin problemlerinin çözümüne dair “Uzlaşma, Adli Tesviye ve Hakem Muahedenamesi” imzalandı.

İki ülke arasında 5 Kasım 1932’de de Ankara’da, “Türkiye ve İran Arasında Dostluk Muahedenamesi” ve “Güvenlik, Tarafsızlık ve Ekonomi İşbirliği Antlaşması” imzalandı. 2 Ekim 1935’te Cenevre’de, Türkiye, Irak ve İran arasında bir saldırmazlık antlaşması yapıldı. 8 Temmuz 1937’de Türkiye, Irak, İran ve Afganistan arasında Sadabat Paktı imzalandı.

RIZA PEHLEVİ ATATÜRK’TEN ETKİLENDİ Türkiye’nin, Atatürk’ün önderliğinde emperyalizme karşı elde ettiği zafer ve ardından Atatürk’ün Türkiye’de yaptığı köklü devrimler İran’da Rıza Han tarafından takip edilerek örnek alınmaktaydı.

General Rıza Han, bir darbe sonunda 1925 yılında Şah Ahmet’i tahtan indirip Kaçar hanedanının iktidarına son verdi.

Atatürk’ün Türkiye’de yapmaya başladığı devrimlerden etkilenen Rıza Han, İran’ı ulus devlet haline getirmek için kolları sıvadı.

Orduyu modernleştirdi, ekonomik bağımsızlığı sağlamaya çalıştı ve eğitimden hukuka çeşitli alanlarda çağdaş düzenlemeler yaptı. 29 Ekim 1923’te Türkiye’de cumhuriyetin ilan edilmesi, İran’da Rıza Han’ı ve modernleşme yanlılarını çok heyecanlandırdı.

Ancak İran mollaları cumhuriyeti “din karşıtı” bir yönetim olarak görüyordu.

Sadece muhafazakârlar değil, İngiltere de İran’da cumhuriyetin ilan edilmesine karşı çıkıyordu.

Türkiye 1925’te İran’ın Tahran Büyükelçiliğine Memduh Şevket Esendal’ı atadı.

Türkiye, İran’ın cumhuriyete geçmesini istiyordu.

Atatürk, Memduh Şevket Esendal aracılığıyla Rıza Han’a cumhuriyeti ilan etmesini önerdi.

Ancak Rıza Han, Memduh Şevket Esendal’la görüşmesinde, İngilizlerin İran’da cumhuriyet ilan edilmesine karşı çıktıklarını ve bu nedenle kendileri aleyhinde propagandaya başladıklarını, ayrıca ülke içindeki dini grupların da cumhuriyete karşı olduklarını belirtecekti. (L.

Hilal Akgül, “Rıza Han’ın (Rıza Şah Pehlevi) Türkiye Ziyareti”, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları 7, (2012), s.13-14; Şerafettin Turan, Mustafa Kemal Atatürk… Ankara, 2008, s. 416.) Rıza Han 12 Aralık 1925’te meclis kararıyla İran’da cumhuriyeti değil, şahlığını ilan etti.

Böylece Kaçar hanedanlığının yerini Pehlevi hanedanlığı aldı.

RIZA PEHLEVİ’NİN TÜRKİYE ZİYARETİ Atatürk, 18 Haziran 1932’de kendisini ziyaret eden Tahran Büyükelçisine, Şah Hazretleri ile birebir tanışma arzusunun bulunduğunu iletmiş ve bunun üzerine Rıza Şah, Gazi’yi ziyaret etmek istediğini belirtmişti.

Ziyaret, Haziran 1934’te gerçekleşecekti.

Hem tam bağımsız ve çağdaş Türkiye’yi İran Şahı’na göstermek hem de Türk-İran dostluğunu güçlendirmek isteyen Atatürk bu ziyarete çok önem veriyordu.

Şah’ın geçeceği güzergâhtaki yolların bakımı yapılmış, cadde ve sokaklar yenilenmiş, her yer Türk ve İran bayrakları ile donatılmış, geçilecek her ilin giriş ve çıkışına Farsça tabelalar yerleştirilmişti.

Şah için Kayseri Tayyar Fabrikası’nda iki uçak üretilmişti.

Ayrıca ziyaret anısı olarak, Darphane’ye, bir yüzünde Rıza Şah’ın, diğer yüzünde Atatürk’ün resmi bulunan elli adet gümüş ve yüz adet bronz madalya basılması talimatı verilmişti.

Şah Rıza Pehlevi, 16 kişilik heyeti ile birlikte 16 Haziran 1934’te Türkiye’ye geldi.

