Haber Detayı
“Şairler ölür, şiirler yaşar”
Hakan Tabakan’ın kaleme aldığı “Güzel Son”, Garip akımının unutulmaz isimlerini bir masada toplarken, izleyiciyi de adeta ‘oradayım’ hissi yaratıyor. Müziğinden dekoruna Garip ekolünün sadeliğini yansıtan oyun, sohbetin, arkadaşlığın, yarenlik etmenin lezzetiyle bir daha gitme isteği taşıyor.
Meltem KERRARmeltemkerrar@gmail.comBazı romanlar, vardır, okunduktan yıllar sonra bile içinizde/aklınızda/kalbinizde yaşar.
O semte gider dolaşır, o kişilere uzaktan selam eder, merak eder, özlersiniz hatta.
Sadece sizin açabileceğiniz saklı bir kutu gibidir onlar içinizde.
Tiyatro sahnesinde de durum farklı değildir, kelimelerin gizli büyüsünü kullanmayı bilen iyi bir yazardan gelir bu armağan hep size.
İncelikle yazılmış iyi bir metin, oyuncuları ve sahnesiyle güzel anlaştığında, ‘hep gitmek’ istediğiniz bir anı bırakır belleğinizde.
Son dönemin öne çıkan yerli yazarlarından biri olan Hakan Tabakan’ın kaleminden çıkan Semaver Kumpanya yapımı “Güzel Son”, tam da böyle bir oyun!
Sadece edebiyat meraklısı için değil, yarattığı atmosfer ve ruhla, özlemini çeken herkes için ‘güzel bir son’ bu. 26.
İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında İstanbul Mon Amour projesinin bir parçası olarak tasarlanan oyun, dört yıldır seyirci ilgisiyle sahnelenmeye devam ediyor.Dönemin ruhu sahnede Oyunun ruhunu çok iyi yansıtan Fırat İkisivri’nin müzikleri eşliğinde girdiğimiz Mösyö Lambo’nun meyhanesindeyiz.
Salona girer girmez bizi içine alan ve sahnedekilerle adeta ‘arkadaş’ yapan dekor, Başak Özdoğan’ın elinden çıkmış.
Davetiyemiz edebiyatımızın pek de bilinmeyen ismi Halim Şefik Güzelson’dan.
Arkadaşları Orhan Veli, Melih Cevdet, Sait Faik ve Nurullah Ataç’ı uğrak mekanları olan bu meyhaneye davet etmiş Güzelson.
İmzalı davetiyelerin arkasına bir de not eklemiş, “lütfen içmeden geliniz!” Kendisinin gelip gelmeyeceğini ise kimse bilmiyor.
Biz de onlarla birlikte beklerken tanık oluyoruz; dönem edebiyatının hikayelerine, tartışmalarına, dedikodularına, ruhuna en çok da.
Kimi zaman politik ayrılıklar, kimi zaman edebi tartışmalar… Bir de sürpriz isim uğruyor meyhaneye ve yükseliyor ritim, dönemin muhalif gazeteci yazarı Suat Derviş de meyhanede artık!
Kavga da var, sarılmak da masada ama en çok arkadaşlık, yoldaşlık, yarenlik.
Lambo kimi zaman sohbete katılarak, kimi zaman ikramını yaparak ama hep dengede, nabzını tutuyor müdavimlerinin.
Unuttuğumuz gerçek bir meyhanede olduğu gibi her şey aslında…Volkan M.
Sarıöz yönetmenliğinde sahnelenen oyunda Ahmet Kaynak, Mehmet Konu, Mertcan Ertürk, Metin Alpargun, Muhammed Türkoğlu, Onur Şenol rol alıyor.
Işık tasarım Cem Yılmazer’e ait.
İstanbul’u, şiiri, o dönemi sakince ve fakat iliklerimize kadar hissediyoruz metinle birlikte.
Neden bu isimler peki? “Konu İstanbul’sa Orhan Veli olmak zorundaydı” diyor yazar: “Garip akımı içinde Melih Cevdet ve Oktay Rıfat da yer almalıydı tabii.
Melih Cevdet’e olan özel sevgim onu Orhan ile birlikte oyun karakteri yaptı, Oktay’ın ise adını hep andık Abidin Dino ile Lambo’nun kayıp ‘veresiye defterini’ arıyorlardı çünkü.
Oyunun iç dinamiği için ve yine Orhan Veli’nin varlığından dolayı Nurullah Ataç da bir mecburiyetti artık, orada olmalıydı, yıllardır küs olsalar bile.
