Haber Detayı
Esnaf lokantaları kapanırken ne kaybediyoruz?
Bugün esnaf lokantalarının kapanmasını “ekonominin doğal sonucu” diye açıklamak kolay. Ama bu, gerçeğin sadece görünen yüzü. Asıl soru şu: Biz hangi ekonomiyi büyütüyoruz, hangisini gözden çıkarıyoruz? Esnaf lokantalarının kaybı yalnızca gastronomik değil; kültürel ve sınıfsal bir kayıptır.
Tarım ve Gıda Yazarı Ziraat Mühendisi Bilge KeykubatBir şehir düşünün; gökdelenleri yükseliyor, AVM’leri çoğalıyor, zincir restoranlar her köşede.
Ama öğle vakti karnını doyuracak “makul” bir yer bulmak giderek zorlaşıyor.
Menüler kabarık, fiyatlar uçuk, porsiyonlar küçücük.
Oysa aynı şehirde, sessiz sedasız bir esnaf lokantası daha kepenk indiriyor.
Kimse fark etmiyor.
Mesele sadece bir lokanta değil; bir yaşam biçiminin, bir dayanışma kültürünün kaybı.Bugün esnaf lokantalarının kapanmasını “ekonominin doğal sonucu” diye açıklamak kolay.
Ama bu, gerçeğin sadece görünen yüzü.
Asıl soru şu: Biz hangi ekonomiyi büyütüyoruz, hangisini gözden çıkarıyoruz?Anadolu’da yüzyıllar boyunca ticaretin omurgasını oluşturan Ahilik teşkilatı, merkeze kazancı değil, insanı alan bir sistemdi.
Ölçüde adalet, fiyat istikrarı, komşuyu kollamak, zor zamanlarda paylaşmak.
Bunlar birer erdem değil, işin kuralıydı.
Ahilikte “en fazla kâr” değil, “yeterince kazanç” makbuldü.
Bugün kulağa ne kadar yabancı geliyor, değil mi?Esnaf lokantaları ahilikten kalan son sofralarEsnaf lokantaları, bu ahlakın şehir hayatındaki son temsilcilerinden biridir.
Günlük menü, o gün pazarda ne uygunsa odur.
Zam yapılacaksa aylarca düşünülür.
Porsiyonlar küçülmez, hile yapılmaz.
Çünkü o lokantanın müşterisi sadece müşteri değildir; aynı mahallenin, aynı şehrin insanıdır.Ama bugünün ekonomi dili bu değerleri tanımıyor.
Verimlilik, ölçek, büyüme.
Hepsi tamam.
Peki ya adalet?
Peki ya erişilebilirlik?Esnaf lokantaları “ucuz” olduğu için değil, ulaşılabilir olduğu için değerlidir.
Ucuz yemek değil erişilebilir yaşam hakkıdır.
Bugün milyonlarca insan için dışarıda yemek yemek sosyal bir aktivite değil, zorunluluktur.
Evden çıkıp işe giden, tüm gün çalışan bir insanın sıcak bir öğün yemesi lüks olmamalıdır.
Ama gelinen noktada tam da bu yaşanıyor.Gıda enflasyonu, enerji maliyetleri, kira artışları derken; zincir restoranlar fiyatları rahatça yukarı çekerken, esnaf lokantaları sıkışıyor.
Çünkü onların müşterisi fiyat esnekliğine sahip değil.
Bir tabak yemeğin fiyatı arttığında, müşteri kayboluyor.
Bu yüzden esnaf lokantaları ayakta kalabilmek için adeta ekonomik cambazlık yapıyor.Burada acı bir gerçek var; bugün esnaf lokantalarının kapanması, “verimsiz oldukları” için değil; sistemin onları yaşatmak istememesi yüzünden.Bugün hangi şehirde olduğunuzun önemi giderek azalıyor.
Aynı zincirler, aynı tabaklar, aynı sunumlar.
Yerel olan, özgün olan, gündelik olan hızla siliniyor.