Gürbulak Sınır Kapısı’nda karşılanan Rıza Pehlevi, daha sonra Ankara’ya geçti.

Şah, Ankara Garı’nda bizzat Atatürk tarafından karşılandı.

Türk ve dünya basını bu ziyarete geniş bir yer ayırdı.

Cumhurbaşkanı Atatürk, 16 Haziran’da Rıza Pehlevi şerefine Çankaya Köşkü’nde verilen ziyafet sırasında “Büyük dostumuz ve aziz biraderim Şehinşah Hazretleri” diyerek başladığı konuşmasında, bu ziyareti memnuniyetle karşıladığını belirtti.

Türkiye-İran ilişkilerinde dostluğun önemine dikkat çekti.

Rıza Pehlevi de iki kardeş milletin dostluğunun önemine değinerek Atatürk’ü İran’da ağırlamak istediklerini söyledi.

Atatürk, Rıza Pehlevi’ye özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti Ankara’nın modern yüzünü göstermek istemiş, bunun için Şah’a Ankara’da Yüksek Ziraat Enstitüsü, Çubuk Barajı, Gazi Terbiye Enstitüsü, İsmet Paşa Kız Enstitüsü, Etnografya Müzesi, Numune Hastanesi, Himaye-i Etfal Cemiyeti, Ankara Halkevi, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Hıfzıssıhha Enstitüsü ve askeri fabrikalar gibi yerler gezdirilmişti.

Ayrıca Şah’ın onuruna büyük bir resmigeçit düzenlenmişti.

Atatürk, İran Şahı’nın ziyareti nedeniyle Türk-İran dostluğunu anlatan bir opera hazırlatmış; Ahmet Adnan Saygun’un bestelediği Özsoy Operası, 19 Haziran 1934 Akşamı Ankara Halkevi’nde Atatürk’ün ve Rıza Pehlevi’nin huzurunda sergilenmişti. 20 Haziran 1934’te Ankara’dan ayrılan Rıza Pehlevi, Atatürk’ün eşliğinde Eskişehir-Uşak-Manisa-İzmir-Balıkesir üzerinden Çanakkale’ye geçti.

Eskişehir’de Hava Meydanı Okulu, İzmir’de Kız Öğretmen Okulu ve Halkevi ziyaret edildi, askeri birliklerde teftişlerde bulunuldu. 25 Haziran’da Çanakkale’den İstanbul’a geçen Rıza Pehlevi, bir hafta da İstanbul’da çeşitli incelemelerde bulunduktan sonra 2 Temmuz 1926’da ülkesine dönmek üzere Trabzon’a hareket etti.

İran Şahı’nın Türkiye ziyaretinin önemli anları filme de alındı. 10 Haziran 1934 tarihinde Türkiye’ye giren İran Şahı Rıza Pehlevî, 26 gün Türkiye’de kalarak Cumhuriyet tarihinin en uzun ve belki de programı en yoğun ziyaretini gerçekleştirmişti.

Rıza Şah’ın Türkiye ziyareti, ilk ve tek yurtdışı ziyareti olacaktı.

Atatürk tam bağımsız, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kısa sürede yarattığı büyük çağdaş dönüşümü, o dönüşümün sembolü durumundaki belli başlı uygarlık eserleriyle Rıza Pehlevi’ye göstermek istemişti.

Donald N.

Wilber’e göre Rıza Pehlevi, Türkiye Cumhuriyeti’nde gördüklerinden çok etkilendi. “Türkiye’nin bu kadarını yapabildiğine ve İran’ı geçebildiğine inanamadığını söyledi.” RIZA PEHLEVİ ÜZERİNDEKİ ATATÜRK ETKİSİ Rıza Pehlevi, İran’da reformlarına Türkiye ziyaretinden önce başlamıştı, ancak Türkiye ziyaretinden sonra, Atatürk’ün devrimlerini örnek alarak İran’ı dönüştürecek daha kapsamlı bir planı uygulamaya başladı.

Karma halk okulları açtı.

Bütün okullarda yetişkinler için akşam sınıfları açtı.

Tahran Üniversitesi ve Ferhengistân’ı kurdu.

Resmi üniformayı, Batı tarzı başlığı kabul etti.

Lakap ve unvanları yasaklandı.

Tahran’da Kadın Kültür Merkezi’ni açtı.

Adalet sistemini çağdaşlaştırdı.

Medeni Kanunu kabul etti.

Sağlık sistemini yeniledi.

Toprak Reformu yapmayı denedi.

Demiryolları inşa etti.

Kapitülasyonları kaldırıp bankaları ve ulaşım sistemini millileştirdi.