Lambo’da ve başka yerlerde birlikte çok vakit geçiren Sait Faik; o hakiki dramıyla, sanatçı dehasıyla, yaşama sevinciyle yine olmazsa olmazdı.
Oyuna adını veren Halim Şefik belki içlerinde en az bilinen şairdi, dünyanın en güzel soyadlı şairi, belki de dünyada Orhan Veli’yi en çok seven insan… Öyle, Orhan Veli hep hayatın merkezinde.
Komünist Suat Derviş’in geçerken uğraması yazarın tercihi oldu.
Suat Derviş de edebiyat dünyasında nerdeyse yok sayılmış, unutturulmuş bir kadın.
Bugünlerde hak ettiği o ilgiyi görmeye başlaması çok sevindirici.
Dönüp bakınca, başka türlü de olmazmış gibi geliyor; Orhan, Nurullah, Lambo, Sait, Melih, Suat, Güzelson Şefik.
Ama ‘oraya Fikret Mualla da şöyle bir uğrasaydı acaba ne olurdu?’ diye düşünmüyor değilim.”'Miş' gibi yapmayan dekor“Güzel Son’da bizi gerçekten o meyhaneye ‘gitmiş gibi’ hissettiren şeyde dekor tasarımının büyük payı var.
Kelimelerin hüznünü, sevincini garip bir şekilde eşyalara taşıyan ve bize hiç gitmesek de hep hatırladığımız bu mekanın yaratıcısı Başak Özdoğan.
Yarattığı dekor ‘mış’ gibi yapmayan sade ve gerçek.
Tıpkı bir Garip şiiri gibi. “Şairlerin yaşamına ve şiirlerine yeniden baktığımız bir süreçti.
Bu açıdan benim için çok özel bir yere sahip çünkü yaşadığım ülkenin şairlerine ilk gençliğimden beri güçlü bir bağ hissediyorum.
En heyecan verici yanı oyunun mekanı olan meyhanenin izlerini Beyoğlu’nda hala bulabilmekti.
Bir yandan o şairlerin duygusu İstanbul’un dokularında, renklerinde, detaylarında hala yaşıyor. ‘Güzel Son’ oyunu o yıl Galatasaray Lisesi Tevfik Fikret Sahnesi’nde prömiyer yaptı.
O küçücük sahneye çıkıp salona baktığımda duyduğum his, mekan duygusunun temeli oldu” diyor ÖzdoğanŞairler kafamızın içinde fısıldıyorOyun, nihayet ‘güzel son’una ulaştığında sahne bitiyor, ama oyun kalıyor.
Şairler, yazarlar kafamızın içinde bir yerde fısıldıyor.
Tıpkı Haldun Taner’in Sersem Kocanın Kurnaz Karısı oyununundaki unutulmaz Savaş Dinçel performansıyla Tomas Fasulyeciyan replikleri gibi; “Zaten aktör dediğin nedir ki?
Oynarken varızdır.
Yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır.
Bir zaman sonra da unutulur gider.
Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız.
Görorum hepiniz gardroba koşmaya hazırlanorsunuz.
Birazdan teatro bomboş kalacak.
Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar.
Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır.
Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir.
Hıranuş’la Virjinya’nın bir diyalogu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır.
İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler.
Artık kendimiz yoğuz.
Seyircilerimiz de kalmadı.
Ama repliklerimiz, fısıldaşır dururlar sabaha kadar.”SANATIN 'ARTI'SI“Işığın Aralığı” sanatseverlerle buluşuyor Ressam Claire Arkas, doğa ve kent manzaralarını ışığın parçalı doğasında yeniden yorumladığı eserleriyle 7 Ocak – 6 Şubat tarihleri arasında Cihangir Ark Kültür’de sanatseverlerle buluşuyor. “Işığın Aralığı / The Interval of Light” başlıklı sergide sanatçının 37 adet eseri yer alıyor.Claire Arkas sergisinde izleyiciyi büyük anlatılardan uzaklaştırarak, ışığın yoğunlaştığı kısa ve sessiz anlara davet ediyor.
Sergi, sanatçının doğa, su, mimari ve figür temalarını sürdürdüğü, ancak bu kez sahnenin merkezinden çok kenarda kalan ayrıntılara odaklandığı bir seçki sunuyor.
Arkas’ın resimleri, geniş panoramalar yerine bir avizenin kırık yansıması, duvarın üzerinden sarkan birkaç bitki ya da dar bir sokak gibi küçük fragmanlarla dünyaya bakıyor.