Haber Detayı
Çürümüşlük ve tükenmişlik
Günümüzde nereye el atılsa hemen her yerden ortalığa olumsuzluk saçılıyor.
Günümüzde nereye el atılsa hemen her yerden ortalığa olumsuzluk saçılıyor.
Dört bir yanımızda çürümüşlüğün izleri ile karşılaşıyoruz.
Üstelik bu çürümüşlüklerin üstüne gidildikçe adeta cerahat fışkırıyor!
Karanlık ve karamsarlık hayatımızı kuşatıyor!
Giderek yaşam sevincimizi kaybediyoruz.
Toplumca adeta bir cendereye sıkışmış, daha doğrusu sıkıştırılmış gibiyiz.
Olup bitenleri izledikçe, düşündükçe, doğrusu yüreklerimizi karalar bağlıyor.
Bu kadim ülkenin onurlu ve yurtsever yurttaşları olarak artık vicdanlarımız kanıyor!
Birçok sosyal araştırma, çürümüşlüğün ve tükenmişliğin çarpıcı sonuçlarını ortaya koyuyor.
OLUMSUZLUKLARA BATMAK Neredeyse tümüyle olumsuzluklara batmış gibiyiz.
Hemen her gün şiddet, uyuşturucu, bahis, fuhuş, çeteler ve benzeri haberlerle karşılaşıyoruz.
İzmir’deki son “tövbe gösterisi” gibi, günlük hayatın içinde karşılaşılan gerici, çağdışı tutum ve davranışlar da cabası!
Bütün bu olumsuzluklar gönlümüzü de yüreğimizi de hem yaralıyor hem de karartıyor.
Bir de geniş toplumsal kesimlerin ekonomik ve sosyal sorunları var tabi.
O sorunlar kimi zaman bu olumsuzlukların nedeni, kimi zaman da sonucu oluyor.
Geçim kaygısı giderek büyük çoğunluğun ortak meselesi haline geliyor.
Ortalığı tam anlamıyla karamsar ve karanlık bir tablo kaplıyor.
Doğrusu toplumca bütün bu olumsuzluklarla baş etmekte zorlanıyoruz.
ÇÜRÜMENİN SİMGESİ Çürümüşlüğün kokusu ortalığa yayılıyor.
Geçtiğimiz günlerde gazetemizde “Çürümüş yumurta kokusuna karşı” başlıklı bir yazı yayımlayan yazarımız Işık Kansu ; “Mutlaka duyumsuyorsunuzdur.
Tüm ülkeyi, baştan başa bir çürük yumurta kokusu kapladı” diyerek şunları yazıyordu: “Her alanda çürümenin kokusu ağırdır, zehirlidir.
Toplum içten içe kemiriliyor, dirim ışığı sönümlendiriliyor, adeta emiliyor.
Yaşamdan duyulan neşe, coşku, geleceğe yönelik umutlar büyük ölçüde köreltiliyor.” Dostumuz Kansu’nun saptamasıyla, “çürük yumurta kokusu” metaforu bir anlamda çürümenin simgesi haline geliyordu.
SİYASETİ KİRLETMEYİN Sıralanan ve etrafımızı kuşatan bütün bu olumsuzluklara, son zamanlarda bir de siyasetçi transferleri eklenmesin mi!
Hele geçmişte bulundukları partilerin ve savundukları görüşlerin tam tersi konumlara savrulanlar için ne diyeceğimizi, ne yazacağımızı doğrusu şaşırıyoruz.
Özcesi “Siyaseti daha fazla kirletmeyin” diyoruz.
Aslında ortaya çıkan görüntülerden iktidarın kimi mensuplarının da rahatsızlık duyduğunu biliyoruz.
Bu transferler iktidar blokunu güçlendirmiyor, tam tersine daha aşağıya çekiyor.
Biz iktidar partisine, bu transferlerin en çok tartışıldığı iki kentte Aydın’da ve Mersin’de araştırma yaptırıp halkın görüşlerini almasını öneriyoruz.
Ama öyle karışık sorularla ve yorumlarla değil; çok yalın biçimde doğrudan isim verilerek transferinin olumlu mu yoksa olumsuz mu karşılandığı yurttaşa sorulmalı.
HİKÂYELERİ TÜKENDİ Aslında bütün bu yaşananlar iktidarın tükenmişliğinin göstergeleri diye değerlendiriyoruz.
Çünkü sonuçta ilkesizlik, politikasızlık ve çözümsüzlük ortalığı kaplıyor.
Toplumun çok olumsuzladığı ve iktidar mensuplarının da bir zamanlar tepki gösterdiği davranışlar, giderek geçer akçe haline getiriliyorsa, herhalde durup düşünülmesi gerekir.
Toplumun hafızası ve seçmenin vicdanı vardır.
Bu toplumsal gerçeklik hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir.
Meydan transferci siyasilere bırakılmamalıdır.
Bu şekilde ne toplum ikna edilebilir ne de seçmenin gönlüne girilebilir.
Üstelik böylesi zorlamalarla yapılacak anayasadan da çözüm süreçlerinden de topluma hayır gelmez.
YENİ BİR HİKÂYE YAZMAK Ancak yeni bir hikâye yazılarak ve seçmen ikna edilerek toplumun desteği alınabilir.
Gördüğümüz kadarıyla çok yorgun ve yıpranmış olan iktidar çevrelerinin, artık yeni bir hikâye yazmaya mecali kalmamıştır.
Bu nedenle de olmaz ve zorlama işlere yöneliyorlar.
Oysa bu durum onların tükenmişliğini daha da artırıyor ve hızlandırıyor.
Aslında ekonomide, siyasette, sosyal yaşamda tam anlamıyla tarihi bir kırılma yaşanıyor.
İktidardan umudunu kesen geniş toplumsal kesimler yeni arayışlara yöneliyorlar.
Gözlerini ve kulaklarını kendilerine yeni bir hikâye sunacak siyasal muhalefete çeviriyorlar.
Muhalefet, toplumun bu beklentisine, kitlelerle birlikte ortaklaşa yeni bir hikâye yazarak karşılık vermelidir.
Bu ödevi başarıyla yerine getirmek ve beklentiyi karşılamak, günümüzde muhalefetin tarihi sorumluluğudur.