Son olarak peçeyi yasakladı.

Şah durmak bilmiyordu!

Öyle ki Türkiye gibi Latin alfabesine geçmek, hafta tatili olarak pazarı seçmek; kısacası Atatürk’ün Türkiye’de yaptığı gibi devleti her bakımdan laikleştirmek istiyordu.

Ancak Rıza Pehlevi’nin reformları İran’da muhafazakârların ve din adamlarının tepkisini çekince reformlar yavaşlatıldı.

RIZA PEHLEVİ İRAN’IN ATATÜRK’Ü OLAMADI Atatürk’ten esinlenen Rıza Pehlevi’nin İran’da yaptığı reformlarla İran çağdaşlaşmaya başladı.

Ancak Rıza Pehlevi’nin İran’da yaptığı reformlar, Atatürk’ün Türkiye’de yaptığı devrimler gibi büyük bir dönüşüm yaratamadı ve yaratılan dönüşüm de kalıcı olmadı. 1979 yılındaki “İslam Devrimi” ile İran’daki çağdaş dönüşüm sona erdi.

Peki, sorun neredeydi?

Atatürk’ün başarıp da Rıza Pehlevi’nin başaramadığı neydi?

Her şeyden önce Atatürk, başından beri halkla birlikte hareket etmişti; bir bağımsızlık savaşıyla emperyalizmi yenerek tam bağımsızlığı sağlamış; “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek egemenliği saraydan (sultandan-halifeden) alıp asıl sahibine, ulusa vererek cumhuriyeti ilan etmiş ve bu cumhuriyeti bir plan çerçevesinde aşama aşama laikleştirmişti.

Atatürk, neyi ne zaman ne ölçüde ve nasıl yapacağını çok iyi bilen bir liderdi.

Rıza Pehlevi ise ülkesini emperyalist baskıdan kurtarıp tam bağımsız yapamamış; halkın desteğiyle değil, bir darbeyle yönetimi ele geçirmiş bir liderdi ve Atatürk’ü taklit ederek İran’ı çağdaşlaştırabileceğini düşünmüştü.

Ayrıca Rıza Pehlevi neyi ne zaman, nasıl yapacağını ve nerede duracağını da bilmiyordu.

İçeride muhafazakârlara, dışarıda İngiliz ve Sovyet baskısına direnemedi.

II.

Dünya Savaşı sırasında tahtını oğlu Muhammet Rıza Pehlevi’ye bırakıp ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Bülent Ecevit ’in, Ortadoğu’da Atatürk rolüne soyunun liderlerin neden kendi ülkelerinin Atatürk’ü olamadıklarını Cemal Abdülnasır örneği üzerinden anlatırken kaleme aldığı şu düşünceler aslında Rıza Pehlevi için de geçerlidir: “Atatürk sonuçlar kadar araçlara da önem verir; hareketlerini imkânlara göre sıralamayı, nerede durması gerektiğini bilir ve yöneleceği hedefi iyice belirlerdi.

Atatürklüğe özenen başka liderler ise hangi hedefe yöneleceklerini bile kestirememiş ve birbiriyle çelişen hedefler arasında bocalayıp kalmışlardır. (…) Atatürklüğe özenen liderlerin ihmal ettikleri en önemli noktalardan biri de Atatürk’ün hiçbir zaman meşruluk sınırları dışına çıkmaması idi.

Onun kuvveti, bir komployla kurulup halka zorla kabul ettirilmiş değil, halka dayanan bir kuvvetti.

Atatürk yaptığı işlerin sorumluluğunu, Anadolu’ya ayak bastığı günden başlayarak milletle paylaşmıştı.

Millet iradesine hükmetmeğe kalkışmaz, ona ancak yol gösterirdi…” (Bülent Ecevit, “Atatürk ve Atatürkler, Ulus, 11.10.1965, s. 3) *** Sözün özü şu ki, Atatürk olmak zordur; hatta olanaksızdır.

Öyle ki, bugüne kadar dünyada Atatürk rolüne soyunan liderlerin hemen hiçbiri kendi ülkesinin Atatürk’ü olmayı başaramadığı gibi Rıza Pehlevi de başaramadı.

Ancak Atatürk; tam bağımsızlık, ulusal egemenlik, uluslaşma, kadın hakları, akıl ve bilimle çağdaş uygarlığa yönelme ve yurtta barış dünyada barış idealiyle tüm dünyaya, özellikle de ezilen, sömürülen, geri kalmış uluslara yol göstermeye devam ediyor.

İlgili Sitenin Haberleri