Gastronomi bir deneyim olmaktan çıkıp paketlenmiş bir ürüne dönüşüyor.Esnaf lokantaları bu tekdüzeliğe karşı sessiz ama güçlü bir direniştir.
Gösteriş yoktur, “story’lik” tabaklar yoktur.
Ama gerçek hayat vardır.
O gün tencere ne pişirdiyse, hayat da odur.
İşte tam da bu yüzden, esnaf lokantalarının kaybı yalnızca gastronomik değil; kültürel ve sınıfsal bir kayıptır.
Bir şehirde esnaf lokantaları kapanıyorsa, o şehirde orta sınıf eriyor demektir.
Bu kadar net.Tam bu noktada gözden kaçan ama hayati bir çözüm alanı var; kooperatifler.
Üretici kooperatifleri ile esnaf lokantaları arasında kurulacak doğrudan bağ, hem ekonomik hem de sosyal açıdan güçlü bir model sunuyor.Kooperatifler aracılığıyla yerel üreticiden doğrudan temin edilen sebze, bakliyat, süt ve et ürünleri hem maliyetleri düşürür hem de kaliteyi artırır.
Aracı sayısı azalır, üretici kazanır, lokanta nefes alır.
Bu, teorik bir öneri değil; dünyada ve Türkiye’de karşılığı olan bir modeldir.Daha da önemlisi, bu ilişki dayanışma ekonomisinin somut bir karşılığıdır.
Kooperatiften çıkan ürün, esnaf lokantasında pişer; o yemek yine aynı kentin insanını doyurur.
Para şehirde kalır, değer şehirde büyür.Esnaf lokantalarının kaderini sadece piyasa koşullarına bırakmak, bilinçli bir tercihtir.
Ve bu tercih, kamu eliyle değiştirilebilir.
Eğer gerçekten yerel kalkınma, sosyal adalet ve gıda güvenliği konuşulacaksa, esnaf lokantaları bu politikanın merkezinde yer almalıdır.Ne yapılabilir?Belediyeler için atılabilecek somut adımlar aslında çok net:● Belediyeye ait mülklerde faaliyet gösteren esnaf lokantaları ile uzun vadeli, sabit kiralı sözleşmeler yapılabilir.● Elektrik, su ve atık giderlerinde kademeli tarife ve destek modeli uygulanabilir.● Kooperatiflerden alım yapan lokantalara teşvik ve vergi avantajı sağlanabilir.● “Mahalle Lokantası” veya “Kent Mutfağı” adıyla, esnaf lokantalarını kapsayan koruyucu şehir politikaları geliştirilebilir.Merkezi idare açısından bakıldığında ise mesele daha da stratejiktir.
Esnaf lokantaları, sosyal politika aracı olarak görülmelidir.
Tıpkı halk ekmek, halk süt gibi.
Çünkü burada da kamusal bir fayda üretilmektedir; erişilebilir ve sağlıklı gıdaya erişim.Kısacası bu alan, desteklenirse kendi kendini döndürebilen; desteklenmezse sessizce yok olan bir ekosistemdir.Mesele ‘nerede yemek yediğimizden’ büyükEsnaf lokantalarını romantize etmek kolay.
Ama mesele geçmişe özlem değil; geleceği nasıl kuracağımızdır.
Eğer şehirlerimizi sadece zincirlere, AVM’lere ve büyük sermayeye teslim edersek; bir süre sonra herkes daha pahalı, daha ruhsuz ve daha eşitsiz bir hayatın içinde bulur kendini.Bugün esnaf lokantalarını korumak; sosyal adaleti savunmaktır, yerel ekonomiyi ayakta tutmaktır, sağlıklı ve erişilebilir gıdayı savunmaktır.Bu yüzden bu mesele, “nerede yemek yediğimiz” meselesinden çok daha büyüktür.
Esnaf lokantaları kapanırsa sadece kepenkler inmez.
Ahilikten kalan son izler silinir.Dayanışma sofraları dağılır.
Ve şehirler biraz daha soğur.Belki de artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir; bir tabak yemeği bile eşit paylaşamayan bir şehir, ne kadar gelişmiş sayılabilir?